<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hristiyan Blog &#124; Hristiyanlık ile ilgili bilgiler ve güncel haberler &#187; thomas cosmades</title>
	<atom:link href="http://www.hristiyanblog.com/konu/thomas-cosmades/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hristiyanblog.com</link>
	<description>Hristiyanlık ile ilgili bilgilerin bulunduğu güncel blog</description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Nov 2010 09:33:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>Thomas Cosmades Rab&#8217;bimizin Yanına Gitti</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/thomas-cosmades-rabbimizin-yanina-gitti/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/thomas-cosmades-rabbimizin-yanina-gitti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Sep 2010 18:09:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[thomas cosmades]]></category>
		<category><![CDATA[vefat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=892</guid>
		<description><![CDATA[Değerli büyüğümüz, İstanbul doğumlu olan ve Türkiye’de 50 yılı aşkın zamandır hizmet eden, güvenilir incil çevirileriyle ve yazdığı makaleler ile ülkemizde hizmet eden kardeşimiz Thomas Cosmades çok sevdiği RAB&#8217;bimizin yanına ve ebediyete intikal etmiştir. Kendisi ve verdiği tanıklık için RAB&#8217;be şükrediyor, onun gibi sadık, dürüst imanlıların kiliselerimizde yetişmesini diliyoruz. -Hristiyan bilgi kaynağı (http://www.hristiyan.gen.tr) THOMAS COSMADES: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-881 alignnone" title="cosmades1" src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/09/cosmades1.jpg" alt="" width="257" height="192" /></p>
<p>Değerli büyüğümüz, İstanbul doğumlu olan ve Türkiye’de 50 yılı aşkın zamandır hizmet eden, güvenilir incil çevirileriyle ve yazdığı makaleler ile ülkemizde hizmet eden kardeşimiz Thomas Cosmades çok sevdiği RAB&#8217;bimizin yanına ve ebediyete intikal etmiştir. Kendisi ve verdiği tanıklık için RAB&#8217;be şükrediyor, onun gibi sadık, dürüst imanlıların kiliselerimizde yetişmesini diliyoruz. -Hristiyan bilgi kaynağı (<a href="http://www.hristiyan.gen.tr">http://www.hristiyan.gen.tr</a>)</p>
<p><strong>THOMAS COSMADES: ‘HEP İSTANBULLU KALACAĞIM!’</strong></p>
<p>“Ben özbeöz bir Anadolu çocuğuyum. Kendimi böyle adlandırırım. Ben bu toprağın çocuğuyum derim!” sözleriyle başladı hayatını anlatmaya. Bizim zamanımızda Türkiye’de bizlere “Ekaliyet” denirdi. Şimdi “azınlık” deniyor. Evet azınlığız, ama hepimiz o toprağın çocuğuyuz gerçekten. Gerek ana, gerek baba tarafım Kapadokya’da doğmuş büyümüş, özbeöz Kapadokyalı insanlardır. Ben de köken olarak Kapadokyalıyım. 29 Nisan 1924’de İstanbul’da doğmuşum. Dünyayı dolaştım. Uzun yıllar Amerika’da, Yunanistan’da, Almanya’da yaşadım. Bana “Nerelisin?” diye sorduklarında, daima “İstanbulluyum!” cevabını verdim. Ben İstanbulluyum, hep İstanbullu kalacağım!<span id="more-892"></span></p>
<p>Çocukluğum, gençliğim Üsküdar’da geçti. Biz Kapadokyalıyız. Bununla daima seviniriz, hatta gururlanırız. Çünkü Kapadokya, Küçük Asya’nın, Anadolu’nun seçkin, en güzel bölgelerinden biridir. Atalarım Kayseri’nin Talas denilen çok güzel bir kasabasından İstanbul’a gelmişler. Hem ana, hem de baba tarafından atalarım Kapadokya’da, Talas’da yaşamışlardır. Atalarımın dilleri Türkçe idi. Gerçi biz Rumuz, Yunanlıyız, ama benim atalarım Rumcayı eğri büğrü konuşabiliyorlardı. Asıl konuşma dilleri Türkçe idi. Bu nedenle ben Rumcayı sonradan öğrendim. Anadilim Türkçe idi. Ben Türkçe örf, adet ve geleneklere göre yetişmiş bir çocuğum.</p>
<p>İSTANBUL DEYİNCE&#8230;</p>
<p>İstanbul deyince aklıma, çocukluğumun geçtiği Üsküdar İcadiye semtindeki hatıralar geliyor. Benim doğup büyüdüğüm, Kuzguncuk Tepesi’nde, İcadiye’deki evimiz “Kiriya Despina’nın evi diye bilinirdi. “Kiriya” Rumcada “Bayan, hanım” demektir. Despina ise büyükannemin adıydı. Boğaz’a hakim bir yerde, kartal yuvası gibi ahşap bir konaktı. Boğaz, masmavi önümüzden akardı. Boğaz’ın kenarındaki yalılar, saraylar, konaklar inci gibi görülürdü. Çok yerler gördüm. Ama Boğaz gibi güzel bir yer göremedim. Niceler, niceler Boğaz’ın güzelliği konusunda benimle hemfikirdir.</p>
<p>TOMA EFENDİ</p>
<p>Annemin babası, aslen Kapadokya’nın Fertek kasabasındanmış. Çok önceleri İstanbul’a gelmiş, sarraflıkta çok başarılı olmuş. Zenginlemiş. Yaşı ilerleyince evlenmeye karar vermiş. O zamanlar soyumuz Ortodoks dininden ayrılarak Amerikalı misyonerlerin Anadolu’da tanıttıkları Protestan inancını benimsemişler. Protestanlar sadece kendi inancında olanlarla evleniyorlarmış. Bu nedenle İstanbul’daki Toma Efendi’de Kapadokyalı bir Protestan kızla evlenmek istemiş. Yayamın erkek kardeşi, ona Talas’daki bir okulda öğretmenlik yapan Despina’yı tavsiye etmiş. Toma Efendi tavsiyeyikabul etmiş, müstakbel eşini İstanbul’a davet etmiş. Öğretmen Despina, bir tatar kervanıyla Kayseri’den Samsun’a gelmiş. Oradan da vapurla İstanbul’a ulaşmış. Kendisini iskelede Toma Efendi karşılamış. Böyle bir tanışmayla evlenmişler. İki kızları dünyaya gelmiş. Küçük kız Mariya, büyüyünce benim annem olmuş.</p>
<p>BABA TARAFIM</p>
