<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hristiyan Blog &#124; Hristiyanlık ile ilgili bilgiler ve güncel haberler &#187; Tanrı</title>
	<atom:link href="http://www.hristiyanblog.com/konu/tanri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hristiyanblog.com</link>
	<description>Hristiyanlık ile ilgili bilgilerin bulunduğu güncel blog</description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Nov 2010 09:33:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>Sağlıksız Varlık</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/sagliksiz-varlik/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/sagliksiz-varlik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2010 16:56:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıksız varlık]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=362</guid>
		<description><![CDATA[Keşke her yapı sapasağlam olsaydı. Depremlerde çöken konutlar, sele kasırgaya dayanamayan binalar, emekçilerin canını yutan ocaklar. Ve en önemlisi, yaşam yolculuğu bozukluğa, kötülüğe her an açık olan insan. Onun yaratılışına ve sonrasına ilişkin şunlar yazılmıştır: &#8220;Tanrı insanı kendi benzeyişinde yarattı. Onu Tanrı’nın benzeyişinde yarattı; onları erkek ve dişi yarattı&#8221; (Yaratılış 1:27). &#8220;Tanrı insanı doğru yarattı; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/10/sagliksizvarlik.jpg" alt="sagliksiz varlik" title="sagliksiz varlik" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-363" /><br />
Keşke her yapı sapasağlam olsaydı. Depremlerde çöken konutlar, sele kasırgaya dayanamayan binalar, emekçilerin canını yutan ocaklar. Ve en önemlisi, yaşam yolculuğu bozukluğa, kötülüğe her an açık olan insan. Onun yaratılışına ve sonrasına ilişkin şunlar yazılmıştır: &#8220;Tanrı insanı kendi benzeyişinde yarattı. Onu Tanrı’nın benzeyişinde yarattı; onları erkek ve dişi yarattı&#8221; (Yaratılış 1:27). &#8220;Tanrı insanı doğru yarattı; ama onlar pek çok düzen aradılar&#8221; (Vaiz 7:29). Budur üzücü gelişim.</p>
<p>Kutsal-kusursuz Yaratan elbette bozuk insanı yaratamazdı. O’nun Yaratıcı’lığına inanan, her yapıtı kusursuz yaptığını kabul eder. O şu bilgiyi verir Kutsal Sözü’nde: &#8220;Yüceliğim için yarattğım, ona biçim verdiğim, evet kendisini oluşturduğum, adımla çağrılan her insanı ‘getir’ diyeceğim&#8221; (Yeşaya 43:7). Yazıklar olsun! Yaşam düzeniyle Yaratanı’nı yüceltmeye yaratılan insan tam tersine, yapıcısına yüz karası olmuş: &#8220;Tanrı’nın adı uluslar arasında sizin yüzünüzden kötülenmektedir&#8221; diye yazılıdır din bağlılarına (Romalılar 2:24). Ne denli acıklı bir görünüm, değil mi?</p>
<p>İnsan tarihin hangi döneminde bozuldu? Atalarımızın Tanrı istemini bir yana itip iblisin istemini uyguladıkları an! Atalarımız iblise uyruk olmayı seçti, kutsal kusursuz yaşamdan günahlı yaşama geçti. Bunu kişisel karar ve istekleriyle yaptılar. Ve tüm insanlık ailesinin başı, kökeni, pınarı niteliğinde bu güzelim soyun her kuşağını, her canını boyunlarına aldılar. Kutsal Söz buna ‘Özgün ve Kalıtımlı Günah’ demiş. Yapımız çürüktür. Irk, ulus, dil, din, siyasi tutum, eğitim ve daha her ne varsa, temelde hepimiz günah yargısı giymiş sağlıksız Adem çocuklarıyız. Birinin Adem’e dayanmadığını savlaması, elmanın elma ağacında yetişmediğini savunması gibidir. Ama hiç kimse salt Adem’in günahlılığı sonucunda yargılanmaz. Herkes özgür isteğiyle günah işler, ardından da din şartlarına, törelerine sarılarak günahını sildirmeye çabalar. Çürük elmanın çürüklüğünü gidermeye çabalamak gibidir bu.<br />
<span id="more-362"></span><br />
Ademoğlu Yaratan’ın başlangıçta verdiği ruhsal dinçliği, doğruluğu, kutsallığı, sevgiyi hakkı, adaleti yitirdi. Günah yaşamın her yanına dal budak saldı. Bu sonuç aklı, isteği, eylemleri olumsuz biçimde etkiledi, güzeli çirkinleştirdi. Ruhsal kavram yitirilmiş bulunuyor.. Bozuk akıl bozuk istekler enikler: Bencil, kapkaççı, çalımcı, çıkarcı, inatçı, karalayıcı, büyüklenici, göz dikici, hak çiğneyici, sömürücü, terör yöntemleri bulucu, baskıcı, işkenceci, kinci, sövücü, gözdağı verici, öç alıcı, kendi kendini mahvedici. Göstergelerin tümü çürük yapılı insana yönelik..<br />
Sağlıklı, erdemli tutum hepimizin gözü önünde. Bunları uygulamaya çağrı açık açık belirtiliyor. Ne etmeli ki, ademoğlu bir sürü sağlıksız isteğe bağlı. Günaha tutsak kişi onlardan kaçacağı şeylere seğirtir, sığınacağı değerlerden uzaklaşır. İğreneceği şeyleri özler, özeneceği şeyleri teper. Yereceği şeyleri över, öveceği şeyleri yerer. Bu tutum, çürük yapının varlığa egemen kesilmesinden kaynaklanmakta. Yaratan’ın böyle dengesiz bir varlık yaratmadığı kanıt mı ister? Günahlı insanın içinden dışarıya fokur fokur irin birikintisi çıkmakta: Günah çıkartısı.</p>
<p>Hak adalet sözleri hep duyulur, öte yandan da çiğnenir. Yargı kuruluşları yasaları işlerliğe koymaya çalışır. Ne yazık; birçok alanda bunu kesinleştiremez. Tanrı’nın On Buyruk’u adalet gereğini duyurur. On Buyruk’un her biri çiğnenmiş. Tanrı adaletin uygulanışından vazgeçemez. Yasayla, şeriatla, sevapla düzeltilemeyen adalet ağlamakta. Bu savsaklığa karşı Tanrı sağlayışı sunulmakta: İnsanın günahını günahsız İsa Mesih yüklendi.  Zedelenen adaletin dileğini Mesih ödedi. Adaleti sarsan insanın sağlığı yitiktir. Adaleti zorlayan insan bunu kavrayıp imanla Rab İsa Mesih’e sığınınca, hem adaletsizliği kaldırılır, hem de İsa Mesih’in doğruluğuyla donatılır o.</p>
<p>Tanrı kayrasıyla kurtuluşa eren şu  içtenlikli ikrarı yükseltir: &#8220;Bedenin ve düşük aklın istekleri neyse onu uyguladık. Bütün ötekiler gibi, biz de doğal yapımız gereği tanrısal öfkenin çocuklarıydık&#8221; (Efesoslular 2:3). Günahlı insan kurtarıcı İsa Mesih’in bağışlamalığıyla arıtılıp affedilince bağış gönencinde yaşayana doğrultulan Tanrı buyruğu şu olur: &#8220;Bir zamanlar böyle yaşarken, siz de vaktinizi bunlarla geçiriyordunuz. Ama şimdi bunların tümünü üzerinizden atın; Kızgınlığı, öfkeyi, kötülüğü, sövücülüğü, ağzınızdan çıkabilecek kirli sözleri. Madem ki eski insanı yaptıklarıyla birlikte kesip attınız, öyleyse birbirinize yalan söylemeyin. Bunun yerine bilgide yenilenen, kendisini yaratana benzeyen yeni insanı giyindiniz&#8221; (Koloseliler 3:7-10).</p>
<p>Ademoğlu niçin içtenlikli sevgiyle sevemiyor? Niçin candan affedemiyor? Niçin kincilik besliyor? Niçin barışı geliştiremiyor? Niçin adalet kapsamında yönetilemiyor, hem de bu düzeyde yönetemiyor? Niçin yıkıcı duyguları bastıramıyor? Haksızlığa katlanacak yerde niçin haksızlığı haksızlıkla karşılıyor? Çünkü bu tür erdemli davranışlar sadece sağlam ve kutsal bir yürekten kaynaklanabilir. Öte yandan hasta yüreğin ürünü, kaynağına özgü bozukluk çıkartısıdır. Kaynağın neyse sen de osun!</p>
<p>Atamız Adem’le başlayan günah kişisel sorundur. Sonra da toplumsal ve evrensel sorun. Günah bozukluğuyla etkilenmeyen yön yoktur. İşte Kutsal Söz’ün yargısı: &#8220;Bir tek insan yüzünden günah nasıl dünyaya girdiyse günah yüzünden de ölüm dünyaya girdi. Böylece bütün insanları ölüm sardı. Çünkü tümü günah işledi&#8221; (Romalılar 5:12). Bir inancın denektaşı, günah sorununa nasıl yaklaştığı, günahtan arıtılma gereğini nasıl ele aldığıdır. İncil’in her günahlıya müjdesi şudur: &#8220;Ama Tanrı kayrasının ve armağanının bir tek insanın —İsa Mesih’in— kayrasında bunca kişi yararına bollukla dağıtılması daha kesindir&#8221; (Romalılar 5:15). Buna senden ne yanıt gerekir?</p>
<p><strong>Yazan: Thomas Cosmades</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/sagliksiz-varlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tanrı&#8217;nın Reçetesi</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/tanrinin-recetesi/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/tanrinin-recetesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Mar 2010 19:33:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Karikatürler]]></category>
		<category><![CDATA[eczane]]></category>
		<category><![CDATA[reçete]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=471</guid>
