tanrı sözü
Bir ilahiyat öğretmeni olarak zaman zaman meraklı öğrencilerimin soruları ile karşılaşıyorum. Bu tarz merak sorularını hiçbir zaman bilgisayar listesi haline getirmemiÅŸ olmama raÄŸmen sık sık sorulan soruları sıralamaya kalksam bu soru liste başında yer alan sorulardan olurdu. Sık sık sorulan sorulardan biri “Mesih İsa’yı duymamış Afrika’da yaÅŸayan zavallı bir yerliye ne olacak?” sorusudur. Bu sorudaki derin kaygı, modern çağın medya iletiÅŸiminden yararlanamayan, yeryüzünün ücra bir köşesinde yaÅŸayan insan içindir. Bu kiÅŸi Kutsal Kitap’ın müjdesinden en ufak bir söz bile duymaksızın yaÅŸamış ve ölmüştür. Böyle bir kiÅŸi Tanrı önünde ne olacaktır?

Bu soru neden sıklıkla sorulmaktadır? Neden birçok öğrenci bu soruya takılıp kalmıştır? Belki bu merakı teÅŸvik eden baÅŸka faktörler vardır. Her ÅŸeyden önce, Batı dünyası, Hristiyanlığın temelinde Tanrı sevgisini olduÄŸu konusundan yeterli bilgiye sahiptir. Buna ilave olarak Hristiyan inancının özünün Mesih’in eÅŸsiz kiÅŸiliÄŸinin önemi ve yaptığı iÅŸler olduÄŸu konusunda da ortak bir anlayış vardır. EÄŸer Mesih eÅŸsizse ve kurtuluÅŸ için gerekliyse bu konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan kiÅŸi böyle bir kurtuluÅŸtan nasıl yararlanabilir? EÄŸer Tanrı insanları bu kadar çok seviyorsa o zaman neden hiç kimse bundan’mahrum olmasın diye gökyüzüne ilahi bir mesaj yazmadı? Neden Mesih İsa’nın kurtarışının “müjdesi” ondan yararlanabilme imkanı olan kültürle sınırlıdır?

Soru yalnızca ilahiyat üzerinde bir ÅŸeyleri öğrenmeden kaynaklı deÄŸil aynı zamanda insanın merhameti ile de alakalıdır. EÄŸer çok merhametliysek o zaman bizden daha az imkana sahip olan herkese karşı da oldukça hassas olmalıyız. Biz burada baskın ya da emperyalist bir kültür ayrıcalığından bahsetmiyoruz. Biz burada kurtaran bir ayrıcalıktan bahsediyoruz. Tanrı’yı ikna edip bize kurtuluÅŸumuzu ayrıcalıklı olarak saÄŸlayacak olan esaslı bir doÄŸruluÄŸumuz yoktur. Hatta bizim bozulmuÅŸluÄŸumuzdan kaynaklı kurtuluÅŸa olan büyük ihtiyaç üzerinde duran “ayrıcalığımız” bile tartışmalıdır. Günahın evrensel olduÄŸundan beri ister medeni olsun, ister medeni olmasın, ister batılı olsun, ister batılı olmasın bir sınır yoktur ve bu noktada cevap bulmak oldukça zordur.

Mesih İsa’yı Hiç İşitmemiÅŸ Olan Suçsuz KiÅŸiye Ne Olacaktır?
Her ne dersek diyelim böyle bir soru ile karşılaÅŸacağımız kesindir. Mesih’i duymayan suçsuz kiÅŸilere ne olacaktır?
Sorunun ifade ediliÅŸ biçimi aslında cevabı etkileyecektir. Biz “iÅŸitmeyen suçsuz kiÅŸiye ne olacak?” biçiminde bir soru sorduÄŸumuzda aslında soruyu oldukça önemli sanılarla da yüklemiÅŸ oluyoruz. Her ne olursa olsun eÄŸer soruyu böyle soruyorsak cevap oldukça kolay ve açıktır. Mesih’i duymamış suçsuz bir yerli iyi bir durumdadır ve biz böyle bir kiÅŸinin kurtuluÅŸu konusunda kaygılanmamalıyız. Suçsuz bir kiÅŸinin Mesih’i duymasına gerek yoktur. Böyle bir kiÅŸinin kurtulmaya ihtiyacı yoktur. Tanrı suçsuz bir kiÅŸiyi cezalandırmaz. Suçsuz kiÅŸinin kurtarıcıya ihtiyacı yoktur, kendi suçsuzluÄŸu içinde kendisini kurtarabilir.