<p>Baba tarafından soyum Kapadokyalı’dır. Babamın babasının adı Vasil Ağa imiş. Vasil Ağa da Protestan inancını benimsemiş. O da Kapadokya’nın Talas’ından. Rumların en önemli merkezlerinden birisi olan Kapadokya’da bir gelenek varmış. Kapadokyalılar genç erkeklerini meslek öğrenmek, görgülerini artırmak için İstanbul, İzmir, Trabzon, Adana, Mersin gibi büyük ticaret merkezlerine gönderirlermiş. Oralarda iş yeri açıp varlıklı hale gelenler, döner gelir Kapadokyalı bir kızla evlenirlermiş. Dedem Vasil Ağa da genç yaşında İstanbul’a çalışmaya gelmiş, çeşitli işlerde çalışmış. Okuma imkânı olmamış. Ama öğrenmeye çok meraklıymış. Bir ara Odesa’ya gitmiş, orada çalışmış, Rusça öğrenmiş. Tekrar İstanbul’a dönmüş. Bu arada varlıklı bir Rum aile ile dostluk kurmuş. Bu aile, genç Vasil’i kendi evlâtları gibi bağırlarına basmışlar ve konaklarında hizmetçilik yapan Helena isimli sarışın, mavi gözlü, Rusya’dan gelme, Polonya kökenli bir kızla evlendirmişler. Bu evlilik genç Vasil’e güzel olanaklar sağlamış. Vasil keresteci dükkanı açmış. Zamanla İstanbul’un büyük kereste toptancılarından biri haline gelmiş. Vasil Ağa diye ünlenmiş. Vasil Ağa ile Helena çiftinin altısı erkek biri kız toplam yedi çocukları olmuş. 1892’de ikinci oğul olarak babam Mihail dünyaya gelmiş.</p>
<p>Babam Mihail ile annem Mariya 1922’de evlenmişler. İlk çocukları olarak ben dünyaya gelmişim. Doğum tarihim 29 Nisan 1924.</p>
<p>OKUL YILLARIM</p>
<p>Ben Cumhuriyet çocuğuyum. Okul hayatım Atatürk döneminde geçti. Atatürk’ü çok sever ve sayardık. İlkokulu Kuzguncuk Rum İlkokulu’nda bitirdim. Bir yıl Fener Rum Lisesi’ne gittim. Okulumuza “Kırmızı Okul” derlerdi. Fener semtinin çok güzel tarihi bir binasıydı. Bu okulun çok kişi tarafından bilinen bir özelliği, en üstte bir gözlemevi (Observatuvar) olmasıydı. Başlangıç yıllarında okulun sunduğu derslerden biri de bu idi.</p>
<p>Rumca’yı okullarda öğrendim. Fener Rum Lisesi’nden Robert Kollej’e geçtim. İngilizceyi burada öğrendim. O yılların çok kaliteli eğitim veren okullarından biriydi. Bu okula gitmiş olmak hayatımda bana çok imkân verdi. Robert Kollej’de okurken Atatürk vefat etmişti. Ben on dört yaşındaydım. Hepimiz için çok üzücü, büyük bir olaydı. Hepimiz cenaze törenine katılmak için Dolmabahçe’ye gitmiştik.</p>
<p>Fakat Robert Koleji bitiremeden 1943 yılında ayrılmak zorunda kaldım. Çünkü, babam tüm kazancını Varlık Vergisi borcunu ödemeye yatırıyordu. Robert Kolej parasını ödeyemez hale geldi. Ben de istemeden, büyük bir keder içinde okul hayatımı yarıda bıraktım, çalışmaya başladım. Balıkpazarı’nda Kayserili bir pastırma tüccarının ticarethanesinde katip oldum. Bu yıllar İkinci Cihan Harbi yıllarıydı.</p>
<p>Okul hayatım, Atatürk reformlarının heyecanı içinde geçti. Tarih derslerimizde hep Osmanlı İmparatorluğu’nun ve padişahların kötülüklerini; yeni kurulan Cumhuriyet’in iyiliklerini öğrenirdik. “Geçmişi kapatalım! Geçmişterki acı olayları unutalım! Yeni bir Cumhuriyet kurduk. Bunu yaşatalım!” anlayışı hakimdi. Ermenilerin, Rumların başına gelenleri konuşmak imkansızdı. Bu konular ne evlerde, ne de okullarda konuşulmazdı;  hepsi de tabuydu.</p>
<p>KERESTECİLER ÇARŞISI ALEVLER İÇİNDE</p>
<p>Ben çocukluk dünyamın hatıraları arasında hayal meyal hatırlıyorum. Herhalde üç dört yaşlarında olacağım. Yıl 1927 ya da 1928 olabilir. Bir gece annemin, babamın “Keresteciler Çarşısı yanıyormuş! Eyvah! Dükkânımız gitti! Eyvah mahvolduk!” diye bağırışıyla uyanmıştım. Yangının alevleri ta bizim evden görülüyordu. Bu yangın evimizde uzun zaman konuşuldu. Bu nedenle benim hafızamda derin bir iz bırakmış.</p>
<p>Eminönü’nden Unkapanı’na doğru uzanan yolun başlangıcı o dönemlerde bambaşka bir durumdaydı. Şimdilerde Yağ İskelesi olarak bilinen yerde çok büyük bir Keresteciler Çarşısı varmış. Bu çarşıda toptan kereste ticareti yapılırmış. O yıllarda binalar genellikle ahşap yapı olarak inşa edildiğinden, kereste ticareti İstanbul’da önemli bir iş alanıymış. Keresteciler Çarşısı’nda dedem Vasil Ağa’nın toptancı dükkanı varmış. Çarşı esnafının hemen hemen tümü Rummuş. Arabalar, hamallar, mavnalar tahta, kereste taşırmış akşamlara kadar.</p>
<p>İşte bu çarşı bir gecede yandı kül oldu. Tüccarlar varlıklarını kaybettiler.</p>
<p>Türk emekçiler de çorbacılarını yitirdiler. “Çorbacı” sözünü bugünün kuşakları bilmez. Rum ve Ermeni tüccarların yanında çalışan taşradan gelme işçiler, hamallar, arabacılar vb kendilerine iş veren bu insanlara “çorbacı” derlerdi. Kendilerine çorbayı sağladıklarından olsa gerek. Emekçilerin çorbacılara bağlılığı, saygısı derindi. Gayrimüslim işadamları da bu Türk çalışanları sever, onlara güvenirdi. Aralarında çok sıcak ve samimi bir iş bağlılığı vardı.</p>
<p>DÖNELİM KONUMUZA</p>
<p>Dedem Vasil Ağa, bu durumu hiç düşünmemişti. Ticari hayatı bir gecede yok olmuştu. Çarşıyı kimin yaktığı, yangının nasıl çıktığı bir türlü anlaşılamadı. Dedem bu yangından sonra ticaret hayatını noktaladı. Babam yanan çarşıya yakın bir yerde küçük bir kereste dükkânı açtı. Ailemizin geçimini sağlamaya çalışıyordu. Dedem ise Bakırköy’deki konağını yok pahasına sattı. İstanbul’u bir daha görmemek üzere Galata’dan vapura binip terk etti. Yunanistan’ın Pire şehrinde bir ev satın aldı. Fakat Pire’de huzur bulamadan, İstanbul hasreti içinde iki yıl sonra kalp krizinden ölüverdi.</p>
<p>Babaannem Helena ise, dedemden on yıl sonra, Yunanistan Hitler ordularının işgali altında iken, açlıktan telef olanlar arasına katılmıştı!</p>