		<description><![CDATA[Hayatımızda Kutsal Kitap&#8217;ın yeri ne? Kitaplığımızda tozlanan bir kitap mı, yoksa her gün okuyup danıştığımız bir otorite mi? Tanrı sözünü her gün okumalı, her gün çalışmalıyız. Çünkü O&#8217;nun sözü bilgelikle dolu, hayatımız için bereket kaynağıdır. Tanrı&#8217;ya güvenenler asla mahvolmadı, yarı yolda kalmadı. Bizlerde O&#8217;nun sözünü dinleyelim, okuyalım ve uygulayıcıları olalım.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Hayatımızda Kutsal Kitap&#8217;ın yeri ne? Kitaplığımızda tozlanan bir kitap mı, yoksa her gün okuyup danıştığımız bir otorite mi? Tanrı sözünü her gün okumalı, her gün çalışmalıyız. Çünkü O&#8217;nun sözü bilgelikle dolu, hayatımız için bereket kaynağıdır. Tanrı&#8217;ya güvenenler asla mahvolmadı, yarı yolda kalmadı. Bizlerde O&#8217;nun sözünü dinleyelim, okuyalım ve uygulayıcıları olalım. </p></blockquote>
<p><a href="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/03/eczane.jpg"><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/03/eczane.jpg" alt="" title="eczane" width="541" height="380" class="alignnone size-full wp-image-472" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/tanrinin-recetesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tanrı ile Dostluk</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/tanri-ile-dostluk/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/tanri-ile-dostluk/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 22:37:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=372</guid>
		<description><![CDATA[&#8230;Güdülerimizin olduğu yüreklerimizi incelemeyi ve tek başına kazanmayı reddettiğimizde; ruhsal huzursuzluklarımız artıyor. İlişkiler ve etkinliklerin çoğuna eşlik eden döküntüleri, canlılığımızın kaldırdığı gibi Tanrı&#8217;nın işlerinde işlek olarak, etken kalarak, doğru şekilde devam ederek kendi kendimizi eğitebiliriz. Yalnızlık anlarında, kendi kenimizi incelemenin güç çalışmasını tek başına ele alarak ve kendimizi geriye doğru çekerek disiplin altına almadıkça; dinginlik, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/10/tanriiledostluk.jpg" alt="tanrı" title="tanrı" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-373" /><br />
&#8230;Güdülerimizin olduğu yüreklerimizi incelemeyi ve tek başına kazanmayı reddettiğimizde; ruhsal huzursuzluklarımız artıyor. İlişkiler ve etkinliklerin çoğuna eşlik eden döküntüleri, canlılığımızın kaldırdığı gibi Tanrı&#8217;nın işlerinde işlek olarak, etken kalarak, doğru şekilde devam ederek kendi kendimizi eğitebiliriz. Yalnızlık anlarında, kendi kenimizi incelemenin güç çalışmasını tek başına ele alarak ve kendimizi geriye doğru çekerek disiplin altına almadıkça; dinginlik, yalnızca ufak bir düş olarak kalacaktır. Nasıl işleğim olabilir.. ve bir son gibi ne kadar boş ! Sözcükleri söylüyoruz, ama onların hiçbir anlamı yok. Kendimizi yaşamayan doğrularda gidip gelirken buluyoruz ve bir ruhanilik uyduruyoruz.<br />
<strong><a href="http://www.hristiyan.gen.tr/forum/tanri-dostluk-t162.html">Devamını okumak için tıkla!</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/tanri-ile-dostluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göklerdeki Babamız</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/goklerdeki-babamiz/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/goklerdeki-babamiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Sep 2009 16:34:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[göklerdeki babamız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=314</guid>
		<description><![CDATA[Hiçbir şey Tanrı konusunda yapılan sadık, içten ve sürekli bir araştırma kadar insan aklını daha fazla genişletemeyecek; insan ruhunu daha fazla büyütmeyecektir. Kederinizi kaybetmek ister miydiniz? Üzüntülerinizi atıp kurtulmak ister miydiniz? O zaman gidin ve kendinizi Tanrı&#8217;nın derin sularına bırakın; O&#8217;nun uçsuz bucaksızlığında kaybolun ve kendinizi dinlenmiş, tazelenmiş ve canlanmış bulun. Tanrı konusunda derin derin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/goklerdekibabamiz.jpg" alt="goklerdeki babamiz" title="goklerdeki babamiz" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-315" /><br />
Hiçbir şey Tanrı konusunda yapılan sadık, içten ve sürekli bir araştırma kadar insan aklını daha fazla genişletemeyecek; insan ruhunu daha fazla büyütmeyecektir. Kederinizi kaybetmek ister miydiniz? Üzüntülerinizi atıp kurtulmak ister miydiniz? O zaman gidin ve kendinizi Tanrı&#8217;nın derin sularına bırakın; O&#8217;nun uçsuz bucaksızlığında kaybolun ve kendinizi dinlenmiş, tazelenmiş ve canlanmış bulun. Tanrı konusunda derin derin düşünmekten başka, ruha böyle huzur veren; üzüntüleri ve kederleri böyle dindiren; felaket rüzgarlarına böyle huzur getiren başka hiçbir şey bilmiyorum.<br />
<em><strong>Charles Haddon Spurgeon</strong></em><br />
<span id="more-314"></span><br />
Eğer Tanrı hakkındaki düşüncelerimiz doğru değilse, zihnimize uygulayacağımız diğer her öğreti hatalı olacaktır. Bu, Tanrı&#8217;nın nasıl olduğu hakkında insanların kendi fikirlerini yürütmekte kendilerini serbest hissettiklerinden beri en önemli öğretidir. Kendini Hıristiyan olarak adlandıran bazıları, &#8220;Benim Tanrım asla kimseyi cehenneme gönderemez&#8221; demektedir. Böyle bir ifade, Kutsal Kitap&#8217;ın tüm söylediklerini inkar ederseniz ve konuya sadece kendi fikirlerinizi empoze ederseniz mümkün olabilir. Bu yaklaşım, Tanrı&#8217;yı bizim için mantıklı olan kalıplara sığdırmaya çalışıp O&#8217;nu küçülterek belki de işlenebilecek en büyük günaha sebep olur (Mezmur 50:21).</p>
<p>Eski Antlaşma&#8217;da Tanrı&#8217;yı en çok kederlendiren günahlardan birinin putperestlik olmasının sebebi budur. Bu, tek olan gerçek Tanrı&#8217;nın yerine insan ürünü olan nesneleri ve düşün-celeri koymak demektir (Yeremya 10:3-5). Bu, Tanrı&#8217;nın karakterine atılan iftiradır ve tüm tapınış işe yaramazlık içerisinde cereyan eder.</p>
<p><strong>Tanrı Neye Benzer?</strong><br />
Bu sorunun yanıtı, Tanrı&#8217;nın bizim bildiğimiz ya da deneyim kazandığımız hiçbir şeye benzemediğidir. Yeşaya kitabında Tanrı&#8217;yı, bizlere şu soruyu sorarken görüyoruz&#8221;Beni kime benzetecek, kime denk tutacaksınız? Kiminle karşılaştıracaksınız ki, benzer olalım?&#8221; (Yeşaya 46:5). Mezmur yazarı da aynı şeyi sormaktadır: &#8220;Çünkü göklerde RAB&#8217;be kim eş koşulur? Kim benzer RAB&#8217;be ilahi varlıklar arasında?&#8221; (Mezmur 89:6).</p>
<p>Eğer bu doğruysa, Tanrı hakkında nasıl bilgi sahibi olabiliriz? Bunun için, Tanrı&#8217;nın kendisini bizlere açıklamak için seçtiği yere gitmemiz gerekir; yani Kutsal Kitap&#8217;a gitmemiz gerekir. Kutsal Kitap&#8217;ta Tanrı&#8217;nın özelliklerini keşfedebiliriz. Bizim keşfedebileceğimiz herhangi bir özellik, Tanrı&#8217;nın bizlere kendisi hakkında söylemeyi seçtiği bir özelliktir. Neden bunları bilmemiz gerekir? İlk olarak, Tanrı bizlere kendisi hakkında bir şeyler gösterecek kadar lütufkarsa, O&#8217;nun verdiklerini almamız gerekir. İkinci olarak da, Tanrıbilimi bir Hıristiyanın aklını meşgul edebilecek en büyük ve en harika konudur.</p>
<p><strong>Tanrı Kutsaldır</strong><br />
Kutsal Yazılar&#8217;da Tanrı hakkında en çok söylenen şey, O&#8217;nun Kutsal olduğudur (Mezmur 99:9; 119:9; Vahiy 15:4). Bu, O&#8217;un tüm günahlardan ve kötülükten uzak olduğu ve kendisinde tam ahlaksal bir yetkinlik bulunduğu anlamına gelir. Bu önemli gerçek, diğer herşeyi etkiler ve bundan dolayıdır ki, Tanrı&#8217;nın sevgisi kutsal bir sevgidir; adaleti kutsal bir adalettir; öfkesi kutsal bir öfkedir. Tanrı kutsal olmayan hiçbir şey yapmaz. Bu müthiş bir gerçektir, aynı zamanda rahatlatıcı bir gerçek. Çünkü bizlere sağladığı kurtuluş kutsal bir kurtuluştur. O&#8217;nun planında aksaklık veya kusur yoktur; bu yüzden aksama ihtimali de yoktur.</p>
<p><strong>Tanrı Egemendir</strong><br />
Bu, Tanrı&#8217;nın tüm yarattıkları üzerinde mutlak yönetim hakkı ve yetkisi olduğu anlamına gelir (1. Tarihler 29:11-12). Tanrı kendi istek ve amaçlarını yerine getirme gücüne sahiptir. O, düşmanlarının zaferini gördüğünde çaresizce bakan bir masal kralı değil; herşeye gücü yeten (tüm güce sahip olan), herşeyi bilen (tüm bilgilere sahip olan), her yerde varolandır (tüm yerlerde olandır). İstediği herşeyi, istediği zamanda ve iste-diği kişiyle yapar (Eyüp 23:13).<br />