Soru böyle bir biçimde sorulduÄŸu zaman dünyada suçsuz insanların olduÄŸu gibi yanlış bir tahmin yürütmeye neden olur. EÄŸer bu böyleyse (ki Hristiyanlık böyle bir varsayımı kesinlikle reddeder) bu kiÅŸiler hakkında kaygı çekmemize gerek yoktur. Fakat hala biz “Mesih’i iÅŸitmemiÅŸ suçlu kiÅŸiye ne olur?” tarzında daha büyük bir soru ile karşı karşıya kalmaktayız.

Suçsuzluk varsayımı farkında olunmadan sorunun içine kaymıştır. Aslında sık biçimde bahsedilen suçsuzluk mükemmel bir suçsuzluk değil de göreceli (nispeten) bir suçsuzluktur. Gördüğümüz kadarı ile bazı kişiler diğer kişilerden daha kötüdürler. Kötülük daha kötü olanın yanında ayrıcalıklı bir konumda olmaktadır. Bir kişi Tanrı’nın emirlerini ayrıntılı bir biçimde bildiği halde kötülük içinde yaşıyorsa ve bu kötülüklerini sürekli tekrarlıyorsa bu kişinin kötülüğü bu konularda bilgisi olmayan kişiden nispeten çok daha berbattır.

DiÄŸer taraftan eÄŸer uzaktaki bu yerli suçluysa, bu kiÅŸinin suçu nerede bulunmaktadır? Hiç iÅŸitmediÄŸi Mesih’e inanmadığı için mi suçludur? EÄŸer Tanrı adilse bu adil olmayacaktır. EÄŸer Tanrı hiç iÅŸitme ÅŸansı olmayan bir kiÅŸiyi mesajına cevap vermiyor diye suçlayacaksa o zaman bu büyük bir adaletsizlik olacaktır. Tanrı’nın açıkladığı adaleti ile taban tabana uyumsuzluk olmuÅŸ olacaktır. Mesih’i iÅŸitmedilerse kimsenin bundan ötürü cezalandırılmayacağı konusunda tamamen emin olabiliriz.
Şöyle rahat bir nefes almadan önce bu yerlinin henüz boynundaki ipten kurtulmadığını aklımızda tutalım. Bazıları böyle bir soru üzerinde düşünmeyi bu noktada kesmekte ve kendi görüşleri ile çabucak kendilerini rahatlatmaktadırlar. Bu noktada dile gelmeyen varsayım yalnızca Tanrı’ya karşı küfrün yalnızca Mesih’i kabul etmemek olduÄŸudur. Bu yerli kiÅŸi bu konuda suçlu olmadığına göre bırakalım gitsin. Aslında bu kiÅŸiyi kendi başına bırakmak ona yapabileceÄŸimiz en büyük yardım ve kurtarmadır. EÄŸer biz bu yerliye gider Mesih’i anlatırsak onun ruhunu sonsuz bir tehlike içine atmış olacağız. Böyle bir durumda Mesih’i bilmiÅŸ olacaktır ve eÄŸer O’nu reddederse artık bu konuda bilgisiz olduÄŸu gibi bir özrü olmamış olacaktır. Bu durumda yapabileceÄŸimiz en iyi hizmet susmayı korumamızdır.

Fakat eÄŸer yukarıdaki varsayımımız doÄŸru deÄŸilse ne olacak? EÄŸer baÅŸka ÅŸeyler de Tanrı’ya karşı küfürse? Bu, durumu deÄŸiÅŸtirecek ve dogmatik uykumuzdan bizi uyandıracaktır. EÄŸer bir kiÅŸi Mesih’i duymadığı halde Baba Tanrı’yı iÅŸitmiÅŸ ve reddetmiÅŸse ne olacak? Baba Tanrı’yı reddetmek OÄŸul Tanrı’yı reddetmek gibi ciddi midir? Daha ciddi görülmese bile eÅŸit derecede ciddidir.