<p>FUTBOL TAKIMLARI</p>
<p>Genç yıllarımda futbol oynardım. Ama kulüplerde değil, mahalle takımlarında.</p>
<p>İstanbul’da Rumların ve Ermenilerin kendilerine özel futbol takımları vardı. “Pera” adlı futbol takımı, Rumlardan meydana gelirdi. “Şişli” ise Ermenilerin futbol takımı idi. Bu takımlarda çok iyi futbolcular vardı. Pera ve Şişli takımları güçlü takımlar olmalarına rağmen, Türkiye Ligi takımları arasına alınmazlardı. Bu iki takım yılda birkaç kere sadece kendi aralarında oynarlardı. Neden Türk takımlarıyla maç yapmazlardı? Bu bir ayrımcılıktı. Dediklerine göre, memleketi yönetenler Rum ya da Ermeni futbol takımı Türk takımlarından biriyle oynarken olay çıkmasından korkuyorlarmış.</p>
<p>ZOR BİR DÖNEM</p>
<p>Atatürk’ün ölümüne yakın yıllarda dünya savaşa doğru gidiyordu. Ben Robert Kolej’de İspanya İçsavaşı’nı takip ederdim. O yıllarda solcuydum. İspanya’da Cunhuriyetçilerin kazanmasını tüm gönlümle istiyordum. Olmadı. Hitler’in yardımıyla, Faşist Franko kuvvetleri, Cumhuriyetçileri yendi. İspanya faşist bir rejim altında karanlık günleri yaşıyordu. Almanya’da ise naziler dünyayı savaşa götürüyordu. Gelişmeleri büyük bir kaygı içinde izliyordum.</p>
<p>Atatürk’ün ölümünden sonra, İsmet Paşa cumhurbaşkanı oldu. Böylece İnönü’nün Millî Şef’lik dönemi başladı. İnönü dönemi aşırı milliyetçiliğin, biz azınlıklara karşı sistemli baskı, dışlama ve yok etme uygulamalarının başlangıcı oldu.</p>
<p>1939 yılında 20 tertip, 25-45 yaş arası Hıristiyan erkekleri askere alındı. Amele Taburları’nda çalıştırılmaya başlandı. Olup bitenleri, siyasi gelişmeleri büyük bir korku ve tedirginlik içinde izliyordum. Babam o yıl 47 yaşında olduğundan askere alınmaktan kurtulmuştu. Eğer gitseydi her şeyimizi kaybederdik. Allah’tan iki yaş farktan kurtardı.</p>
<p>Amele Taburları dönemi bitti. Gidenler geri geldi. Bu sefer 1942 yılında Varlık Vergisi belâsı Gayrimüslimlerin başında patladı. Gazeteler Rum, Ermeni, Yahudi vatandaşları aşağılayan haberlere geniş yer veriyordu. Bunların çoğu yalan ve uydurmaydı.</p>
<p>Gayrimüslim tüccarlara, esnaflara, doktorlara, kısaca azınlıklara büyük miktarlarda vergiler koydular. Birçok insan bütün malını mülkünü satsa bile kendisinden istenen vergi borcunu ödeyemecekti. Ödeyemeyenler vatan haini ilan ediliyor, Aşkale’ye gönderiliyordu.</p>
<p>Babama da çok yüksek vergi konmuştu. Hepimiz korku içindeydik. Evimizi, dükkanımızı satsalar babamın borcunu ödeyemezdik. İşte böyle bir karagünde Maliyede çalışan bir Türk babama yardımcı oldu. Babamın Varlık Vergisi borcunu takside bağladı. Ödeme süresini uzattı. Böylece babam Aşkale’ye gitmekten kurtuldu. Bu da babamın ikinci şansı idi. 1942 kışında, Rusya’nın Almanya’ya karşı üstünlüğü anlaşılınca ve savaşın sonu belli olmaya başlayınca Saraçoğlu Hükümeti’nin siyasetinde yumuşama oldu.</p>
<p>Aşkale sürgünleri serbest bırakıldı. Fakat birçok insan sermayesini, malını mülkünü kaybetmişti. Vasil Ağaların malları Hacı Ağaların eline geçmişti! Aşkale’den dönenler ise iyice korkmuş, fakirleşmişti. Türkiye’yi terk etmenin yollarını arıyordu. Artık azınlıklara Türkiye’de güvenli bir gelecek olmadığı anlaşılmıştı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/thomas-cosmades-rabbimizin-yanina-gitti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsanın Öfkesi ve Tanrı&#8217;nın Öfkesi</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/insan-ofke-tanri/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/insan-ofke-tanri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2010 23:19:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[thomas cosmades]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=447</guid>
		<description><![CDATA[Nedir kitap yakma türünden erdeme, sağduyuya, gerçeğe rest çekeni etkileyen dağıtıcı gücün etkeni? KIZGINLIK, ÖFKE.. Başka yolla başa çıkamadığı bilgiye, inanca, görüşe çok sert bir eylemle yıkıcılığı sancağı kılmak.. Çünkü bu öfkeye set çekebilen gücün yeterliliğini tanımamış o!  Kızgınlık bardağından içki içen pişmanlık yatağında kan kusacaktır. Öfke, hiddet, kızgınlık aynı ocakta kaynamış zehir zıkkım insan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/01/makale.png"><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/01/makale.png" alt="" title="makale" width="120" height="130" class="alignleft size-full wp-image-445" /></a>Nedir kitap yakma türünden erdeme, sağduyuya, gerçeğe rest çekeni etkileyen dağıtıcı gücün etkeni? KIZGINLIK, ÖFKE.. Başka yolla başa çıkamadığı bilgiye, inanca, görüşe çok sert bir eylemle yıkıcılığı sancağı kılmak.. Çünkü bu öfkeye set çekebilen gücün yeterliliğini tanımamış o!  Kızgınlık bardağından içki içen pişmanlık yatağında kan kusacaktır. Öfke, hiddet, kızgınlık aynı ocakta kaynamış zehir zıkkım insan tepkisidir. Bunun getirdiği zarar, üzgü, yıkım dille anlatılamaz. Sevgiyi, acımayı, hoşgörüyü, bağışlayıcılığı kökten dışlayan çirkinlik alemidir öfke.</p>
<p>Tarih boyunca öfke sonucu ne denli savaşlar, soykırımlar, katliamlar oldu; oluyor da.. Ademoğlunun temel tutsaklığı öfkeyedir. Uygarlığın doruklaştığı şu döneme ‘Öfke Çağı’ dememiz hiç de yanlış olmaz. Bir futbol takımı oyun yitirir, yanlıları küplere biner, huligan yıkımını enikler. Toplumuna karşı bazılarının kanı başına sıçrar, ormanları ateşe verir ya da içerleyişini başka taşkınlıklara yöneltir. Terörizm eylemini esinleyen, yönelten duygu elbette yanıp tutuşan öfkedir. Bunun en belirgin, kahredici göstergesi, <em>11 Eylül 2001</em> cinnetidir. On dokuz kişiye öfke öylesi egemen olmuş ki, değerlerin tümünü —kendi canlarına saygıyı da— bir yana itiyor. Ve bu eylem Allah’a yükletiliyor!<br />