Böyle bir varlığın bizim Tanrı&#8217;mız olduğunu bilmek ne büyük bir sevinç ve rahatlıktır!</p>
<p><strong>Herşey Tanrı&#8217;nın Hakimiyetindedir </strong><br />
O, halkının yaşamında sürekli çalışmaktadır. Bu nedenle şans eseri veya tesadüfen hiçbir şey yaşamayız. Tanrı destekler, rehberlik eder ve her olayı yönetir (Yaratılış 41:22). Bazen bizler için bunu görmek zordur, fakat Pavlus bizlere Tanrı&#8217;nın herşeyi kendi isteği doğrultusunda düzenlediğini söylemektedir (Efesliler 1:11). Pavlus&#8217;a zor anlarda huzuru ve iç rahatlığını sağlayan şey, Tanrı hakkındaki bu büyük gerçeğe iman etmesidir.</p>
<p><strong>Tanrı İyidir</strong><br />
Tanrı iyidir; sevecen ve cömerttir; yumuşak kalplidir ve de şefkatle doludur (Mezmur 145:9, 15-16). O&#8217;nda merhametten yoksun ve akıl dışı hiçbir davranış yoktur, ancak Tanrı&#8217;nın iyiliği zayıflık veya yumuşaklık değildir. O insanların istismar edebileceği, kendisinden kolaylıkla bir şeyler koparabileceği bir varlık değildir. Bu iyilik, halkı olarak bizler için Tanrı&#8217;ya güvenebileceğimiz anlamına gelmektedir. O&#8217;na güvenebiliriz; bunu yaparak karşılaştığımız durum her ne olursa olsun, bunu Tanrı&#8217;nın bizim iyiliğimiz için kullanacağını biliriz.</p>
<p><strong>Tanrı Sevgidir</strong><br />
Eğer Tanrı sevgi olmasaydı, hiçbirimiz için bir umut olmazdı. İlahi sevgi özensiz, sulu, aşırı duygusal değildir; sevdikleri için işleyen bir sevgidir.<br />
Bu, hak edilmemiş bir sevgidir (Romalılar 5:6-8).<br />
Bizim tarafımızdan aranmamış bir sevgidir (1.Yuhanna 4:10).<br />
Hayal edilemez bir sevgidir (1. Yuhanna 3:1).</p>
<p>Tanrı hakkında Kutsal Kitap&#8217;ın bizlere öğrettiği daha birçok gerçek vardır. Bunları daha sonra bu kitapta göreceğiz. Fakat şu an devam edeceğimiz konuların temelini dayandırmak için bu kadarı yeterlidir. Her Kutsal Kitap öğretisi Tanrı&#8217;nın kalbinde ve aklında meydana gelir. Her öğreti Tanrı&#8217;nın karakterini açıklayacak zenginliktedir ve her biri Tanrı&#8217;ya olan sevgimizi derinleştirir.<br />
<em><strong>Peter Jeffery</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/goklerdeki-babamiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tanrı&#8217;yı Hiç Duymamış Kişiler Ne Olacak?</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/tanriyi-duymamis-kisiler/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/tanriyi-duymamis-kisiler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2009 16:29:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[duymamış kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[habersiz kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=271</guid>
		<description><![CDATA[Bir ilahiyat öğretmeni olarak zaman zaman meraklı öğrencilerimin soruları ile karşılaşıyorum. Bu tarz merak sorularını hiçbir zaman bilgisayar listesi haline getirmemiş olmama rağmen sık sık sorulan soruları sıralamaya kalksam bu soru liste başında yer alan sorulardan olurdu. Sık sık sorulan sorulardan biri &#8220;Mesih İsa&#8217;yı duymamış Afrika&#8217;da yaşayan zavallı bir yerliye ne olacak?&#8221; sorusudur. Bu sorudaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/hicduymamiskiseler.jpg" alt="tanrı sözü" title="tanrı sözü" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-272" /><br />
Bir ilahiyat öğretmeni olarak zaman zaman meraklı öğrencilerimin soruları ile karşılaşıyorum. Bu tarz merak sorularını hiçbir zaman bilgisayar listesi haline getirmemiş olmama rağmen sık sık sorulan soruları sıralamaya kalksam bu soru liste başında yer alan sorulardan olurdu. Sık sık sorulan sorulardan biri &#8220;Mesih İsa&#8217;yı duymamış Afrika&#8217;da yaşayan zavallı bir yerliye ne olacak?&#8221; sorusudur. Bu sorudaki derin kaygı, modern çağın medya iletişiminden yararlanamayan, yeryüzünün ücra bir köşesinde yaşayan insan içindir. Bu kişi Kutsal Kitap&#8217;ın müjdesinden en ufak bir söz bile duymaksızın yaşamış ve ölmüştür. Böyle bir kişi Tanrı önünde ne olacaktır?</p>
<p>Bu soru neden sıklıkla sorulmaktadır? Neden birçok öğrenci bu soruya takılıp kalmıştır? Belki bu merakı teşvik eden başka faktörler vardır. Her şeyden önce, Batı dünyası, Hristiyanlığın temelinde Tanrı sevgisini olduğu konusundan yeterli bilgiye sahiptir. Buna ilave olarak Hristiyan inancının özünün Mesih&#8217;in eşsiz kişiliğinin önemi ve yaptığı işler olduğu konusunda da ortak bir anlayış vardır. Eğer Mesih eşsizse ve kurtuluş için gerekliyse bu konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan kişi böyle bir kurtuluştan nasıl yararlanabilir? Eğer Tanrı insanları bu kadar çok seviyorsa o zaman neden hiç kimse bundan&#8217;mahrum olmasın diye gökyüzüne ilahi bir mesaj yazmadı? Neden Mesih İsa&#8217;nın kurtarışının &#8220;müjdesi&#8221; ondan yararlanabilme imkanı olan kültürle sınırlıdır?<br />
<span id="more-271"></span><br />
Soru yalnızca ilahiyat üzerinde bir şeyleri öğrenmeden kaynaklı değil aynı zamanda insanın merhameti ile de alakalıdır. Eğer çok merhametliysek o zaman bizden daha az imkana sahip olan herkese karşı da oldukça hassas olmalıyız. Biz burada baskın ya da emperyalist bir kültür ayrıcalığından bahsetmiyoruz. Biz burada kurtaran bir ayrıcalıktan bahsediyoruz. Tanrı&#8217;yı ikna edip bize kurtuluşumuzu ayrıcalıklı olarak sağlayacak olan esaslı bir doğruluğumuz yoktur. Hatta bizim bozulmuşluğumuzdan kaynaklı kurtuluşa olan büyük ihtiyaç üzerinde duran &#8220;ayrıcalığımız&#8221; bile tartışmalıdır. Günahın evrensel olduğundan beri ister medeni olsun, ister medeni olmasın, ister batılı olsun, ister batılı olmasın bir sınır yoktur ve bu noktada cevap bulmak oldukça zordur.</p>
<p><strong>Mesih İsa&#8217;yı Hiç İşitmemiş Olan Suçsuz Kişiye Ne Olacaktır?</strong><br />
Her ne dersek diyelim böyle bir soru ile karşılaşacağımız kesindir. Mesih&#8217;i duymayan suçsuz kişilere ne olacaktır?<br />
Sorunun ifade ediliş biçimi aslında cevabı etkileyecektir. Biz &#8220;işitmeyen suçsuz kişiye ne olacak?&#8221; biçiminde bir soru sorduğumuzda aslında soruyu oldukça önemli sanılarla da yüklemiş oluyoruz. Her ne olursa olsun eğer soruyu böyle soruyorsak cevap oldukça kolay ve açıktır. Mesih&#8217;i duymamış suçsuz bir yerli iyi bir durumdadır ve biz böyle bir kişinin kurtuluşu konusunda kaygılanmamalıyız. Suçsuz bir kişinin Mesih&#8217;i duymasına gerek yoktur. Böyle bir kişinin kurtulmaya ihtiyacı yoktur. Tanrı suçsuz bir kişiyi cezalandırmaz. Suçsuz kişinin kurtarıcıya ihtiyacı yoktur, kendi suçsuzluğu içinde kendisini kurtarabilir.</p>
<p>Soru böyle bir biçimde sorulduğu zaman dünyada suçsuz insanların olduğu gibi yanlış bir tahmin yürütmeye neden olur. Eğer bu böyleyse (ki Hristiyanlık böyle bir varsayımı kesinlikle reddeder) bu kişiler hakkında kaygı çekmemize gerek yoktur. Fakat hala biz &#8220;Mesih&#8217;i işitmemiş suçlu kişiye ne olur?&#8221; tarzında daha büyük bir soru ile karşı karşıya kalmaktayız.</p>
<p>Suçsuzluk varsayımı farkında olunmadan sorunun içine kaymıştır. Aslında sık biçimde bahsedilen suçsuzluk mükemmel bir suçsuzluk değil de göreceli (nispeten) bir suçsuzluktur. Gördüğümüz kadarı ile bazı kişiler diğer kişilerden daha kötüdürler. Kötülük daha kötü olanın yanında ayrıcalıklı bir konumda olmaktadır. Bir kişi Tanrı’nın emirlerini ayrıntılı bir biçimde bildiği halde kötülük içinde yaşıyorsa ve bu kötülüklerini sürekli tekrarlıyorsa bu kişinin kötülüğü bu konularda bilgisi olmayan kişiden nispeten çok daha berbattır.</p>
<p>Diğer taraftan eğer uzaktaki bu yerli suçluysa, bu kişinin suçu nerede bulunmaktadır? Hiç işitmediği Mesih&#8217;e inanmadığı için mi suçludur? Eğer Tanrı adilse bu adil olmayacaktır. Eğer Tanrı hiç işitme şansı olmayan bir kişiyi mesajına cevap vermiyor diye suçlayacaksa o zaman bu büyük bir adaletsizlik olacaktır. Tanrı’nın açıkladığı adaleti ile taban tabana uyumsuzluk olmuş olacaktır. Mesih&#8217;i işitmedilerse kimsenin bundan ötürü cezalandırılmayacağı konusunda tamamen emin olabiliriz.<br />