Tanrı Hakkında İşitmiş Olan Kişi için Ne Diyebiliriz?
Bu noktada Yeni AntlaÅŸma insanın evrensel olarak günahlılığını belirlemektedir. Yeni AntlaÅŸma her konumda Baba Tanrı’yı reddetmiÅŸ bir dünyaya Mesih İsa’nın geleceÄŸini duyurmaktadır. Mesih İsa kendisi: “SaÄŸlamların deÄŸil, hastaların hekime ihtiyacı var. Gidin de, “Ben kurban deÄŸil, merhamet isterim sözünün anlamını öğrenin. Çünkü ben doÄŸru kiÅŸileri deÄŸil, günahkarları çağırmaya geldim” (Matta 9:12,13) demektedir.

Mesih’i duymamış kiÅŸi hakkında cevap Romalılar 1. bölüm 18. ayetle baÅŸlayan bölümde bulunmaktadır. Bu bölüm Tanrı öfkesinin ÅŸiddetli bir biçimde vahyedilmesi ile baÅŸlar:
“Haksızlıkla gerçeÄŸe engel olan insanların bütün tanrısızlığına ve haksızlığına karşı Tanrı’nın gazabı gökten açıkça gösterilmektedir.”
Dikkat edersek burada Tanrı’nın öfkesi suçlulara ve bilgisizlere karşı deÄŸil ama Tanrısızlara ve kötülere karşıdır. Bu ne çeÅŸit bir kötülüktür? “Tanrısızlık” ve “kötülük” kelimelerinin her ikisi de etkinliÄŸi genel anlamda tanımlayan kelimelerdir. Aynı zamanda “Bastırılmaya çalışılan gerçek nedir?” diye sormamız gerekmektedir. Metnin geri kalan kısmı bunu açıklamaktadır:
“Çünkü Tanrıya iliÅŸkin bilinen ne varsa, gözlerinin önündedir; Tanrı hepsini gözlerinin önüne sermiÅŸtir. Tanrı’nın görünmeyen nitelikleri sonsuz gücü ve Tanrılığıdünya yaratılalı beri O’nun yaptıklarıyla anlaşılmakta, açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur. Tanrı’yı bildikleri halde O’nu Tanrı olarak yüceltmediler, O’na şükretmediler. Tersine, düşüncelerinde budalalığa düştüler; anlayışsız yüreklerini karanlık bürüdü” (Romalılar 1:19-21).

Burada elçi ilahiyatçıların “genel vahiyle” demek istediklerini tanımlamaktadır. Bu, Tanrı’nın basit bir biçimde bir ÅŸeyi ifade ettiÄŸi anlamına gelmektedir. Vahyin “genel” karakteri iki ÅŸeyi ifade etmektedir, içerik ve seyirci. Genel içerik Tanrı’nın ayrıntılı bir biçimde tanımını kapsamaz. Kutsal Üçlük bu vahyin içinde olan bir bölüm deÄŸildir. Tanrı, sonsuz güç ve ilahiliÄŸin sahibi olduÄŸunu ifade eder. Bu vahiy, bu vahyi kabul eden herkesi içermektedir. Tanrı kendisini ufak çaplı seçkin bir akademik ve din adamlarından oluÅŸan bir gruba açıklamamaktadır, o kendisini herkese açıklamaktadır.

Bu metin genel vahiy konusunda ne açıklamaktadır? Herşeyden önce, Tanrı hakkındaki konuların açık ve anlaşılır olduğunu görürüz. Bu bilgi oldukça sade ve açık bir yolla gösterilmiştir. Bu bilgi gizli bir bilgi değildir.

İkincisi, bilginin tam anlamı ile hedefine ulaÅŸtığını öğreniriz. Tanrı basit bir biçimde kabul edilsin ya da edilmesin farketmez diyerek genel bir vahiyde bulunmamıştır. Burada “Tanrıyı bildiler” diyor. Burada kiÅŸinin problemi Tanrı’yı bilmemesi problemi deÄŸildir; problem doÄŸru olarak bildikleri bilgiyi reddetmeleri problemidir.
Üçüncüsü, böyle bir vahyin dünyanın kuruluşundan beri var olduğunu öğreniyoruz. Ve bu vahyin sürekli bir biçimde devam eden bir vahiy olduğunu öğreniyoruz.
Dördüncüsü, vahyin bir yaratılış yolu olarak geldiÄŸini öğreniyoruz. Tanrı’nın görünmez doÄŸası “yarattığı bütün ÅŸeyler aracılığı ile” kendisini ifade ediyor. Bütün yaradılış varlığının sahibinin muhteÅŸem bir göstericisi olarak muhteÅŸem bir tiyatro oluyor.