<span id="more-447"></span><br />
Eski çağın insanı kızgınlığı kişileştirerek onu ürkü alevleri saçan bir tanrı biçimine sokuyor. Kızgınlık var masmavi gökte beliren bulutçuk gibi hemen dağılır, başkasıysa yıkıcı kasırgalar getiren kapkaranlık bulutlara dönüşür. İncil’de şu Tanrı buyruğu vurgulanır:<em> &#8220;Öfkeye kapılınca bunu günaha dönüştürmeyin. Öfkenizin üzerine güneş batmasın. İblise fırsat vermeyin&#8221; (Efesoslular 2:26,27).</em> Barış Başkanı İsa Mesih şu uyarıyı duyurur:<em> &#8220;Size derim ki, kardeşine öfkelenen herkes yargılanmayı hak edecektir&#8221; (Matta 5:22).</em> Rab, yıkıcı, dağıtıcı, ağlatıcı öfkeden söz etmekte. Günahı arıtıp varlığa egemen olunca O, öfke bulutlarını kesenkes dağıtır. Karşısındakini çamura toprağa batıran, galiz sövmeleri bastıran, gözdağı savuran ya da bıçağa sarılan kızgınlık, iblisin fırsatı ele alarak çaresiz kişiyi yönetmesinin belirgin örneğidir.</p>
<p>Bu dönümde, insan kızgınlığından apayrı özellikle beliren Tanrı kızgınlığına eğilmek yararlı olur. Bu kızgınlık Kutsal Söz’de şu sözlerle anlatılır: <em>&#8220;Tanrı adil bir yargıçtır; güngünden öfke saçar&#8230; Kızgınlığının gücü üzerimden geçti; korku beni yedi bitirdi&#8230; Eriyip tükeniyoruz öfkenden; kızgınlığından dehşete düşüyoruz&#8221; (Mezmur 7:11; 88:16; 90:7).</em> Ademoğlunun okşadığı, hiç bırakmadığı günaha karşı güngünden öfke taşıyan Tanrı, kişiye kesin ve belirgin uyarıda bulunur. Şaşmaz değişmez adaleti herkesi hakça yargılar. O’nun adaletini kendi kaprislerine, dinsel yorumlarına, öç alevlerine, kişisel büyüklenmelere alet yaparak günahını örtbas edenlere yaraşan yargı öfkeyle dolu Hak Yargıç’ın elinden yaraşan cezayı almaktır. Tanrı’nın hak kızgınlığı O’nun kutsallığından kaynaklanır, insanınkiyse cehennem alevlerinden beslenir.</p>
<p>Birçok ilişkide ölçüsüz ademoğlu, kızgınken ölçüsüzlüğünü tüm çirkinliğiyle sergiler. İnsanın öfkesi kötü ilişkileri, yıkımı enikler. Öte yandan Tanrı’nın kızgınlığı her durumda kendi adalet ilkesini savunur. Insansal öfke bencil çıkarcı duygulardan beslenir. Hıncı, kıskançlığı, çekememezliği, güvensizliği, kuşkuyu, korkuyu içerleyişi ve bu türden aşağılık duygularını dışarıya verir. Adil Yaratan-Kurtaran bunlardan bir tekiyle etkilenemez. O’nun öfkesi her durumda kutsallık-doğruluk sınırı içinde işler. Tanrısal kızgınlığın tek ereği, günahlının sarstığı evrensel düzen ve erdem ilkelerini savunmak, sarsılan dengeyi saptamaktır.</p>
<p>Temizliğe saygısı olan, her tür kirlilik karşısında iğrenti duyan kişi Tanrı’nın günah doğrultusunda taşıdığı kızgınlığı daha iyi kavrayabilir. Kutsal Tanrı öz varlığıyla çelişki oluşturan hiçbir bozukluğa sünger geçirmez. Ters durumda egemenliğinin ayaklar altında çiğnenmesine göz yuman biri olurdu. Hayır! O’nun adaleti tamdır, öfkesi korkutucudur. Musa peygamber günahlının sarsıntısına değinerek Tanrı’ya şöyle yakınır: <em>&#8220;Bütün günlerimiz Senin gazabında geçiyor; Yıllarımızı bir soluk gibi bitirmekteyiz&#8221; (Mezmur 90:9).</em> İşin şaşırtıcı yönü, günahı öfkeyle karşılayan Tanrı öte yandan sevgisini de kısmaz. O günahtan nefret eder, bunun yanı sıra günahlıyı sevdikçe sever. İnsan öfkesinden başkalığı budur. Öfkeyle eyleme koyulanda zerre kadar sevgi yoktur; tek etkeni öfkedir. Ama Tanrı öfkelenir, yanı sıra da sever,<em> Tanrı sevgidir (I.Yuhanna 4:8,16).</em> Yalnız Tanrı’dır öfkeyle sevgiyi bağdaştıran, bunları kesin uyumda tutan.</p>
<p>Günahlı kişi korku ıstırabı altında işkence çekmesin. Tanrı’yı hem öfkesi hem de sevgisi kapsamında tanıyan O’nun gerçek niteliğini kavrayabilir. Ademoğlunun öfkeye set çekebilmek için akılları durduran özveriye koyulması hiç düşünülebilir mi? Oğlu öldürülen bağrı yanık baba katile, &#8220;Sen oğlumu öldürdün, ama ben senin bu suçuna karşı mahkemede fidye olarak canımı sunacağım; böylece hem öfkemi noktalayacağım, hem de adaletin ödün vermez dileğini karşılayacağım&#8221; diyebilir mi hiç?</p>
<p>Tanrı tam bu eylemi sonuçladı. Adaletinin dileğini karşılamak, böylece taşkın öfkesini gidermek için biricik Oğlu İsa Mesih’i yerimize sundu. Bu çetin soruna yaratık açısından değil, Yaratan-Kurtaran açısından yaklaşan, aklını düğümleyen sorunların teker teker çözüldüğüne tanık olur, ve bundan sevinç bulur. Dinden vecibeden önce günahaf konusuna eğilmek en önde yer tutan gerekçedir. Bundan ötesi ayrıntı, çoğu kez de çalkantı faslıdır.<em> &#8220;Günahlıyım. Tanrı’nın adaletini zorladım, O’nun kutsallığına karşı çıktım. Göksel Baba’yı mağdur etmiş bir suçluyum. Bunu kendim onaramam. Mesih’in benim yerime kurbanını kabul ediyorum, katında tövbeyle iman ediyorum. Bana verdiği sonsuz güveni için O’na binler binleri teşekkür sunuyorum.&#8221;</em></p>
<p><strong>Yazan:</strong> Thomas Cosmades</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/insan-ofke-tanri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haklıyla Haksız</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/hakliyla-haksiz/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/hakliyla-haksiz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2010 23:09:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[haklı]]></category>