Şöyle rahat bir nefes almadan önce bu yerlinin henüz boynundaki ipten kurtulmadığını aklımızda tutalım. Bazıları böyle bir soru üzerinde düşünmeyi bu noktada kesmekte ve kendi görüşleri ile çabucak kendilerini rahatlatmaktadırlar. Bu noktada dile gelmeyen varsayım yalnızca Tanrı&#8217;ya karşı küfrün yalnızca Mesih&#8217;i kabul etmemek olduğudur. Bu yerli kişi bu konuda suçlu olmadığına göre bırakalım gitsin. Aslında bu kişiyi kendi başına bırakmak ona yapabileceğimiz en büyük yardım ve kurtarmadır. Eğer biz bu yerliye gider Mesih&#8217;i anlatırsak onun ruhunu sonsuz bir tehlike içine atmış olacağız. Böyle bir durumda Mesih&#8217;i bilmiş olacaktır ve eğer O&#8217;nu reddederse artık bu konuda bilgisiz olduğu gibi bir özrü olmamış olacaktır. Bu durumda yapabileceğimiz en iyi hizmet susmayı korumamızdır.</p>
<p>Fakat eğer yukarıdaki varsayımımız doğru değilse ne olacak? Eğer başka şeyler de Tanrı&#8217;ya karşı küfürse? Bu, durumu değiştirecek ve dogmatik uykumuzdan bizi uyandıracaktır. Eğer bir kişi Mesih&#8217;i duymadığı halde Baba Tanrı&#8217;yı işitmiş ve reddetmişse ne olacak? Baba Tanrı&#8217;yı reddetmek Oğul Tanrı&#8217;yı reddetmek gibi ciddi midir? Daha ciddi görülmese bile eşit derecede ciddidir.</p>
<p><strong>Tanrı Hakkında İşitmiş Olan Kişi için Ne Diyebiliriz?</strong><br />
Bu noktada Yeni Antlaşma insanın evrensel olarak günahlılığını belirlemektedir. Yeni Antlaşma her konumda Baba Tanrı&#8217;yı reddetmiş bir dünyaya Mesih İsa&#8217;nın geleceğini duyurmaktadır. Mesih İsa kendisi: &#8220;Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var. Gidin de, &#8220;Ben kurban değil, merhamet isterim sözünün anlamını öğrenin. Çünkü ben doğru kişileri değil, günahkarları çağırmaya geldim&#8221; (Matta 9:12,13) demektedir.</p>
<p>Mesih&#8217;i duymamış kişi hakkında cevap Romalılar 1. bölüm 18. ayetle başlayan bölümde bulunmaktadır. Bu bölüm Tanrı öfkesinin şiddetli bir biçimde vahyedilmesi ile başlar:<br />
&#8220;Haksızlıkla gerçeğe engel olan insanların bütün tanrısızlığına ve haksızlığına karşı Tanrı&#8217;nın gazabı gökten açıkça gösterilmektedir.&#8221;<br />
Dikkat edersek burada Tanrı&#8217;nın öfkesi suçlulara ve bilgisizlere karşı değil ama Tanrısızlara ve kötülere karşıdır. Bu ne çeşit bir kötülüktür? &#8220;Tanrısızlık&#8221; ve &#8220;kötülük&#8221; kelimelerinin her ikisi de etkinliği genel anlamda tanımlayan kelimelerdir. Aynı zamanda &#8220;Bastırılmaya çalışılan gerçek nedir?&#8221; diye sormamız gerekmektedir. Metnin geri kalan kısmı bunu açıklamaktadır:<br />
&#8220;Çünkü Tanrıya ilişkin bilinen ne varsa, gözlerinin önündedir; Tanrı hepsini gözlerinin önüne sermiştir. Tanrı&#8217;nın görünmeyen nitelikleri sonsuz gücü ve Tanrılığıdünya yaratılalı beri O&#8217;nun yaptıklarıyla anlaşılmakta, açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur. Tanrı&#8217;yı bildikleri halde O&#8217;nu Tanrı olarak yüceltmediler, O&#8217;na şükretmediler. Tersine, düşüncelerinde budalalığa düştüler; anlayışsız yüreklerini karanlık bürüdü&#8221; (Romalılar 1:19-21).</p>
<p>Burada elçi ilahiyatçıların &#8220;genel vahiyle&#8221; demek istediklerini tanımlamaktadır. Bu, Tanrı&#8217;nın basit bir biçimde bir şeyi ifade ettiği anlamına gelmektedir. Vahyin &#8220;genel&#8221; karakteri iki şeyi ifade etmektedir, içerik ve seyirci. Genel içerik Tanrı&#8217;nın ayrıntılı bir biçimde tanımını kapsamaz. Kutsal Üçlük bu vahyin içinde olan bir bölüm değildir. Tanrı, sonsuz güç ve ilahiliğin sahibi olduğunu ifade eder. Bu vahiy, bu vahyi kabul eden herkesi içermektedir. Tanrı kendisini ufak çaplı seçkin bir akademik ve din adamlarından oluşan bir gruba açıklamamaktadır, o kendisini herkese açıklamaktadır.</p>
<p>Bu metin genel vahiy konusunda ne açıklamaktadır? Herşeyden önce, Tanrı hakkındaki konuların açık ve anlaşılır olduğunu görürüz. Bu bilgi oldukça sade ve açık bir yolla gösterilmiştir. Bu bilgi gizli bir bilgi değildir.</p>
<p>İkincisi, bilginin tam anlamı ile hedefine ulaştığını öğreniriz. Tanrı basit bir biçimde kabul edilsin ya da edilmesin farketmez diyerek genel bir vahiyde bulunmamıştır. Burada &#8220;Tanrıyı bildiler&#8221; diyor. Burada kişinin problemi Tanrı&#8217;yı bilmemesi problemi değildir; problem doğru olarak bildikleri bilgiyi reddetmeleri problemidir.<br />
Üçüncüsü, böyle bir vahyin dünyanın kuruluşundan beri var olduğunu öğreniyoruz. Ve bu vahyin sürekli bir biçimde devam eden bir vahiy olduğunu öğreniyoruz.<br />
Dördüncüsü, vahyin bir yaratılış yolu olarak geldiğini öğreniyoruz. Tanrı&#8217;nın görünmez doğası &#8220;yarattığı bütün şeyler aracılığı ile&#8221; kendisini ifade ediyor. Bütün yaradılış varlığının sahibinin muhteşem bir göstericisi olarak muhteşem bir tiyatro oluyor.</p>
<p>Beşincisi, biz vahyin kişide hiçbir özür bırakmaksızın yeterli olduğunu öğreniyoruz. Bu nedenle metin, &#8220;özürleri yoktur&#8221; demektedir. Elçilerin aklında yer eden bu özürler acaba nelerdi? Genel vahyin dışarda bıraktığı özürler nelerdi? Açıkçası bu dışarıda kalan özür bilgisizlik özürüdür. Eğer elçi bu genel vahiy konusunda haklıysa o zaman hiç kimse Tanrı&#8217;ya şunu söyleyemez: &#8220;Özür dilerim, Sana ibadet ve hizmette bulunamadım. Varlığından haberim yoktu. Eğer haberim olsaydı ^enin en itaatkar hizmetçin olurdum. Ben militan bir ateist değildim. Yalnızca agnostiktim (Tanrı&#8217;nın bilinemeyeceğine inanıyordum). Senin varlığını ispat edecek yeterli bir kanıtım yoktu.&#8221; Eğer Tanrı kendisini açık bir biçimde bütün insanlara açıkladıysa, hiçbir kişi bilgisizliğini Tanrı&#8217;ya ibadet etmeme konusunda bir özür olarak kullanamaz.</p>
<p>Bilgisizlik belli durumlarda belli konular için bir özür olarak kullanılabilir. Roma Katolik kilisesi kendi ahlak ilahiyatını, yenilebilir bilgisizlik ve yenilemez bilgisizlik arasındaki ayrıma bağlamıştır. Yenilebilir bilgisizlik üstesinden gelinebilir bilgisizliktir. Bunun özrü yoktur. Yenilemez bilgisizlik ise üstesinden gelinemeyecek bilgisizliktir. Özrü vardır.<br />
Mesela bir TeksasTı sürücünün Kaliforniya&#8217;ya veya San Fransisko&#8217;ya kadar araba sürdüğünü düşünün. San Fransisko kent sınırlarına geldiğinde kırmızı ışıkta geçti. Bir polis memuru da sürücüyü durdurup ceza kesti. Sürücü, &#8220;Ben Teksaslıyım. Kaliforniya&#8217;da kırmızı ışıkta geçmenin yasak olduğunu bilmiyordum&#8221; diye bağırmaya başladı. Böyle bir bilgisizlikten dolayı özrü olduğu anlamına gelir mi? Elbette ki gelmez. Eğer bir Teksaslı Kaliforniya&#8217;da araba sürecekse o yörenin trafik yasalarını bilmek zorundadır. Yasalar öğrenmek isteyenler için açıkça yazılmıştır ve kilit altında tutulmamaktadır. Bu adamın bilgisizliği yenilebilir bir bilgisizliktir ve kişiye özür payı bırakmamaktadır.</p>
<p>Diğer taraftan, örneğin San Fransisko yetkilileri hızlı bir şekilde gelir elde etmek için gizli bir toplantı yapıyor ve yeşil ışıkta geçme kırmızı ışıkta durma kuralını değiştiriyorlar. Yasayı ihlal edenden de 100$ para almaya karar veriyorlar. Bunun üzerine her ışıklı kavşakta kırmızıda durup yeşilde geçene ceza kesiyorlar. Yakalanan sürücülerin bilgisizliklerinden ötürü özürleri var mıdır? Evet, bu kişilerin bilgisizlikleri yenilmez bilgisizliktir ve özürleri vardır.</p>
<p>Bu nedenle Mesih&#8217;i hiç işitmemiş kişinin bu konuda bilgisizliğini özür olarak ortaya koyabilir, ama Baba Tanrı&#8217;ya saygısızlık anlamında bilgisizliğini özür olarak kullanamaz.<br />
Fakat insanlar zaten dünya dinlerinin bir köşesinde bunu yaşamıyorlar mı? Kendi dinlerinin etkinliği bu kişileri Tanrı öfkesinin tehlikesinden uzaklaştırmıyor mu? Antropologların dediği gibi insan homo religiosus değil mi, bu anlamda din evrensel değil mi? Belki böyle kişiler kendi dinsel inançlarında yeterince eğitilmiş ve mantıklı olmayabilirler. Belki totem direklere, ineklere tapabilirler. En azından yapabildiklerinin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Daha iyisini bilmiyorlar. İneklere tapman bir toplumda doğup büyüdülerse nasıl farklı bir yolu denemeyi öğrenebilirler?</p>
<p>Bu noktada tam olarak genel vahiy fikri mahvedilmiştir. Eğer Pavlus doğruysa, dini uygulama putperestliği kabul etmemektedir, aksine suçu belirginleştirir. Bu nasıl mümkün olmaktadır? Pavlus genel vahiy konusunu şu sözleri ile işlemeye devam etmektedir:<br />
&#8220;Akıllı olduklarını ileri sürerken akılsız olup çıktılar. Ölümsüz Tanrı&#8217;nın yüceliği yerine ölümlü insana, kuşlara, dört ayaklılara, sürüngenlere benzeyen putları yeğlediler&#8230; Tanrı&#8217;yla ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. &#8216;Yaradandın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Tanrı sonsuza dek övülmeye layıktır! Amin&#8221; (Romalılar 1:22-25).</p>