BeÅŸincisi, biz vahyin kiÅŸide hiçbir özür bırakmaksızın yeterli olduÄŸunu öğreniyoruz. Bu nedenle metin, “özürleri yoktur” demektedir. Elçilerin aklında yer eden bu özürler acaba nelerdi? Genel vahyin dışarda bıraktığı özürler nelerdi? Açıkçası bu dışarıda kalan özür bilgisizlik özürüdür. EÄŸer elçi bu genel vahiy konusunda haklıysa o zaman hiç kimse Tanrı’ya ÅŸunu söyleyemez: “Özür dilerim, Sana ibadet ve hizmette bulunamadım. Varlığından haberim yoktu. EÄŸer haberim olsaydı ^enin en itaatkar hizmetçin olurdum. Ben militan bir ateist deÄŸildim. Yalnızca agnostiktim (Tanrı’nın bilinemeyeceÄŸine inanıyordum). Senin varlığını ispat edecek yeterli bir kanıtım yoktu.” EÄŸer Tanrı kendisini açık bir biçimde bütün insanlara açıkladıysa, hiçbir kiÅŸi bilgisizliÄŸini Tanrı’ya ibadet etmeme konusunda bir özür olarak kullanamaz.

Bilgisizlik belli durumlarda belli konular için bir özür olarak kullanılabilir. Roma Katolik kilisesi kendi ahlak ilahiyatını, yenilebilir bilgisizlik ve yenilemez bilgisizlik arasındaki ayrıma bağlamıştır. Yenilebilir bilgisizlik üstesinden gelinebilir bilgisizliktir. Bunun özrü yoktur. Yenilemez bilgisizlik ise üstesinden gelinemeyecek bilgisizliktir. Özrü vardır.
Mesela bir TeksasTı sürücünün Kaliforniya’ya veya San Fransisko’ya kadar araba sürdüğünü düşünün. San Fransisko kent sınırlarına geldiÄŸinde kırmızı ışıkta geçti. Bir polis memuru da sürücüyü durdurup ceza kesti. Sürücü, “Ben Teksaslıyım. Kaliforniya’da kırmızı ışıkta geçmenin yasak olduÄŸunu bilmiyordum” diye bağırmaya baÅŸladı. Böyle bir bilgisizlikten dolayı özrü olduÄŸu anlamına gelir mi? Elbette ki gelmez. EÄŸer bir Teksaslı Kaliforniya’da araba sürecekse o yörenin trafik yasalarını bilmek zorundadır. Yasalar öğrenmek isteyenler için açıkça yazılmıştır ve kilit altında tutulmamaktadır. Bu adamın bilgisizliÄŸi yenilebilir bir bilgisizliktir ve kiÅŸiye özür payı bırakmamaktadır.

Diğer taraftan, örneğin San Fransisko yetkilileri hızlı bir şekilde gelir elde etmek için gizli bir toplantı yapıyor ve yeşil ışıkta geçme kırmızı ışıkta durma kuralını değiştiriyorlar. Yasayı ihlal edenden de 100$ para almaya karar veriyorlar. Bunun üzerine her ışıklı kavşakta kırmızıda durup yeşilde geçene ceza kesiyorlar. Yakalanan sürücülerin bilgisizliklerinden ötürü özürleri var mıdır? Evet, bu kişilerin bilgisizlikleri yenilmez bilgisizliktir ve özürleri vardır.