		<category><![CDATA[haksız]]></category>
		<category><![CDATA[thomas cosmades]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=441</guid>
		<description><![CDATA[Tarihin korkutucu, yürek burkucu görünümü giderek kötüleþen haksızlıklar zinciriyle daha da çok boy alıyor. Bir adaletsizlik öncekini bastırıyor. Akla doğal bir soru gelebilir: Parlak denebilecek bir sayfayı oluşturmayan tarihin en sarsıcı ve ağlatıcı haksızlık olgusu acaba nedir, kime olmuştur? Bu konuda çeşitli düşünceler var. Ama kötü insanın en iyi insana uyguladığı o üzücü adaletsizlik eylemi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/01/makale.png"><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/01/makale.png" alt="" title="makale" width="120" height="130" class="alignleft size-full wp-image-445" /></a>Tarihin korkutucu, yürek burkucu görünümü giderek kötüleþen haksızlıklar zinciriyle daha da çok boy alıyor. Bir adaletsizlik öncekini bastırıyor. Akla doğal bir soru gelebilir: Parlak denebilecek bir sayfayı oluşturmayan tarihin en sarsıcı ve ağlatıcı haksızlık olgusu acaba nedir, kime olmuştur? Bu konuda çeşitli düşünceler var. Ama kötü insanın en iyi insana uyguladığı o üzücü adaletsizlik eylemi hiç kimsenin dikkatinden kaçamaz. Tanrı Sözü şu açıklamada bulunur: <em>&#8220;Ama biz daha günahlıyken Mesih bizim yerimize öldü. Tanrı bize sevgisini bununla kanıtlıyor&#8221; (Romalılar 5:8).</em></p>
<p>Tanrı sevgisinin somut ve köklü kanıtı budur: Hakka adalete hiç saygısı olmayan din bağnazı insanların yargılamasıyla ölüme gönderilen Mesih, şu haksızlık dünyasında Tanrı sevgisinin etkin belgesi ve göstergesidir. Isa Mesih insanların günahı için ölürken altı saat süreyle çarmıhta ruh ve beden işkenceleri çekti. Ne demekti, tüm çağlarda tüm insanların günah yargısını taşımak? Haç üstünden yedi kez konuştu. Bunların ilki şudur: <em>&#8220;Ey Baba, onları bağışla; çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar!&#8221; (Luka 23:34).</em><br />
<span id="more-441"></span><br />
Tarihin bu en belirgin haksızlığını bilgisi egemenliği tartışma kaldırmayanTanrı hak ve adalet yöntemine dönüştürdü. Budur, aklı sarsan Tanrı eylemi! Kurtarıcı Isa düşünceyi sarsan insan kötülüğünü Baba’ya yükselttiği bu duygulandırıcı dilekle karşıladı. Bununla Tanrı sevgisini, affetme gücünü sergiledi. İdam yargılısı iki eşkıyanın ortasında asılmıştı O. Bu da öbürler gibidir dercesine! Ne yazık! Asılı haydutlardan biri haçta adalete uyanırken, öbürü gözlerini yumdu, yüreğini sertleştirdi, adaletsizliğinde öldü. Hakkı çiğnemeye eninde sonunda hak yargı yaraştığını kavramak istemedi.</p>
<p>Iki haydut yaşam boyu haksızlık hamuruyla yoğrulmuştu. Bireyin hak ve adalet ölçüsünü yitirmesi en acıklı düşüştür. Her ikisi de haçın üstünden lanet yağdırıyordu.  İsa’ya da.. Bütün bunlara karşı sevgi örneği Mesih ne direndi, ne de kimseyi lanetledi. Iki yargılı çarmıhta birer barut fıçısı kesilmiş. Biri, <em>&#8220;Mesih değil misin?&#8221; </em>dedi.<em> &#8220;Haydi, kendini de bizi de kurtar!&#8221;</em> Beden ve ruh işkencelerinin yanı sıra alay ve hakaret saldırıları.. Budur değerleri yitik ademoğlu! Kötülüğün her çeşidini işle, sıkışınca kolay bir çıkış yolu ara. Nasıl olabilir ikrarsız, tövbesiz kurtuluş? Yitirilmiş değerlerin ön sırasında adalet ölçüsünden sapmak belirir. Adalete saygıyı pazara çıkaran günahlı insan Tanrı adaletini nasıl zorladığını düşünebilirse titrer!</p>
<p>Tam bu sırada iki eşkıyanın birinde büsbütün şaşırtıcı bir aydınlanma oldu. Yüreğinde tanrısal ışık parladı, hak adalet ilkesini kavradı. Ölümün kapkaranlık sonsuza götüren dikenli yol değil, sonsuz ışığa ileten kayrasal geçiş olabileceğini imanla kabul etti. Mesih’in gelecek parlak hükümranlığına sığındı. Ne iyi olurdu, sığınmacılığı arayan herkes o görkemli hükümranın kanatları altına sığınsa! Şu adaletsiz, güvenliksiz dünyada kendine sığınılacak bir ülke özleyen herkese o şanlı ülkeden bir çağrı geliyor. İsa Mesih,<em> &#8220;Ey bütün yorulanlar ve ağır yük altında yıprananlar&#8221;</em> diye her suçluya sesleniyor.<em> &#8220;Bana gelin; sizleri dinlendiririm&#8221; (Matta 11:28).</em></p>
<p>Rab İsa o anda yepyeni yaşama kavuşan tövbeliye şu güvenliği bildirdi:<em> &#8220;Doğrusu sana derim ki, bugün benimle birlikte cennette olacaksın&#8221; (Luka 23:39-43).</em> O mahkum insan  pasparlak bir aşamaya geldi. Adaletsizlikten adalete götüren yol Tanrı sevgisinden kaynaklanan iman taşlarıyla döşeliydi. Toplumun dışladığı insanı İsa kabul etti, önünde esenlik yolunu açtı. Bunu seçen yargılı sonsuzun gönencine kavuştu.</p>
<p>Öbür yargılı kendisini haçtan indirebilecek bir kaçış yolu arıyordu. Belki de gidip haksızlığına haksızlık katsın diye.. Gerçek kurtuluşa kavuşan yargılı ötekini kınadı: <em>&#8220;Senin Tanrı’dan korkun yok mu? Kendin de aynı yargıyla ceza görmektesin. Bizimki hak edilmiş cezadır. Yaptıklarımıza yaraşan karşılığı alıyoruz. Ama O hiçbir yolsuz iş yapmadı! Ya İsa, hükümranlığına geldiğinde beni anımsa!&#8221; (Luka 23:33-43).</em> Böyle bir ikrar peygamberlik bildirisini duymuş bir günahlının ağzından çıktı. Duyduklarına, bildiklerine oracıkta iman etti; yaşam boyu işlediği günaha rest çekti, tüm haksızlıklarını Mesih’in sağladığı adaletle değiş tokuş etti. Budur günahlının dönüşü: İsa’yı kurtarıcı olarak ikrar etmek, O’nun şimdiki ve gelecek hükümranlığına sığınmak.</p>
