Biz Tanrı’yı Yüceltmek İçin Yaratıldık

Westminster İnanç Açıklaması’nın Kısa Katekizm'inde (ilmihalinde) şöyle bir soru yer almaktadır: "Mesih krallık görevini nasıl yapar?" Bunun cevabı, "Mesih krallık görevini, bizleri Kendisine boyun eğdirerek, bizleri yönetip koruyarak, Kendisinin ve bizim bütün düşmanlarımızı zapt ederek ve yenerek yapar" demektedir.
Bizi zevk için ezip geçecek bir Tanrı'ya aslında güvenmemiz ve hatta saygıdan kaynaklı bir korku duymamız mümkün değildir. Fakat bizlerin uğruna kendi ellerine çiviler çaktırabilecek olan bir Tanrı'ya yürekten bir saygı ve bu saygıdan kaynaklı korku duyarız. Ve yürekten güveniriz.
Bu nedenle, Reform geleneğindeki bir Hristiyan için Tanrı'nın egemenliğinin kurtaran lütfü her zaman esas olandır. Yani Luther'in lütfü vurgulaması, Calvin'in öğretisinde Tanrı hükümranlığını öne çıkarmak şartıyla lütfün ne denli önemli olduğunun dile getirilmesi şeklinde yerini bulmaktadır. Her şeye kadir, her şeyin sahibi, evrenin hakimi olan o yüce Yaratan o görkeminin ifadesi olarak yaptığı her şeyi lütfundan dolayı yapmaktadır. Mesih İsa'da bize sağlanan kurtarış, bağışlanma, sonsuz yaşam hep bu hükümran Tanrı'nın lütfunun bize dökülmesidir. Bu geleneğin samimi inanlısının bakış açısı hep bu en zirve noktadan başlamaktadır.
Yaratan ve Yaratılan Arasında Önemli Bir Ayrım Vardır

Kutsal Kitap teolojisi her zaman yaratan ve yaratılan arasındaki o önemli ayrımı vurgulamaktadır. Yani insan yaratanı kendi aklına, nedenlerine, düşüncesine, algılarına göre şekillendiremez. İnsan sınırlıdır. Bu bağlamda yeniden vurgulamak gerekirse Tanrı’nın var oluşu bize bağlı değildir. Yu. 5:26'da şöyle diyor: "Çünkü Baba, kendisinde yaşam olduğu gibi, Oğula da kendisinde yaşam olma özelliğini verdi". Yaşam ve her şey O'ndan geldiğine göre ve her şeyin çıkışı Kendisine ait olduğuna göre Tanrı, Kendisi dışında hiçbir şeye bağlı değildir.
Her şey Kendisine bağlı ve Kendisinden kaynaklı olduğuna göre, Tanrı Kendi sınırsızlığında değişmezliğin de abidesidir. Bu nedenle "Her bakımdan değişken, kararsız olan kişi Rab'den bir şey alacağın ummasın" (Yak. 1:7) ayeti doğrultusunda kararsız, değişken ve sınırlı olan insanın Rab'le kolay bir bağı olması, Rab lütuf göstermedikçe mümkün de değildir. Bu nedenle, Tanrı'yı tanımlamak, anlamak, varlığına karar verip vermemek insanın kararlarına bağlı değildir.
İnsanlığın İlk Hali

Dikkat edersek, edindiğimiz bilgilerin çoğuna ikinci, üçüncü hatta bazen onuncu elden sahip oluyoruz. Ne yazık ki, "kulaktan dolma " bilgiler çok yaygın ve yanıltıcı olabiliyor. Hatta bu benim prensibim, felsefem ya da siyasi düşüncem dediğimiz şeyler de aslında bizim değil, ancak öğretmenlerimiz, dostlarımız ya da medya gibi belirli etkenlerden kaynaklanan düşüncelerdir. Dini konulara gelince çoğu vatandaş hararetle tartışmayı sever, ama ne yazık ki esas kaynakları okuyup araştıran kişiler azınlıktadır. Oysa insanın yaradılışı ve amacı gibi bizi yakından ilgilendiren önemli konularda kesin ve emin kaynaklara başvurmak gerek.
Bu yüzden insanın başlangıçta nasıl ve ne amaçla yaratıldığını araştırmak için Tanrı'nın değişmez ve ebedi sözü olan Tevrat'ın ayetlerini birinci ağızdan inceleyeceğiz. İnsanlığın öyküsünün başlangıcı binlerce sene önce Tevrat'ın ilk bölümlerinde ayrıntılı bir şekilde kaydedilmiş bulunuyor. Kutsal Kitap’ın ilk sözleri şöyledir:
"Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu." (Yaratılış 1:12)
Tevrat'ın bu ilk ayetlerinden Tanrı'nın tüm evreni hiç yoktan, tek bir söz ile yarattığını anlıyoruz. Fakat ilginçtir Tanrı'nın kocaman evreni yaratmasından hemen sonra, ikinci ayetin hemen başında Tanrı'nın, doğrudan insanların yaşayacağı küreye yani bizim dünyamıza yöneldiğini görüyoruz. Tanrı tüm ilgisiyle dünyanın yaratılışına odaklanıyor. İkinci ayet yaşadığımız yeryüzünün diğer tüm gezegenler gibi 'boş', 'şekilsiz' ve 'engin sularla kaplı' olduğunu belirtiyor. Fakat Rab, evrenin muazzam bakış açısından önemsiz ve değersiz görünen bizim yaşadığımız bu küreyi seçip üzerine yoğunlaşmaya karar verdi. İlk bölümün devamında Tanrı'nın dünyamızı altı gün içerisinde nasıl mükemmel ve yaşanır bir hale getirdiğini okuyoruz.