<p>Elçi burada putperestliği dikkatle incelemektedir. Bunu gerçeğin bozulması olarak görmektedir. Tanrı&#8217;nın gerçeği ile yalan arasında bir değişme söz konusudur. Tanrı’nın yüceliği yaratılanın yüceliği ile yer değiştirmektedir. Yaratık ibadeti dindir, fakat bu putperestlik dinidir. Putlara tapınmada ateşli olmak Tanrı’nın yüceliğini ve ilahiliğini ateşli bir biçimde küçültmek anlamına gelmektedir. Eğer Tanrı açık bir biçimde yüceliğini ilan ediyorsa ve bu yücelik yaratıklara ibadetle değişiyorsa, sonradan gelen bir iman Tanrı&#8217;yı hoşnut etmez.</p>
<p>Bu nedenle kişilerin dindar olması Tanrı’nın onlardan hoşnut olduğu anlamına gelmez. Putperestlik tamamen Tanrı&#8217;yı küçültmeyi temsil etmektedir. Tanrı&#8217;yı yaratık seviyesine düşürmek Tanrı&#8217;yı ilahiliğinden soymak anlamındadır. Putperest din Tanrı&#8217;yı doğru bir biçimde araştırma teşebbüsünde bulunmak değil, Tanrı’nın kendi vahyini reddetme temelinde bir tanrı aramak demektir.</p>
<p><strong>Putperestler Nasıl Yargılanacaklardır?</strong><br />
Yeni Antlaşma&#8217;ya göre insanlar sahip oldukları ışığa göre yargılanacaklardır. Eski Antlaşma’nın bütün elemanları dünyanın bir ucunda yaşayan bazı kişilerce bilinmemektedir. Fakat bildiğimiz bir şey &#8220;yüreklerindeyazılı&#8221; bir yasanın var olduğudur (Romalılar 2:15) Henüz bilmedikler ve bulmayı istedikleri yasa ile yargılanırlar. Bir kişi kendisi bile üretmiş olsa kendi ürettiği bir yasayı tam olarak tutamaz.</p>
<p>Bir gün ofisimde &#8220;zoraki dinleyici&#8221; konumunda bir üniversite öğrencisine yardımcı olma durumundaydım. Annesinin zoruyla gelmişti. Annesi oldukça ateşli bir Hristiyandı ve oğlunun da Hristiyan olması için çok uğraşıyordu. Çocuk annesinin bu konudaki zorlamalarından ötürü yılmış ve inanç karşıtı olmuştu. Aile değerleri ile çatışma konumunda bir duruma gelmişti. Benimle konuştuğunda herkesin kendi etik kurallarını oluşturma hakkına sahip olduğunu ileri sürüyordu. Ahlak olarak kendi ahlakını belirleme yanlısıydı. Annesinin kendi inancını gırtlağına basıp aktarmaya çalışmasından büyük rahatsızlık duyuyordu.</p>
<p>Annesinin yöntemine neden karşı durduğunu sordum. Eğer annesi kendi ahlakını kendisi belirleme durumundaysa o zaman inandığını başkasına da aktarmaya çabalaması doğal karşılanmalıydı. Annesinin anlayışı da kendi inancını başkalarına dayatma şeklindeydi. Annesinin kendisine karşı fazla hassas olmaması nedeniyle aslında Hristiyan ahlak anlayışına göre tutarlı davranmadığını açıkladım. Aksine annesi oğlunun ahlak anlayışına göre davranıyordu. Konuşmamız sırasında inandığı şeyin, kişilerin kendi inandığı şeye etki yapana dek inandıklarını yapabilmeleri olduğunu anladı. Kendisi için belli bir etik, herkes içinse başka bir etik istiyordu. Başkalarının davranışlarından şikayetçi olurken etiğe bakış açımızın en dip noktasının ne olduğuda açığa çıkmaktadır.</p>
<p>Afrika&#8217;da paganismin bir etiği vardır. Fakat bu etik bile bozulmuştur. Bu nedenle, Tanrı’nın yargısını üzerlerine çekmektedirler. Bazen medeniyetten uzak oldukları için ilkel yaşam lekelenmemiş bir yaşam olarak hayal edilmektedir. Aslında bu tarz bir düşünce gerçeğe uygun değildir.<br />
Dünyanın bir köşesindeki kişi eğer Mesih isa&#8217;yı işitmemişse bu konuda yargılanmayacaktır. Duyduğu halde reddettiği ve yüreğine yazılmış yasasına itaat etmediği için yargılanacaktır. Tekrar etmek gerekirse, kişiler işitmediklerinden değil, işittiklerinden yargılanacaklardır.</p>
<p>Eğer bütün insanlık Baba&#8217;yı işittikleri halde doğal olarak O&#8217;nu reddettilerse, bunu Mesih İsa&#8217;da sunulan kurtuluşun izlenmesi izlemektedir. Daha önce Baba hakkındaki vahyin reddi Mesih İsa hakkında hiçbir şey bilmeme tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Mesih&#8217;i işitip O&#8217;nu reddetmek bu defa iki kez daha büyük tehlike doğurmuş olacaktır. Bu durumda yalnız Baba değil aynı zamanda Oğul da reddedilmiştir. Bu nedenle İncil&#8217;in her vaaz edilişi iki ucu keskin kılıç olmaktadır. İncil inanan için yüceliğin kokusu, reddeden için ölümün kokusudur.</p>
<p><strong>Bir Yerli Nasıl İşitebilir?</strong><br />
Eğer bir kişi Mesih&#8217;i duymamışsa oldukça ciddi bir biçimde tehlikededir, böyle kötü bir durum nasıl halledilebilecektir? Cevap elçi Pavlus&#8217;un açıklamasında yatmaktadır:<br />
&#8220;Ama iman etmedikleri kişiye nasıl yakaracaklar? Duymadıkları kişiye nasıl iman edecekler? Tanrı sözünü yayan olmazsa, nasıl duyacaklar? Sözü yaymaya gönderilmezlerse, sözü nasıl yayacaklar? Yazılmış olduğu gibi, &#8216;İyi haber müjdeleyenlerin ayakları ne güzeldir!9&#8243; (Romalılar 10:14,15).</p>
<p>Elçi burada kilisenin misyona olan ihtiyacını tekrarlamaktadır. Misyon (Latince&#8217;de göndermek) Tanrı sevgisi ile başlamaktadır. Tanrı dünyayı öyle sevdi ki kendi Oğlunu dünyaya gönderdi. Mesih&#8217;in misyonu Baba&#8217;yı reddedenler içindir. Reddedilen Baba Oğlunu göndermiştir ve Oğul da Kilisesini göndermiştir. Bu kilisenin dünyaya olan misyonunun temelini oluşturmaktadır. Bu henüz işitmemiş olanlar için Mesih&#8217;in buyruğudur. Bir vaaz eden olmaksızın işitemezler ve gönderilmeksizin bir vaaz eden de olamaz. Mesih&#8217;in buyruğu şudur; İncil her bir diyarda ve her bir millete, her bir kabileye ve her bir konuşulan dilde, her bir yaşayan cana vaaz edilmelidir. Eğer bu buyruk kilise aracılığı ile milletlere götürülürse, &#8220;işitmemiş olanlara ne olacak&#8221; gibi bir soru fazla bir anlam ifade etmeyecek.</p>
<p>Hristiyan, bu hiç işitmemişlerle ilgili soruyu hallettikten sonra ikinci bir soru sormalıdır: &#8220;Kilisenin dünya misyonunu yerine getirme konusunda bir şey yapmazsam bana ne olur?&#8221; Eğer Hristiyan bu soruyu ciddi bir biçimde ele alırsa o zaman cevabı da aynı derecede ciddi olacaktır. Kişinin yerliler konusundaki kaygısı merhametle başlamaktadır. Aynı şekilde bir merhamet cevabı ile son bulmaktadır.</p>
<p>Mesih&#8217;i hiç duymamış kişinin kader sorusu da yalnızca sözlerle değil aynı zamanda bir hareketle cevaplandırılmalıdır. Misyon bir üstünlük ya da sömürü şeklinde değil Mesih&#8217;in göndermesine itaatle yapılmalıdır. Herkesin Mesih&#8217;e ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı karşılamakta kilisenin görevidir.</p>
<p><strong>Akılda Tutulması Gereken Anahtar Noktalar</strong><br />
1. Herkes Baba Tanrı&#8217;yı biliyor (Romalılar 1:18) Müjdeyi işitmemiş olan putperestin problemi bizim evrensel<br />
olarak düşmüşlüğümüzün problemidir. Tanrı&#8217;nın kendisini bütün insanlara açıkladığı konusu üzerinde durmalıyız. Bütün insanlar bir Tanrı olduğunu biliyor. Dolayısı ile, hiçbiri bu konuda bilgisiz olduğunu ileri sürüp bunu bir özür olarak kullanamaz.<br />
2.Herkes Tanrı bilgisini çarpıttı ve reddetti Bütün insanlar Tanrı bilgisini çarpıttıklarına ve bilgiyi reddettiklerine göre, hiçbiri suçsuz değildir.<br />
3.Dünyada hiçbir insan suçsuz değildir. Müjdeyi duymaksızın ölen kişiler bilgilerine göre yargılanacaklardır. Baba Tanrı&#8217;yı reddettikleri için yargılanacaklardır. Tanrı hiçbir zaman suçsuz kişileri suçlamaz.<br />
4.Tanrı kişilerin sahip oldukları bilgilere göre yargılar. Bir &#8220;din&#8221; olarak putperestlik Tanrı&#8217;yı hoşnut etmez. Aynı zamanda bu durum Tanrı yüceliğini inciterek küçültür (Yeşaya 42:8) Putperestlik insanın Tanrı arayışını değil Tanrı&#8217;dan kaçışını temsil eder.<br />
5.Müjde Tanrı&#8217;nın kaybolan kişi için kurtuluş armağanıdır. Tanrı, Mesih&#8217;i insanlara suçlarından kurtulma şansı vermek için göndermiştir. Eğer bir kişi Mesih&#8217;i reddederse o zaman hem Baba&#8217;yı hem de Oğul&#8217;u reddetmeden ötürü iki kez yargıyı üzerine çekmiş olacaktır (Koloseliler 1:1317).<br />
6.Putperestlerin Baba Tanrı ile barış sağlaması için Mesih&#8217;e ihtiyaçları vardır. Mesih&#8217;in kendisi putperestleri kayıplar olarak görmektedir.<br />
7.Mesih, herkesin Müjde&#8217;yi duyması için kiliseye buyruk vermektedir (Markos 16:15&#8242;e bakın).<br />