<p>Ne olabilir İncil’in temel mesajı? Hak İsa haksızlar yararına öldü. Tanrı sevgisinin sevindirici göstergesi budur. Bir yanda suçsuz İsa, öbür yanda idam yargılısı suçlu. Eşkıya ölürken günahlarınına yaraşan sonsuz yargıyı kavrayarak titriyor. Günahsız Mesih’i Tanrı’ca sağlanan kurbanı olarak tanıyor, o anda kesinlikle O’na kurtarıcı olarak  iman ediyor. İsa onu bağışlıyor, sonsuz cenneti veriyor. Öz niteliği sevgi olan göksel Baba bu özelliğini biricik Oğlu’nun ölümüyle mühürlüyor.</p>
<p>Şimdiki yaşamda günah affına, sonsuz güvencine kim kavuşabilir? Çok iyi olan mı? Çok dinsel olan mı? Bol bol hayır sevap işleyen mi? Serpuşa, libasa, saça sakala, tespihe özel dikkatle eğilen mi? Ne var ki, sonsuz vaadını ve güvenliğini alan suçlu bunlardan hiçbirini yapmadı, hem de yapamazdı! Kapkaranlık sonsuzun yolcusuyken haksızlıkların, adaletsizliklerin cezasına kurtulmalık olarak sunulan kurtarıcı Mesih’in kayrasına sığındı. Ne yazık! Öbür yargılı Tanrı sunusunu alayla tepti. Ademoğulları tez elden şüphe ve yadsıma tepkisi gösterebilir; özgürdür. Ama insanın katı yürekliliğiyle imansızlığı Tanrı eylemine sünger çekemez, ilerideki yargıyı gideremez. Evrenin yargıcı tüm haksızlıkları hak olan Kişi’ye yükledi, hak olanın kusursuz adaletini haksıza verdi. Kurtarıcıya iman edip günahından ayrılan suçluya.. Sen de Mesih’e imanla bu kişilerin arasına katılabilirsin. Evrende kalıcı tek sağlayış Tanrı armağanıdır. Kurtuluşun tatlılığı günahın acılığını bastırır. Bu çabasal değil, kayrasal gönençtir.</p>
<p><strong>Yazan: </strong>Thomas Cosmades</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/hakliyla-haksiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Thomas Cosmades için Dua İsteği</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/thomas-cosmades-dua-kanser/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/thomas-cosmades-dua-kanser/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 00:12:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[thomas cosmades]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=439</guid>
		<description><![CDATA[Değerli büyüğümüz, İstanbul doğumlu olan ve Türkiye&#8217;de 50 yılı aşkın zamandır hizmet eden, güvenilir incil çevirileriyle tanınan Thomas Cosmades&#8217;e kolon kanseri teşhisi konuldu. 29 Ocak 2010 Cuma günü Almanya&#8217;da ameliyat olacak. Lütfen bu zorlu süreçte Thomas Cosmades&#8217;i dualarınızda hatırlayınız. Esenlikler, Hristiyan.gen.tr]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli büyüğümüz, İstanbul doğumlu olan ve Türkiye&#8217;de 50 yılı aşkın  zamandır hizmet eden, güvenilir incil çevirileriyle tanınan Thomas  Cosmades&#8217;e kolon kanseri teşhisi konuldu. 29 Ocak 2010 Cuma günü  Almanya&#8217;da ameliyat olacak.</p>
<p>Lütfen bu zorlu süreçte Thomas Cosmades&#8217;i dualarınızda hatırlayınız.</p>
<p>Esenlikler,<br />
<a href="http://www.hristiyan.gen.tr">Hristiyan.gen.tr</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/thomas-cosmades-dua-kanser/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşamın Dinçliği</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/yasamin-dincligi/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/yasamin-dincligi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 21:44:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[thomas cosmades]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın dinçliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=397</guid>
		<description><![CDATA[Yaşamında hiç unutamayacağın, unutmaman gereken iyilikler dizisi ne olabilir? Bir sürü görgüyle çalkalanırken her olayı ve olguyu anımsayabilmek olanaksızdır. Davut’un en içtenlikli bir Mezmur’undan aktarılan bu ilahide, unutulmaması gereken köklü yararlar sıralanmakta. Yaratanı&#8217;yla sağlıklı ilişkide ola-nın zamanda ve sonsuzda akıldan silemeyeceği iyilikler zinciri şöyle sıralanır: Af, şifa, kurtuluş, kayra ve lütuf tacı, doyurulma, sürekli yaşam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/11/yasamindincligi.jpg" alt="yasamindincligi" title="yasamindincligi" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-398" /><br />
Yaşamında hiç unutamayacağın, unutmaman gereken iyilikler dizisi ne olabilir? Bir sürü görgüyle çalkalanırken her olayı ve olguyu anımsayabilmek olanaksızdır. Davut’un en içtenlikli bir Mezmur’undan aktarılan bu ilahide, unutulmaması gereken köklü yararlar sıralanmakta. Yaratanı&#8217;yla sağlıklı ilişkide ola-nın zamanda ve sonsuzda akıldan silemeyeceği iyilikler zinciri şöyle sıralanır: Af, şifa, kurtuluş, kayra ve lütuf tacı, doyurulma, sürekli yaşam yeniliğine kavuşma.. Bunlarla donatılanın elbette hiçbir eksiği olmaz.</p>
<p>Dinçliği oluşturan kutluluklar zinciri nasıl anlatılabilir? Nam, san, onur, orun, güzellik, dinsellik, eğitimde-fizikte tanınmışlık, sporda üstünlük, taşkın varlık mı? Bunlara ve daha bir sürü bolluğa sahipken, dinçlik ne olduğunu bilemeyenler çok. Varlığı bolluklarla donatan Tanrı sağlayışını Davut üç bin yıl geride Mezmur konusu yapıyor, güngünden yenilenen iyilikleri saymakla tüketemiyor. Din-töre icapları ötesinde bilinemeyen yaşam kısır döngüdedir.<br />