Bu nedenle Mesih’i hiç iÅŸitmemiÅŸ kiÅŸinin bu konuda bilgisizliÄŸini özür olarak ortaya koyabilir, ama Baba Tanrı’ya saygısızlık anlamında bilgisizliÄŸini özür olarak kullanamaz.
Fakat insanlar zaten dünya dinlerinin bir köşesinde bunu yaşamıyorlar mı? Kendi dinlerinin etkinliği bu kişileri Tanrı öfkesinin tehlikesinden uzaklaştırmıyor mu? Antropologların dediği gibi insan homo religiosus değil mi, bu anlamda din evrensel değil mi? Belki böyle kişiler kendi dinsel inançlarında yeterince eğitilmiş ve mantıklı olmayabilirler. Belki totem direklere, ineklere tapabilirler. En azından yapabildiklerinin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Daha iyisini bilmiyorlar. İneklere tapman bir toplumda doğup büyüdülerse nasıl farklı bir yolu denemeyi öğrenebilirler?

Bu noktada tam olarak genel vahiy fikri mahvedilmiştir. Eğer Pavlus doğruysa, dini uygulama putperestliği kabul etmemektedir, aksine suçu belirginleştirir. Bu nasıl mümkün olmaktadır? Pavlus genel vahiy konusunu şu sözleri ile işlemeye devam etmektedir:
“Akıllı olduklarını ileri sürerken akılsız olup çıktılar. Ölümsüz Tanrı’nın yüceliÄŸi yerine ölümlü insana, kuÅŸlara, dört ayaklılara, sürüngenlere benzeyen putları yeÄŸlediler… Tanrı’yla ilgili gerçeÄŸin yerine yalanı koydular. ‘Yaradandın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Tanrı sonsuza dek övülmeye layıktır! Amin” (Romalılar 1:22-25).

Elçi burada putperestliÄŸi dikkatle incelemektedir. Bunu gerçeÄŸin bozulması olarak görmektedir. Tanrı’nın gerçeÄŸi ile yalan arasında bir deÄŸiÅŸme söz konusudur. Tanrı’nın yüceliÄŸi yaratılanın yüceliÄŸi ile yer deÄŸiÅŸtirmektedir. Yaratık ibadeti dindir, fakat bu putperestlik dinidir. Putlara tapınmada ateÅŸli olmak Tanrı’nın yüceliÄŸini ve ilahiliÄŸini ateÅŸli bir biçimde küçültmek anlamına gelmektedir. EÄŸer Tanrı açık bir biçimde yüceliÄŸini ilan ediyorsa ve bu yücelik yaratıklara ibadetle deÄŸiÅŸiyorsa, sonradan gelen bir iman Tanrı’yı hoÅŸnut etmez.

Bu nedenle kiÅŸilerin dindar olması Tanrı’nın onlardan hoÅŸnut olduÄŸu anlamına gelmez. Putperestlik tamamen Tanrı’yı küçültmeyi temsil etmektedir. Tanrı’yı yaratık seviyesine düşürmek Tanrı’yı ilahiliÄŸinden soymak anlamındadır. Putperest din Tanrı’yı doÄŸru bir biçimde araÅŸtırma teÅŸebbüsünde bulunmak deÄŸil, Tanrı’nın kendi vahyini reddetme temelinde bir tanrı aramak demektir.

Putperestler Nasıl Yargılanacaklardır?
Yeni AntlaÅŸma’ya göre insanlar sahip oldukları ışığa göre yargılanacaklardır. Eski AntlaÅŸma’nın bütün elemanları dünyanın bir ucunda yaÅŸayan bazı kiÅŸilerce bilinmemektedir. Fakat bildiÄŸimiz bir ÅŸey “yüreklerindeyazılı” bir yasanın var olduÄŸudur (Romalılar 2:15) Henüz bilmedikler ve bulmayı istedikleri yasa ile yargılanırlar. Bir kiÅŸi kendisi bile üretmiÅŸ olsa kendi ürettiÄŸi bir yasayı tam olarak tutamaz.

Bir gün ofisimde “zoraki dinleyici” konumunda bir üniversite öğrencisine yardımcı olma durumundaydım. Annesinin zoruyla gelmiÅŸti. Annesi oldukça ateÅŸli bir Hristiyandı ve oÄŸlunun da Hristiyan olması için çok uÄŸraşıyordu. Çocuk annesinin bu konudaki zorlamalarından ötürü yılmış ve inanç karşıtı olmuÅŸtu. Aile deÄŸerleri ile çatışma konumunda bir duruma gelmiÅŸti. Benimle konuÅŸtuÄŸunda herkesin kendi etik kurallarını oluÅŸturma hakkına sahip olduÄŸunu ileri sürüyordu. Ahlak olarak kendi ahlakını belirleme yanlısıydı. Annesinin kendi inancını gırtlağına basıp aktarmaya çalışmasından büyük rahatsızlık duyuyordu.