8.Mesih&#8217;i reddetmek iki kez daha fazla yargıyı getirmektedir (2. Timoteos 4:1&#8242;e bakın).<br />
9.&#8221;Din&#8221; insanları kurtarmaz ancak suçlarını arttırır.</p>
<p><strong>Yazan: R.C. Sproul</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/tanriyi-duymamis-kisiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Olimpiyatlar, Beden ve Akıl</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/olimpiyatlar-beden-akil/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/olimpiyatlar-beden-akil/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2009 13:36:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[Kutsal Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[olimpiyatlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=229</guid>
		<description><![CDATA[Ürkeklikle debelenen yeryuvarlağı bir sürecik ışıltıya sahne: Geçici olsa da, Olimpiyat meşalesinin parıltısı insanlığa sanki bir umut ışığı saçıyor. 1896&#8242;da Baron de Coubertin&#8217;in atılımıyla gündeme gelen çağdaş Olimpiyatlar 108 yıl sonra yeniden Atina&#8217;ya dönüyor. Taa başlangıçta tanrılarla ilgili oyunlar İ.Ö. 776 yılında Olimpos&#8217;ta baştanrı Zefs&#8217;in şerefine uygulandı, aralıksız olarak İ.S. 393&#8242;e dek sürdü. Böylesi uzun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/olimpiyatlar.jpg" alt="olimpiyatlar" title="olimpiyatlar" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-230" /><br />
Ürkeklikle debelenen yeryuvarlağı bir sürecik ışıltıya sahne: Geçici olsa da, Olimpiyat meşalesinin parıltısı insanlığa sanki bir umut ışığı saçıyor. 1896&#8242;da Baron de Coubertin&#8217;in atılımıyla gündeme gelen çağdaş Olimpiyatlar 108 yıl sonra yeniden Atina&#8217;ya dönüyor. Taa başlangıçta tanrılarla ilgili oyunlar İ.Ö. 776 yılında Olimpos&#8217;ta baştanrı Zefs&#8217;in şerefine uygulandı, aralıksız olarak İ.S. 393&#8242;e dek sürdü. Böylesi uzun süreli başka bir düzenleme bilinmez. 1924&#8242;teyse kış oyunları yeni bir çağ açtı.</p>
<p>İlk ve tek karşılaşma 192 metrelik bir koşuydu. Kazanana yaban zeytin dallarından örülmüş basit ama şerefli bir taç takılırdı. Bunun onuru reklamcılık milyonlarından daha şanlıydı. Kazanabilmek için krallar bile halktan yarışçılarla koşuşurdu. Kazananın önemine müzik bestelenir, yontucular mermerden büstünü oyar, ozanlar onu öven şiirler yazardı. Kovalanan amaç, sağlıklı akıl sağlıklı bedende barınır düzgüsüydü. Sonraları Latince üç kelimeyle özetlendi başarının doruğu. <strong>CITIUS</strong>, <strong>ALTIUS</strong>, <strong>FORTIUS</strong>: Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü. Amaç hep aynıdır.<br />
<span id="more-229"></span><br />
Olimpiyatlar beş yılda bir yapılırdı. Gelmekte olan oyunları ilan eden haberciler yakınırak Yunan kentlerine uzanır olayın yaklaştığını bildirirdi. Olimpiyat Barış Yılı ilan edilir, idam yargıları ertelenir, savaşlar durur, seyahatler güvenlikte yapılırdı. Sürtüşmenin, terörizmin sözü edilemezdi. Çağlar sonrası cihan savaşları yüzünden 1916, 1940 ve &#8217;44 Olimpiyatları suya düştü! 1972 Olimpiyatları&#8217;nın kana bulandığını anımsayanlar çok. Şu dönemde güvenlik önlemleri temel sorun. Nereye gidiyoruz? Bunun yanı sıra hiç durmadan sırıtan bir oyun: Kolay tarafından taç giyerek madalyaya konmak.. Içtiği andı çiğneyip, Steroid denen biyokimyasal nesneleri bedene sokarak doping yapan sporcuların oluşturduğu düzensizlik ceylan çevikliğine kavuşmanın kestirme yolu! Işin acıklı yönü, tıbbi yoklamayı atlatabilen alicengiz oyunları bol!</p>
<p>Oyunlardaki amaç nedir? Yaşam koşusunda senin amacın nedir? Ne olmalı? Ne yüzle Tanrı&#8217;nın karşısına dikileceksin? Tanrı Sözü&#8217;nde yaşamınla ilgili köklü ve somut gerçeklere değinilir: &#8220;Bilmez misiniz? Koşu alanında yarışanların tümü koşuya katılır, ama ödülü tek kişi alır. Sizler de ödülü elde etmek amacıyla koşun&#8221; (I Korintoslular 9:24). Varlığının özünü önemini tanıyabildin mi? Yarışı ne yapmacık katkılarla, ne sırtında günah yüküyle, ne de dinsel-biçimsel törelerle doruklayabilirsin.</p>
<p>Sağtöre ve disiplin sporcunun  ilkesi olmalı. Bu kişi kilosuna yediğine dikkat eder, keyfe zevke rest çeker. Yengiye götüren yol çocuk oyuncağı değil. Kutsal Söz&#8217;de buna koşut bir ilke vurgulanır: &#8220;Her atlet her konuda tutkularına üstün gelmek zorundadır. Bunu, solup giden bir çelengi başlarına geçirebilmek için yaparlar. Ama bizim amacımız hiç solmayandır&#8221; (I Korintoslular 9:25). Gönlü sporda olan, dört yılda bir yinelenen Olimpiyatlar&#8217;a yılın her ayında her gününde ilgiyle hazırlanır. Spora ters düşen her tutsaklıktan sakınır. Madalya onun tek kovalayışıdır. Rüyan özlemin nedir? İçi dışı günahla yoğrulu yaşamın kesin bozguna gideceğini bilmen boyun borcundur. İncil&#8217;in yüreklendirmesi açıktır: &#8220;&#8230;her tür ağırlığı ve kolaylıkla kuşatabilen günahı üzerimizden atalım. Önümüzdeki koşuyu katlanışla koşalım&#8221; (Ibraniler 12:1).</p>
<p>Sonuçlu, önemli bir yarıştasın. Seni yaratan, önüne belirgin bir amaç koydu: Canının güvenlikle, açık alınla o parlak Yurt&#8217;a ulaşması. Tanrı, canının hem sahibi hem de yönetmenidir. Bu canı arıtıp sonsuzun ödülüne yaraşır kılmak ön ilgisidir. İsa Mesih&#8217;i kurtarıcın olsun diye yeryüzüne gönderdi. Beden kuşanan İsa günahsız kötülüksüz yaşamıyla, tek kurtarabilen olduğunu kanıtladı. Kutsal kanını günahlılar yararına kurtulmalık niteliğinde sundu. İblise karşı kesin yengiyi gerçekleştirdi. Kurtuluş gönencine kavuşan inanlı imanının denektaşını dile getirir: &#8220;Onun içindir ki gelişigüzel koşmuyorum. Havayı yumruklarcasına boks yapmıyorum. Tam tersine, bedenimi eziyorum ve onu tutsak kılıyorum. Olmaya ki, başkalarına  Söz&#8217;ü bildirdikten sonra, kendim onaylanmayan biri durumuna düşeyim&#8230; boşa koşmayayım ya da koşmuş olmayayım diye&#8230; Bu sonucu kovalayarak emek çekiyor, O&#8217;nun bende etkin iş gören gücü uyarınca çaba harcıyorum&#8221; (I Korintoslular 9:26,27; Galatyalılar 2:2b; Koloseliler 1:29).</p>
<p>İsa Mesih arıttığı insanı zafer yörüngesine çıkarır. İblise, günaha, ölüme, cehenneme karşı yengisiyle kanıtlanan tek kişidir O. İnanlısının yaşam disiplini şöyle özetlenmekte: &#8220;Gözlerimiz imanımızın önderi ve bütünleyicisi Isa&#8217;ya baksın. O önündeki sevinç için çarmıha katlandı, haç utancını hiç önemsemedi. Şimdi Tanrı tahtının sağında oturmuştur&#8230; Mesih  İsa&#8217;nın  değerli  bir  eri olarak sıkıntıları paylaş&#8221; (İbraniler 12:2; II Timoteos 2:3). O, inanlısını güngünden yüreklendirir: &#8220;&#8230;Gücünün az olduğunu biliyorum. Buna karşın, sözümü sıkı tuttun ve adımı yadsımadın&#8221; (Vahiy 3:8b).</p>
<p>Mesih şimdiki yaşamın sebatlı koşucusuna vaadini duyuruyor: &#8220;&#8230;Ölüme dek güvenilir ol, sana yaşam tacını vereceğim&#8221; (Vahiy 2:10b). O&#8217;nun inanlısı kanıtını şöyle vurgular: &#8220;Kuşkusuz, biz geri çekilip mahva gidenlerden değiliz. Tersine, imanı koruyup canı güvenliğe alanlarız&#8221; (İbraniler 10:39). Bunlardan biri haberci Pavlos&#8217;tur. Roma imparatoru Nero&#8217;nun buyruğuyla kellesi uçurulmadan önce şu ezgiyi yükseltti: &#8220;Sağlıklı yarışı yarıştım, koşu alanının sonuna ulaştım, imanı korudum. Bundan böyle benim için doğruluk tacı hazır bekliyor. Hak Yargıç Rab O Gün onu bana verecek; hem yalnız  bana  değil,  O&#8217;nun  görkemli  gelişini  sevgi  duygusuyla bekleyen herkese&#8221; (II Timoteos 4:7,8).  Doğruluk tacı Mesih bağlısının güvencesidir. Doğru ilkelere bağlı sporcu şeref kürsüsüne çıkar. Hak Yargıç&#8217;ın karşısına çıkacaksın, ama O&#8217;nun  onayına kavuşamazsın. Çünkü yaşamın doğruluğa ters düşen eylemlerle dolu. Hak Yargıç doğruluk tacını Mesih&#8217;in doğruluğuyla donatılana verir; O&#8217;nun kurtarmalığıyla arıtılana.</p>
<p>Başarılı spora  temel gereksinim nedir?  Hiç duraksamadan verilecek yanıt şudur: Sağlam sağlıklı beden ve onu doğru ilkelere saygıyla kullanabilme yeteneği. Sporun bulucusu eski Yunan soruya daha da içerikli biçimde yaklaştı: Sağlıklı akıl sağlıklı bedende barınır. Olimpiyat karşılaşmaları bu amacı güderdi. Aklı bedeni doping yoluyla baltalayan kurnaz sporcular hiç değişmeyen ilkeye kulak versin, onu benimsesin.</p>