<span id="more-397"></span><br />
&#8220;Ey canım, RABBİ kutsa,<br />
İçimde bulunan varlığın her parçası, O&#8217;nun kutsal adını kutsasın!<br />
Ey canım, RABBİ kutsa,<br />
Ve iyiliklerinin toplamını unutma..<br />
Bütün kötülüklerini bağışlayan, Bütün hastalıklarına şifa sağlayan..<br />
Yaşamını çürüklük çukurundan kurtaran,<br />
Sana kayra ve lütuf tacını giydiren..<br />
Özlemlerini iyilikle karşılayan O&#8217;dur.<br />
Gençliğini kartalınki gibi O yeniler&#8221; (Mezmur 103:1 5).</p>
<p>İnanıyorum dediği Tanrı&#8217;dan bu armağanlara kavuşan, onlardan yararlanan hasta ya da sağlam kişi gönençtedir. Kutlulukların diri kaynağı olana sürekli hamt sunmaktadır. Günahlıyı, hastayı, yoksulu, susuzu, acı karşılıksız iyilikleriyle donatan Tanrı&#8217;ya ne ödemeli? Teşekkür ve hamt.. Her kutluluğun kaynağı olan göksel Baba yaratığına ufak tefek hayır sevapla, din icaplarıyla, ahlak kurallarıyla karşılık vermez, kutluluk getirmez. O&#8217;nun bunlara gereksinimi yoktur. İyilikleri sınırsız sevgisinden, kayrasından kaynaklanır; herkese uzanan eli ’al’ der.</p>
<p>&#8220;İçimde bulunan varlığın her parçası, O&#8217;nun kutsal adını kutsa!&#8221; Bu Tanrı, hiçbir yolla ödenmeyen suçlu-luk borcumuzu, Mesih&#8217;in kurtarmalık kanıyla ve kayrasal affıyla arıtır. Ruh-can hastalığından özgür kılın-mak herkesin temel gereksinimidir. Düzensiz varlığın sayısız belirtilerinden biri olan hastalığa da Mesih yardım elini uzatır. Günahın açtığı çürüklük çukurundan suçluyu çeker, başını taçla donatır. Güçsüzlüğü-müzü kendi gücüyle giderir. Ve hastanın-sağlamın böylesi göksel desteğe kesin gereksinimini belirtir.</p>
<p>Hastalık, dengesi bozulmuş kurulu düzenin sarsıntılarından bir bakla. Acıklı ortam Kutsal Söz&#8217;de şöyle dile getirilir: &#8220;Tüm yaratılışın şu ana dek birlikte inlediğini ve doğum sancısı çekercesine birlikte kıvrandığını biliyoruz. Hem yalnız yaratılış değil! Ruh&#8217;un ilk ürününe sahip olan bizler de evlatlığa alınmayı ve bedenimizin kurtuluş bulmasını gözleyerek içimizde inliyoruz. Çünkü bu umutla kurtuluş bulduk. Ama umut bağlanan şey görünseydi ona umut denmezdi. Çünkü gördüğü şeye kim umut bağlar? Oysa görmediğimiz şeye umut bağlarsak, onu katlanışla gözleriz&#8221; (Romalılar 8:22 25).<br />
Hasta insanın gereksinimi pek çoktur. Kuşkusuz sabır-katlanış ön sırada gelir. Hastalık geçiren birçok kişi, bu üzücü görgünün bir eğitimci olduğuna tanıklık eder: &#8220;Düşkünlüğe uğramadan önce yoldan sapmıştım; ama şimdi Senin Sözü&#8217;nü tutuyorum&#8221; (Mezmur 119:67). Ve bunun yanı sıra Kutsal Kitap’ta şu Söz belirtilmekte: &#8220;Keder çekmek gülmekten iyidir, çünkü yüz üzüntüsü yürekte sevince yol açar&#8221; (Vaiz 7:3). Sevinçli, gönençli anlarımız tez unutulur; öte yandan geçmişin acısı kederi hem unutulmaz, hem de somut anılar bırakır. Sevinç eğitimci olamaz. Tersine, acı ve keder eğitimcidir. Onu böyle karşılayabilene.</p>
<p>Yoğun acı çeken, bedeni hastalık barınağına dönüşen Eyub peygamber şöyle dua etti:&#8221;Tuttuğum yolu O bilir; beni denediğinde, altın gibi çıkacağım&#8221; (28:10). Hasta yatağını eğitim basamağı kılarak Tanrı&#8217;nın sesini duyan, O’nun egemen gücüne ve Baba sevgisine sığınarak İsa Mesih&#8217;in kayrasını şifasını arayan sonsuzlar sonsuzu güvendedir. Bu bilgi aşamasına gelenin yaşam ve sonsuz görüşü sağlıklı yörüngededir: &#8220;Çünkü şu gelip geçici acılar, bizde ne sınırı ne de kısıtlaması  olan  sonsuz  yücelik  doluluğunu  oluşturmaktadır&#8221; (II Korintoslular 4:17). İşkenceler çektikten sonra ölen gömülen ve yeniden dirilen Mesih yücelerdedir. O&#8217;nun yeterliliğiyle donatılan kadın erkek sonsuz dinçliğin güvenliğindedir. Bu insan yüceliğin sevincindedir, bilgiyle sonsuzu beklemektedir: Hastalıksız, gözyaşsız, ölümsüz, iblissiz hükümranlığı.. Mesih tehlikelere açık bedenimizi kendi diriliş bedeninin benzerliğine yükseltecek. Böyle güçlü bir kurtarıcıya imanla bağlanmak, Tanrı’nın güncel desteğine kavuşmaktır.</p>
<p><strong>Yazan: Thomas Cosmades</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/yasamin-dincligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geçmiş Olsun</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/gecmis-olsun/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/gecmis-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 21:37:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş olsun]]></category>
		<category><![CDATA[thomas cosmades]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=394</guid>
		<description><![CDATA[Bugünü güvensiz, yarını belirsiz yaşamın üzücü çalkantılarından biri de hastalık. Hepimiz onu geçirdik ya da geçirmekteyiz. Hastanın yanına gelen ona usulden ‘Geçmiş Olsun’ der, tez elden şifa diler. Doktor, hastabakıcı bakımla, ilaçla, iğnelerle hastayı iyi etmek ister. Sigorta hastanın masraflarını öder. Bu yoksa, hasta başkalardan acıma, destek bekler. Birçok hasta aşırı acıyla inler, yaşamı üzüntü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/11/gecmisolsun.jpg" alt="gecmis olsun" title="gecmis olsun" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-395" /><br />