Annesinin yöntemine neden karşı durduğunu sordum. Eğer annesi kendi ahlakını kendisi belirleme durumundaysa o zaman inandığını başkasına da aktarmaya çabalaması doğal karşılanmalıydı. Annesinin anlayışı da kendi inancını başkalarına dayatma şeklindeydi. Annesinin kendisine karşı fazla hassas olmaması nedeniyle aslında Hristiyan ahlak anlayışına göre tutarlı davranmadığını açıkladım. Aksine annesi oğlunun ahlak anlayışına göre davranıyordu. Konuşmamız sırasında inandığı şeyin, kişilerin kendi inandığı şeye etki yapana dek inandıklarını yapabilmeleri olduğunu anladı. Kendisi için belli bir etik, herkes içinse başka bir etik istiyordu. Başkalarının davranışlarından şikayetçi olurken etiğe bakış açımızın en dip noktasının ne olduğuda açığa çıkmaktadır.

Afrika’da paganismin bir etiÄŸi vardır. Fakat bu etik bile bozulmuÅŸtur. Bu nedenle, Tanrı’nın yargısını üzerlerine çekmektedirler. Bazen medeniyetten uzak oldukları için ilkel yaÅŸam lekelenmemiÅŸ bir yaÅŸam olarak hayal edilmektedir. Aslında bu tarz bir düşünce gerçeÄŸe uygun deÄŸildir.
Dünyanın bir köşesindeki kiÅŸi eÄŸer Mesih isa’yı iÅŸitmemiÅŸse bu konuda yargılanmayacaktır. DuyduÄŸu halde reddettiÄŸi ve yüreÄŸine yazılmış yasasına itaat etmediÄŸi için yargılanacaktır. Tekrar etmek gerekirse, kiÅŸiler iÅŸitmediklerinden deÄŸil, iÅŸittiklerinden yargılanacaklardır.

EÄŸer bütün insanlık Baba’yı iÅŸittikleri halde doÄŸal olarak O’nu reddettilerse, bunu Mesih İsa’da sunulan kurtuluÅŸun izlenmesi izlemektedir. Daha önce Baba hakkındaki vahyin reddi Mesih İsa hakkında hiçbir ÅŸey bilmeme tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Mesih’i iÅŸitip O’nu reddetmek bu defa iki kez daha büyük tehlike doÄŸurmuÅŸ olacaktır. Bu durumda yalnız Baba deÄŸil aynı zamanda OÄŸul da reddedilmiÅŸtir. Bu nedenle İncil’in her vaaz ediliÅŸi iki ucu keskin kılıç olmaktadır. İncil inanan için yüceliÄŸin kokusu, reddeden için ölümün kokusudur.

Bir Yerli Nasıl İşitebilir?
EÄŸer bir kiÅŸi Mesih’i duymamışsa oldukça ciddi bir biçimde tehlikededir, böyle kötü bir durum nasıl halledilebilecektir? Cevap elçi Pavlus’un açıklamasında yatmaktadır:
“Ama iman etmedikleri kiÅŸiye nasıl yakaracaklar? Duymadıkları kiÅŸiye nasıl iman edecekler? Tanrı sözünü yayan olmazsa, nasıl duyacaklar? Sözü yaymaya gönderilmezlerse, sözü nasıl yayacaklar? Yazılmış olduÄŸu gibi, ‘İyi haber müjdeleyenlerin ayakları ne güzeldir!9″ (Romalılar 10:14,15).