<p>İnsan bedeni Yaratan&#8217;ın en üstün eseridir kuşkusuz. Ama günah denen kötü sonuçlu illet hem aklı etkiledi, hem de bedeni. Kutsal Kitap insanın yaratılışını ve gelişimini anlatan Tanrı esinidir: &#8220;Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece Tanrı suretinde yaratıldı o: Erkek ve dişi olarak. Onları kutsadı&#8230; RAB Tanrı Adem&#8217;i topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu&#8230; Tanrı yaratıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü&#8221; (Yaratılış 1:27,28,31; 2:7). Tanrı kendi yaşam nefesini üfleyince öz varlığıyla koşut günahsız, kötülüksüz insanı yaratmış oldu. O&#8217;nun bozuk, günah nedeniyle düşük birini yarattığı düşünülebilir mi?</p>
<p>Tüm uğraşı güzeli bozmak, araya nifak sokmak olan şeytan, çok önceden en parlak melek iken Yaratanı&#8217;nı kıskandı, O&#8217;na rest çekerek üstünlük tasladı. Yaratığın Yaratanı kıskanması budalalık sayılmaz mı? İşte, günah budalalıkla oluştu. Bu çirkin eylemin sonrası akla hiç gelmedi. Egemen Tanrı o küstah meleği yücelerden attı; o pak yaratık zifiri karanlık şeytana (Lusifer) dönüştü. Kendi ardından cinler diye bilinen bir sürü meleği de taşıdı. Tanrı kararlaştırdığı vakitte insanı yarattı, erkekle eşini Aden bahçesine yerleştirdi. Yaratan&#8217;ın üstün yapıtını bozmak şeytanın bundan sonraki amacıydı. Yılana sokularak ilkin Havva&#8217;yı, sonra Adem&#8217;i budalalığa sürükledi. Onları da Tanrı gibi olmaya heveslendirdi. Bu olayda Yaratan atalarımızı cennetinden dışarı attı. O gün bugün insan soyu şeytanın saldırısıyla budalalık çalkantısında.<br />
Ama Tanrı insanı o düşüşte bırakmadı. Yeryüzüne bambaşka bir insan göndereceğini o anda açıkladı (bkz. Yaratılış 3:15) ve sonraki çağlarda vaadini tümledi. Öncesiz Sözü, biricik Oğlu Mesih&#8217;i erden bir kızdan (Meryem) insan bedeninde insanlığa gönderdi (bkz. İbraniler 2:14,15). Bu insan herkesten farklıydı: Bakireden geldi, özgün ve kalıtımlı günahla bozulmamış kusursuz bedende doğdu. Tümden kutsal insan günahlı insanlar yararına kendisini kurban niteliğinde sundu, böylece Tanrı vaadini gerçekleştirdi. İnsanı seven hak Tanrı, öncesiz Oğlu&#8217;nun kurbanına iman edeni günahtan arıttığını, paklanmış evladı kıldığını bildiriyor (bkz. İbraniler 10:20).</p>
<p>Özetle, hepimizin birer parçası olduğumuz insanlık tarihi. Tanrı&#8217;nın suretinde ve benzerliğinde yaratılan üç kapsamlı varlık: Ruh, can ve beden   (bkz. Mezmur 84;2; I Selanikliler 5:23). Bedenimiz fiziksel. Ruhumuz en azından onun gibi etkinsel. Ve canımız, varlığı işlerlikte tutan öğe. Can diri; ne var ki ölümü bekliyor. İnsanı Yaratanı&#8217;na bağlayan ruhun özelliği kolayından anlaşılıyor. Akıl diye bilinen özellik ise, canla ruhun kişiyi üstün aşamaya getirmesine, bedenin işlerliğine yardımda bulunabiliyor. Hayvanların kendine özgü aklı var, ama içlerinden hangisi insan aklına erişebilir? Aklımız Yaratan&#8217;ın suretini taşımanın göstergesidir. Böylesi güç anlaşılan varlıktır üç kapsamlı insan. Davut Tanrı&#8217;ya sorar: &#8220;İnsan nedir ki, sen onu anasın? Ademoğlu nedir ki, onu arayasın?&#8221; (Mezmur 8:4). İsa Mesih bunu çobanın kayıp koyununu kaygıyla arayışına benzetir (bkz. Luka 15:3-7).</p>
<p>Günahın etkisinde bulunan akıl bedenin parçalarını düşük, bozuk, çirkin ataklıklara sürükleyebiliyor. Beden düzensiz akıldan buyruk alınca eylemler canı allak bullak ediyor. Sözü edilen düzgü başka biçimde anlatılabilir: Sağlıklı beden sağlıklı akılla yönetilir. Akıl Yaratan&#8217;ın buyurduğu biçimde çalışmayınca, güzelim beden budalaca işlere dalabiliyor. Örneğin, doping, vb. Buna karşı sağduyulu yöntem kişiyi çağırıyor: &#8220;Tanrı&#8217;nın insan kavrayışını aşan barışı, Mesih İsa bağlılığında yüreklerinizi ve akıllarınızı koruyacaktır. Özetle kardeşlerim, aklınızı erdemli ve övgüye değer ne varsa ona yorun: Gerçek, saygılı, doğru, pak, güzel, onurlu olan ne varsa&#8221; (Filippililer 4:7,8). Bunun yanı sıra da birçoklarca sınanan ilke vurgulanıyor: &#8220;Şunu demek istiyorum: Vaktinizi Ruh yönetiminde geçirin. Böylece bedenin gereksiz isteklerini doyurmakla uğraşmazsınız. Çünkü bedenin istekleri Ruh&#8217;a, Ruh&#8217;un istekleri de bedene karşı çıkar. Bunlar birbirine karşı direnir. Öyle ki, özlediğiniz işleri yapamayasınız&#8221; (Galatyalılar 5:16,17).</p>
<p>Yaratan&#8217;ın benzersiz yapıtı buyruklarını arıtılmış ve yönlendirilmiş akıldan alınca eylemler doğruluğa kavuşur. Şeytanın buyrukları kovulur, varlık Tanrı&#8217;ya sunulur (bkz. Romalılar 12:1). Beden kendi mülkümüz değil, Tanrı&#8217;ca sağlanan en değerli emanettir. Sağlıklı biçimde kullanılması aklın sağlığına bağlıdır: &#8220;Mesih Tanrı&#8217;ca bizler için bilgelik kılındı&#8221; diye yazılmıştır (I Korintoslular 1:30). Aklı kısıtlı, sınırlı insana İsa Mesih&#8217;in kurtarmalığıyla zekanın kaynağı açılıyor: &#8220;Aklı pek olanı kesin esenlikte saklarsın; çünkü o sana güvenir&#8221; (Yeşaya 26:3). Değerlendirilecek ilke işte budur.</p>
<p>Varlığın barınağı, gizemlerle dolu beden tutsaklıktadır. Özgürlüğe kavuşmalı. Mesih bunu gerçekleştirir (bkz. Romalılar 3:23,24). En güçlü beden bile ölüm tutsağıdır; vefat ve çürüme kesin akıbetimiz. Isa Mesih yerimize öldükten sonra yeterlilikle dirildi. İnanlısını da diriltecek, ölümsüz beden verecek (bkz. Filippililer 3:20,21). Kurtarıcı Mesih&#8217;e bağlılık din özelliğinden, din görevlerinden apayrı ilişkidir. Günahlar için ölüp dirilene, inanlısına günahtan özgürlük ölüme üstünlük verebilene, yücelerde kesin egemenliğiyle belirene imanla sarılmaktır. Cana, ruha, bedene gerekli doğruluğu salt O sağlar. Çağrısı sana da ulaşıyor şu anda. Koş O&#8217;na, katıl hükümranlığına, kavuş armağanına.</p>
<p><strong>Yazan:</strong> Thomas Cosmades</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/olimpiyatlar-beden-akil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tanrısal Üzüntü</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/tanrisal-uzuntu/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/tanrisal-uzuntu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 17:09:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[tanrısal]]></category>
		<category><![CDATA[thomas doolittle]]></category>
		<category><![CDATA[üzüntü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=194</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kardeşler, umudu olmayan öbür insanlar gibi kederlenmemeniz için, gözlerini yaşama kapamış olanlar konusunda bilgisiz kalmanızı istemiyoruz.&#8221; (1. Selanikliler 4:13) Duygularının dizginlerinin başıboş olmamasına dikkat etmelisin yoksa seni üzüntünün içerisinde daha da fazla günaha sürükleyebilirler. Thomas Doolittle&#8217;ın yazdığı &#8220;Tanrısal Üzüntü&#8221; isimli makaleyi okumak için burayı tıklayın!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-195" title="tanrısal üzüntü" src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/tanrisaluzuntu.jpg" alt="tanrısal üzüntü" width="541" height="200" /><br />
<em>&#8220;Kardeşler, umudu olmayan öbür insanlar gibi kederlenmemeniz için, gözlerini yaşama kapamış olanlar konusunda bilgisiz kalmanızı istemiyoruz.&#8221; (1. Selanikliler 4:13)</em> Duygularının dizginlerinin başıboş olmamasına dikkat etmelisin yoksa seni üzüntünün içerisinde daha da fazla günaha sürükleyebilirler.</p>
<p>Thomas Doolittle&#8217;ın yazdığı &#8220;Tanrısal Üzüntü&#8221; isimli makaleyi okumak için <strong><a rel="nofollow" href="http://www.yucelutuf.com/tanrisaluzuntu.html" target="_blank">burayı tıklayın!</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/tanrisal-uzuntu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan Tanrı Konusunda Yalnızca İki Seçeneğe Sahiptir</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/insan-tanri-secenek/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/insan-tanri-secenek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Sep 2009 19:53:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[seçenek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=175</guid>