Bugünü güvensiz, yarını belirsiz yaşamın üzücü çalkantılarından biri de hastalık. Hepimiz onu geçirdik ya da geçirmekteyiz. Hastanın yanına gelen ona usulden ‘Geçmiş Olsun’ der, tez elden şifa diler. Doktor, hastabakıcı bakımla, ilaçla, iğnelerle hastayı iyi etmek ister. Sigorta hastanın masraflarını öder. Bu yoksa, hasta başkalardan acıma, destek bekler. Birçok hasta aşırı acıyla inler, yaşamı üzüntü dehlizine düşer, günlere kara perde iner. Bu arada yoksul aileler inler.</p>
<p>Tanrısayar biri olan Hezekiya, İ.Ö. 750 dolaylarında Yahuda kralıydı. Ağır bir hastalığa tutulmuştu. Tanrı onu sağlığa kavuşturdu, yaşam süresini on beş yıl uzattı. Bunun üzerine o şu içtenlikli ilahiyi yükseltti: &#8220;&#8216;Ölüler ülkesinin kapılarına inmek üzereyim&#8217; dedim. &#8216;Günlerimin tam öğle vaktinde yıllarımın kalan kesiminden yoksun kaldım; RABBİ diriler ülkesinde görmeyece-ğim, yeryüzünde yaşayanlar arasında artık insan yüzüne bakmayacağım&#8217; dedim. Konutum kalktı gitti; bir çoban çadırı gibi yanımdan çekildi. Yaşamımı bir dokumacı gibi sardım. O beni dokuma tezgahından kesiyor&#8230; Kırlangıç ya da turna nasıl cıvıldarsa, öyle cıvıldadım. Kumru gibi inledim, gözlerim yukarı bakmaktan zayıflıyor. Ya RAB, baskıdayım; Sen ol bana kefil&#8230; Beni iyi et, beni yaşat. Kuşkusuz, derin acılar çekmem esenliğim içindi. Canımı sevdiğinden beni çürüme çukurundan kurtardın. Çünkü bütün suçlarımı sırtının ardına attın&#8230;Yaşayan insan, bugün benim yaptığım gibi Sana hamdedecek&#8230; RAB beni kurtarmaya hazırdır. RABBİN konutunda, tüm yaşam boyunca ezgilerimizi sazlarla yükselteceğiz&#8221; (Yeşaya 38:9 20).<br />
<span id="more-394"></span><br />
Eyub peygamber katmerli acılarda kıvranırken haykırdı: &#8220;Miras olarak bana sefillik ayları düştü, payım olarak da sıkıntı geceleri. Yattığımda, ne zaman kalkacağım, derim&#8230; Günlerim dokuma tezgahından daha tez umutsuzlukta tükenmekteler&#8230; İnsan nedir ki, onu böylesi önemli sayarsın, onunla ilgilenirsin, düşüncen onda odaklanır&#8221; (Eyub 7:3,4,6,17). Yaşam boyu hastalığa açık varlıklarız. Ne var ki, biraz da tınmazlıkla gün tüketiyoruz. Eyub da sapasağlam, varlıklı saygılı biriyken hastalık tayfun hızıyla bastırıverince dünyaları çöktü.</p>
<p>Ne denli duygulandırıcıdır öncekine koşut tutulabilecek başka bir dua: &#8220;Ya RAB, Seni yardıma çağırdım. Sabahleyin duam Seni karşılar. Niçin ya RAB, canımı kendinden atıyorsun? Niçin yüzünü benden gizliyorsun? Düşkünüm, gençliğimden bu yana ölümle burun burunayım..&#8221; (Mezmur 88:13 15). Hasta yatağında düşüncelere dalanın çaresizliğinden kopup gelir böyle içtenlikli bir yakarı. Bu tartılı dua yaşamın korkularına, sarsıntılarına, acılarına eğilir; varlığın gelip geçiciliğine değinir. Ölümün bir nefes bırakma olduğunu kişiye anımsatır, her şeyin vericisi Tanrı’yla sanki tartışır. Kaderi, kısmeti, tecelliyi bir yana bırakıp bu düşünceyle dua etmenin yararı kendine özgüdür.</p>
<p>Yaşamı her tür dertle, üzgüyle, çalkantı ve günahla beliren Davut peygamber, çok iyi bilinen bir Mezmur&#8217;da şu canlı tanıklığı verir: &#8220;RAB Çobanım&#8217;dır, hiçbir eksiğim olmaz. Canıma taze güç katar&#8221; (23:1,3). İyi Çoban diye betimlenen Tanrı&#8217;nın apayrı özellikleri hemen ışığa çıkar: Sınırsız sevgiyle sevdiği kişiye yakınlığı, ilgiyle ona acıması, her dertte güçlükte yardım sunması.. Çobanın elindeki asa güttüğü koyuna destek ve yeterlik sağlayan, güçsüzlüğe güç katan güvencedir, kanıtlı iman simgesidir. Buna Mesih’in kayrası denir.</p>
<p>Hastanın desteğe, şefkate, avuntuya gereksinimi belirgindir. Benimsenecek sağlıklı tutum, hiç yozlaşmayan göksel yardıma imanla sarılmaktır. Temel gereksinim, her tür bakımın ötesinde bulunan gücedir. İsa Mesih yeryüzündeyken çok sayıda hastayı sağlığa kavuşturdu, nice dertli cana esenlik verdi. O, şifa kaynağıdır. Tanrı&#8217;nın yüce adlarından biri şudur: RAB Şifa Veren (Çıkış 15:26). İnsan bedeni kuşanarak aramızda yaşayan Mesih insanı uğraştıran her derdi giderebilir. İncil’in her sayfası bu tanrısal eylemlerin ışın ışın yanan belgesidir.</p>
<p>Yaratan sağlıklı, yaşam doluluğuyla donatımlı insan yarattı. Ne var ki araya sokulan günah birçok düzensizlikle birlikte hastalığı da getirdi. Günümüzde ulusları uğraştıran çevre kirliliği, insansal bozukluğun en çirkin uzantılarındandır. Çevre hasta, insan hasta, her varlık hasta. Kral Hezekiya ağır hastalığının ortasında şöyle seslenir: &#8220;Çünkü bütün günahlarımı sırtının ardına attın.&#8221; Ademoğlu dinç ve sağlamken belki günahlılığını pek düşünmez. Öyle ya, her iş tıkırındayken yaşamda çöreklenen düzensizlikler zinciri akla getirilmez. Ama kişi hasta yatağındayken, dertlerle boğuşurken günahlılık sırıtmaya başlar.</p>
<p>İsa Mesih sağlığa kavuşturduğu insanların günahını da af etti. Onlara günah boyunduruğundan özgürlük verdi, dertle kavrulan insanlardan her ağırlığı giderdi. Rab hastayı iyi edebilir. Daha da güzeli, canı günah yükünden sadece O arıtabilir. Bu Mesih&#8217;ten arıtma dilemek, kurtarıcılığına iman ederek güvenliğe kavuşmak yaşam-sonsuz gönencidir. İsa’nın bir adı da ’Esenlik Başkanı’ dır (bkz. Yeşaya 9:6). O’nun sevgisinden kaynaklanan sağaltma tümdür, kesindir.</p>
<p><strong>Yazan: Thomas Cosmades</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/gecmis-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