Elçi burada kilisenin misyona olan ihtiyacını tekrarlamaktadır. Misyon (Latince’de göndermek) Tanrı sevgisi ile baÅŸlamaktadır. Tanrı dünyayı öyle sevdi ki kendi OÄŸlunu dünyaya gönderdi. Mesih’in misyonu Baba’yı reddedenler içindir. Reddedilen Baba OÄŸlunu göndermiÅŸtir ve OÄŸul da Kilisesini göndermiÅŸtir. Bu kilisenin dünyaya olan misyonunun temelini oluÅŸturmaktadır. Bu henüz iÅŸitmemiÅŸ olanlar için Mesih’in buyruÄŸudur. Bir vaaz eden olmaksızın iÅŸitemezler ve gönderilmeksizin bir vaaz eden de olamaz. Mesih’in buyruÄŸu ÅŸudur; İncil her bir diyarda ve her bir millete, her bir kabileye ve her bir konuÅŸulan dilde, her bir yaÅŸayan cana vaaz edilmelidir. EÄŸer bu buyruk kilise aracılığı ile milletlere götürülürse, “iÅŸitmemiÅŸ olanlara ne olacak” gibi bir soru fazla bir anlam ifade etmeyecek.

Hristiyan, bu hiç iÅŸitmemiÅŸlerle ilgili soruyu hallettikten sonra ikinci bir soru sormalıdır: “Kilisenin dünya misyonunu yerine getirme konusunda bir ÅŸey yapmazsam bana ne olur?” EÄŸer Hristiyan bu soruyu ciddi bir biçimde ele alırsa o zaman cevabı da aynı derecede ciddi olacaktır. KiÅŸinin yerliler konusundaki kaygısı merhametle baÅŸlamaktadır. Aynı ÅŸekilde bir merhamet cevabı ile son bulmaktadır.

Mesih’i hiç duymamış kiÅŸinin kader sorusu da yalnızca sözlerle deÄŸil aynı zamanda bir hareketle cevaplandırılmalıdır. Misyon bir üstünlük ya da sömürü ÅŸeklinde deÄŸil Mesih’in göndermesine itaatle yapılmalıdır. Herkesin Mesih’e ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı karşılamakta kilisenin görevidir.

Akılda Tutulması Gereken Anahtar Noktalar
1. Herkes Baba Tanrı’yı biliyor (Romalılar 1:18) Müjdeyi iÅŸitmemiÅŸ olan putperestin problemi bizim evrensel
olarak düşmüşlüğümüzün problemidir. Tanrı’nın kendisini bütün insanlara açıkladığı konusu üzerinde durmalıyız. Bütün insanlar bir Tanrı olduÄŸunu biliyor. Dolayısı ile, hiçbiri bu konuda bilgisiz olduÄŸunu ileri sürüp bunu bir özür olarak kullanamaz.
2.Herkes Tanrı bilgisini çarpıttı ve reddetti Bütün insanlar Tanrı bilgisini çarpıttıklarına ve bilgiyi reddettiklerine göre, hiçbiri suçsuz değildir.
3.Dünyada hiçbir insan suçsuz deÄŸildir. Müjdeyi duymaksızın ölen kiÅŸiler bilgilerine göre yargılanacaklardır. Baba Tanrı’yı reddettikleri için yargılanacaklardır. Tanrı hiçbir zaman suçsuz kiÅŸileri suçlamaz.
4.Tanrı kiÅŸilerin sahip oldukları bilgilere göre yargılar. Bir “din” olarak putperestlik Tanrı’yı hoÅŸnut etmez. Aynı zamanda bu durum Tanrı yüceliÄŸini inciterek küçültür (YeÅŸaya 42:8) Putperestlik insanın Tanrı arayışını deÄŸil Tanrı’dan kaçışını temsil eder.
5.Müjde Tanrı’nın kaybolan kiÅŸi için kurtuluÅŸ armaÄŸanıdır. Tanrı, Mesih’i insanlara suçlarından kurtulma ÅŸansı vermek için göndermiÅŸtir. EÄŸer bir kiÅŸi Mesih’i reddederse o zaman hem Baba’yı hem de OÄŸul’u reddetmeden ötürü iki kez yargıyı üzerine çekmiÅŸ olacaktır (Koloseliler 1:1317).
6.Putperestlerin Baba Tanrı ile barış saÄŸlaması için Mesih’e ihtiyaçları vardır. Mesih’in kendisi putperestleri kayıplar olarak görmektedir.
7.Mesih, herkesin Müjde’yi duyması için kiliseye buyruk vermektedir (Markos 16:15′e bakın).
8.Mesih’i reddetmek iki kez daha fazla yargıyı getirmektedir (2. Timoteos 4:1′e bakın).
9.”Din” insanları kurtarmaz ancak suçlarını arttırır.

Yazan: R.C. Sproul