Bir imanlı, birliğinden ne zaman kopmalı?

hristiyan ne zaman
Gerçek Hristiyanlardan birçoğunun canını sıkan bir soru var: Görünen bir kilisenin birliğini ne zaman terk etmeli? Bu soru, Hristiyanların “kilise ümidinin bir o mezhebe, bir öbür mezhebe gidip geldiği ilgisiz ve laubali tavırlar sonucunda şiddet kazanır. Kilise birliğine gereğinden fazla değer verip, saflığın ve doğruluğun kaybını göz ardı etme pahasına korumaya alışmakla ters tarafa doğru şiddetlenir. Bazı kiliseler önderlerinin kilisenin saf-lığı, barışı ve birliği için çalışmak adına gizli bir yemin etmesini talep ederler. Ancak, eğer bir kilise doktrin ve eylemlerinde iffetsiz hale gelir ve önder gerçekten kiliseyi temiz kılma arayışında olursa, büyük bir ihtimalle kilisenin barışını ve birliğini bozmaya çalışmakla suçlanacaktır. Bu, barış, saflık ve birliği eşit şekilde korumak için ortaya atılmanın bir “görevimiz tehlike” olduğunu keşfeden Eski Antlaşma peygamberlerinin ve Yeni Antlaşma elçilerinin akıbeti gibidir.

Gerçekte kiliseler, bozulma durumuna ve bedeli ağır hatalara sıklıkla düşer. Bir kiliseyi küçük iffetsizliklerden dolayı tamamen terk etmek, merhametten yoksun kalmaktır. Saflık anlamında hiçbir kilise mükemmel değildir, ne doktrininde ne de uygulamalarında. Sabır ve merhamet, kilise tökezlediğinde gereklidir. Bununla beraber, görünen bir kilise topluluğunun, değil belki, kesinlikle terk edilmesi gereken bir an vardır ki, bu, kili-senin inancından dönecek kadar bozulduğu andır. Sapkınlık, kilise, Hıristiyan inancının temel bir gerçeğini reddettiği zaman ortaya çıkar. Eğer, örneğin, kilise müjdeyi inkar etmiş ya da Sakramentleri terk etmişse, gerçek kilise olma özelliğini sona erdirmiştir; imanlı, ondan geri çekilmeye artık mecburdur.
okumaya devam edin…

Kutsal’ın Yaşamı

puritan3
Mesih’in sevgisinin ne denli geniş ve uzun, yüksek ve derin olduğunu anlamak (Efesliler 3:19)

Kutsal’ın yaşamı Mesih’in sevgisidir. Pavlus bize, Tanrı için yaşıyor olabilmek için yasa karşısında ölü olduğunu söylemektedir. Bunu söyleyebilmesinin sebebi kendisini seven Mesih’e olan imanla yaşamasıydı (Galatyalılar 2:20). Tıpkı yaşamları gibi, kutsalların huzuru da Mesih’in sevgisiyle sarılmaktadır. Bir imanlı, Rab İsa ruhuna gülümsemediği sürece ne yaşayabilir ne de sevinebilir. Ancak eğer İsa Mesih sadece bu gülümseyi gösteriyorsa ve sevgisinin ışığında parlıyorsa, imanlılar, herşeyde, hatta en kötü zamanda bile sadece nasıl yaşayacaklarını değil nasıl sevinmeleri gerektiğini de bilirler. İşte bu nedenle Elçi, Efesliler için Baba Tanrı’ya ettiği bu duada sıkıntılarda güçsüz düşmemeleri için bilgiyi aşan Mesih’in sevgisini bilmeleri için yalvarmaktadır. İmanlılar için Mesih’in sevgisi herşeyden aşkın olarak, kelimelerin de ötesindedir. Mesih’in sevgisinden zevk alanlar bu sevgiyi nasıl tanımlayacaklarını bilemezler. Kutsal Yazı birşeyin yüceliğini bu şekilde, yani kelimelerin yetmeyeceği şeklinde olduğunu söyleyerek tanımlamaktadır. Pavlus, üçüncü göğe alınan birisinden bahsettiğinde bu kişinin sözle anlatılamayacak şeyler duyduğunu söylemektedir (2. Korintliler 12:2-4). Mesih’in sevgisinin imanlılar için olan aşkınlığı öylesinedir ki hiçkimse, hiçbir insan veya melek dili bunu tam olarak anlatmaya yetmemektedir.
okumaya devam edin…

insan tanrı seçenek
Aslında insan Tanrı konusunda yalnızca iki seçeneğe sahiptir. O zaman bize düşen sadece iki seçenek bulunmaktadır. Yaratılmış olarak ya Tanrı’yı yüceltip O’ndan sonsuza kadar zevk almak ya da bunun tam aksini yapmak. Bunun ikisi arasında olabilecek, durulabilecek her hangi bir yer yoktur.

Biz yolda yürürken, gezerken, çalışırken, otururken, kalkarken, ibadet ederken, dua ederken hep O muhteşem hükümranın yarattığı, tamamladığı yeryüzünde, göğün altındayız. Ve kısacası aslında hepimiz O’na ait olduğumuz için herkesin böylesi bir tek hükümranın önünde diz çökmekten ve O’na yücelik vermekten başka çıkar yolu yoktur. Ve böyle bir hükümranın, “Mesih Rab’dir” diye bize ilan ettiği müjdesinin ardı sıra gitmekten başka da aslında yolumuz yoktur.
okumaya devam edin…

Hristiyan Yaşantısının Amacı

hristiyan yaşantısı
Hristiyan olduğum ilk zamanlarda, Hristiyan topluluğunun üyeleriyle tanıştırılmıştım. Çok geçmeden benden, Tanrı’yla her gün belirli bir vakit geçirmem, Kutsal Kitabı okuyup dua etmem beklendiğini anladım. Kilise’ye gitmem bekleniyordu. Artık küfür etmeyerek, içki ve sigara içmeyerek ya da bunun benzeri şeyleri yapmayarak inancımı belli etmem bekleniyordu. Kutsal Kitabın sözünü ettiği doğruluğun bunun çok ötesinde bir şey olduğundan haberim yoktu. Buna rağmen, çoğu yeni Hıristiyan gibi, bu şeylere önem vermeyi öğrendim. Kişisel mektuplarım yeni bir biçim almıştı. Yeni Antlaşma mektuplarından alıntılar gibilerdi sanki. Çok geçmeden, güncelik konuşmalarımda Hıristiyan türü laf kalabalıkları yapmayı da öğrenmiştim. Artık hiçkimseye birşey “söylemiyordum”, yanlızca onlarla “paylaşıyordum”. Her iyi şey, “bereket” oldu, ve artık cümlelerime basmakalıp ruhsal sözler serpiştirmekten kendimi alıkoyamıyordum.

Tabi çok geçmeden anladım ki Hristiyan yaşantısı, gündelik dua zamanlarından ve kutsanmış kelimelerden çok daha öte bir kavramdı. Tanrı’nın daha fazlasını istediğini anladım. İmanımda ve itaatimde olgunlaşmamı, sütü aşıp, et yememi arzuluyor Tanrı. Ayrıca farkettim ki, Hristiyan dili hem Hristiyan olmayan hem de Hristiyanlar için anlamsız bir iletişim biçimidir. Gerçek tanrısallığı bulmaktan çok konuşmalarımda bir ayetin cümle yapısını taklit etmekle ilgilendiğimi anladım.
Devamını okumak için tıklayın!


© 2012 Hristiyan Blog | Hristiyanlık ile ilgili bilgiler ve güncel haberler
Created by Hristiyan.gen.tr
vandelay theme