		<description><![CDATA[Aslında insan Tanrı konusunda yalnızca iki seçeneğe sahiptir. O zaman bize düşen sadece iki seçenek bulunmaktadır. Yaratılmış olarak ya Tanrı&#8217;yı yüceltip O&#8217;ndan sonsuza kadar zevk almak ya da bunun tam aksini yapmak. Bunun ikisi arasında olabilecek, durulabilecek her hangi bir yer yoktur. Biz yolda yürürken, gezerken, çalışırken, otururken, kalkarken, ibadet ederken, dua ederken hep O [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/insantanrisecenek.jpg" alt="insan tanrı seçenek" title="insan tanrı seçenek" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-176" /><br />
Aslında insan Tanrı konusunda yalnızca iki seçeneğe sahiptir. O zaman bize düşen sadece iki seçenek bulunmaktadır. Yaratılmış olarak ya Tanrı&#8217;yı yüceltip O&#8217;ndan sonsuza kadar zevk almak ya da bunun tam aksini yapmak. Bunun ikisi arasında olabilecek, durulabilecek her hangi bir yer yoktur.</p>
<p>Biz yolda yürürken, gezerken, çalışırken, otururken, kalkarken, ibadet ederken, dua ederken hep O muhteşem hükümranın yarattığı, tamamladığı yeryüzünde, göğün altındayız. Ve kısacası aslında hepimiz O&#8217;na ait olduğumuz için herkesin böylesi bir tek hükümranın önünde diz çökmekten ve O&#8217;na yücelik vermekten başka çıkar yolu yoktur. Ve böyle bir hükümranın, &#8220;Mesih Rab&#8217;dir&#8221; diye bize ilan ettiği müjdesinin ardı sıra gitmekten başka da aslında yolumuz yoktur.<br />
<span id="more-175"></span><br />
Tanınan bir ilahiyatçı olan B.B Warfield, özellikle Hristiyan inancının Reform geleneğine öncülük eden Calvin&#8217;in açıkladığı Kutsal Kitap öğretişleri üzerinde dururken, Tanrı&#8217;ya tam bir bağlılığın ve tam bir güvenin dua için en iyi duruş olduğunu ve bunun tam, tek doğru ve kalbe ait bir inanç ve din olduğunu ifade etmektedir. Ve buradan bizi hemen İncil&#8217;deki o iyi bilinen anlatıma götürür. Bu anlatımında Mesih İsa, vergi görevlisiyle Ferisinin dualarını, dua yüreklerini, tavır ve davranışlarını karşılaştırmaktadır:<br />
&#8220;Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: &#8216;Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıktı. Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: &#8216;Tanrım, öbür insanlara soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için sana şükrederim. Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.&#8217; Vergi görevlisi ise uzakta durdu, gözlerini göğe kaldırmak bile istemiyordu, ancak göğsünü döverek, &#8216;Tanrım, ben günahkara merhamet et&#8217; diyordu.</p>
<p>&#8220;Size şunu söyleyeyim, Ferisi değil, bu adam aklanmış olarak evine döndü. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir&#8221; (Luk. 18:914).<br />
Ferisi örneklemesinde, o dönemin çok tutucu bir din önderinin aslında kendisinin pek de farkında olmadan yaptığı o önemli hatalar dile getirilmektedir. Bu dini önder ne yazık ki, kendisini tam doğru bir dindar görürken bencillik, kendini beğenmişlik, gurur, başarı, kendinden tatmin olmak gibi bir takım hal ve hareketleri üzerinde taşımaktadır. Aslında bu örnekteki Ferisi kendisini Tanrı&#8217;yla en yakın kişi olarak değerlendirmektedir. Oysa işin aslı ve hatta görünüşü sanki kendisinin Tanrı&#8217;ya ihtiyacı yokmuş da, Tanrı&#8217;nın kendisine ihtiyacı varmış gibi bir görünüştür.</p>
<p>Vergi mültezimiyse o dönemde Roma için vergi toplamasından ötürü zaten halkın, İsrail&#8217;in hor gördüğü bir kişidir ve burada Tanrı&#8217;nın hoşnut olduğu kişi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü o, gerçekten samimi bir biçimde Tanrı&#8217;ya bağlı olarak, yürekten dua etmekte ve hatta günahlılığının farkında, gözlerini bile Rab&#8217;be kaldıramamaktadır.<br />
Bu örnekle Mesih İsa&#8217;nın söylemek istediği yürekten, samimi, gerçekler üzerine bina edilmiş bir imanın esas, gerçek ve kabul gören, Tanrı&#8217;yı hoşnut eden bir iman olduğudur.<br />
Warfield de, Mesih İsa&#8217;nın söylemek istediğinden hareketle, doğru bir biçimde dua eden her bir samimi Hristiyan&#8217;ın bu vergi toplayıcısının durumunda olduğunu dile getirmektedir. Tanrı böyle bir imanla yaklaşan ve gerçekten samimiyetle ibadet eden bir imanlıdan hoşnut olmaktadır. Mesih İsa&#8217;nın sözleri bize zaten bunu açıkça göstermektedir. Yalnız Warfield&#8217;in örneğinde biraz daha geniş bir söylem dikkatimizi çekmektedir; samimi bir imanlının bu dua duruşunun aslında yaşamın her noktasında olması gerektiğini vurgulamaktadır.</p>
<p>Kısacası Mesih İsa&#8217;ya samimi iman eden, O&#8217;nu kurtarıcısı ve Rab&#8217;bi olarak kabul eden ve O&#8217;nun hükümranlığının, muhteşemliğinin farkındalığı içinde yaşayan imanlının her işinde, davranışında, kısacası yaşamında O&#8217;nu yüceltmeye ve O&#8217;ndan zevk almaya devam etmesi gerekmektedir. Çoğumuz ne yazık ki, dua anında gerçekten yürekten, gönlümüzün derinliklerinde Rab&#8217;bimizle konuşuruz, O&#8217;na yürek40 ten yaklaşırız ama diz üstünden kalktıktan sonra adeta artık başka insan olmuşuzdur. Reform geleneğinde Tanrı hükümranlığını, krallığını, görkemini anlayan samimi bir Mesih inanlısı, samimi bir Hristiyan içinse durum aslında oldukça farklı olmalıdır. O sinemaya giderken, televizyon izlerken, çalışırken, hatta eğlenirken bile yine Tanrı&#8217;yı yüceltmek ve O&#8217;nun varlığından, yaratılmış olmaktan, O&#8217;nun görkeminden zevk almak durumundadır. Bu, hayat boyu ibadet, hayat boyu dua, hayat boyu Rab&#8217;bin tahtının önünde saniye saniye sürdürülen bir yaşam anlamındadır.</p>
<p>Kısacası, bu anlayıştaki kişi için yaşam bir ibadettir. Yalnız bu dünyadan kaçarak, manastıra kapanarak, sürekli dudakların ezbere dualar mırıldadığı ve insanları inanan inanmayan diye ayıran, ona kötü, buna imansız diye damga vuran radikal, bencil, gururlu bir dindarlık hayatı değildir. Bu, yaratılmış olmanın gerçekten farkına varan, Tanrı’nın yarattığı her şeyin ne kadar iyi olduğunu gören, izlediği bir tiyatrodan, dinlediği güzel bir müzikten ve o muhteşem Sanatçı’nın varlığından zevk alan bir biçimde yaşam sürmektir. Tanrı&#8217;nın Mesih İsa&#8217; da sağladığı kurtarışı bütün bir yaşam boyu saniye saniye hissetmek ve yaşamaktır. Ve bu, ancak göksel bir lütuf olarak Tanrı tarafından verilmekte ve Tanrı tarafından sunulmaktadır. Bu herkese nasip olmayacağı için, buna sahip olanlar bir başka coşkuyu, bir başka sevinci de paylaşmaktadırlar. Lütfün değerini çok daha fazla algılamakta ve çok daha fazla bu lütfün üzerine titremektedirler.</p>
<p>Yazan: Rev. Prof. Robert Lynn</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/insan-tanri-secenek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biz Tanrı&#8217;yı Yüceltmek İçin Yaratıldık</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/biz-tanriyi-yuceltmek-icin-yaratildik/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/biz-tanriyi-yuceltmek-icin-yaratildik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 20:13:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[adem]]></category>
		<category><![CDATA[amaç]]></category>
		<category><![CDATA[havva]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[Westminster İnanç Açıklaması’nın Kısa Katekizm&#8217;inde (ilmihalinde) şöyle bir soru yer almaktadır: &#8220;Mesih krallık görevini nasıl yapar?&#8221; Bunun cevabı, &#8220;Mesih krallık görevini, bizleri Kendisine boyun eğdirerek, bizleri yönetip koruyarak, Kendisinin ve bizim bütün düşmanlarımızı zapt ederek ve yenerek yapar&#8221; demektedir. Bizi zevk için ezip geçecek bir Tanrı&#8217;ya aslında güvenmemiz ve hatta saygıdan kaynaklı bir korku duymamız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/tanriicinyaratildik.jpg" alt="tanrı" title="tanrı" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-171" /><br />
Westminster İnanç Açıklaması’nın Kısa Katekizm&#8217;inde (ilmihalinde) şöyle bir soru yer almaktadır: &#8220;Mesih krallık görevini nasıl yapar?&#8221; Bunun cevabı, &#8220;Mesih krallık görevini, bizleri Kendisine boyun eğdirerek, bizleri yönetip koruyarak, Kendisinin ve bizim bütün düşmanlarımızı zapt ederek ve yenerek yapar&#8221; demektedir.<br />
Bizi zevk için ezip geçecek bir Tanrı&#8217;ya aslında güvenmemiz ve hatta saygıdan kaynaklı bir korku duymamız mümkün değildir. Fakat bizlerin uğruna kendi ellerine çiviler çaktırabilecek olan bir Tanrı&#8217;ya yürekten bir saygı ve bu saygıdan kaynaklı korku duyarız. Ve yürekten güveniriz.</p>
<p> Bu nedenle, Reform geleneğindeki bir Hristiyan için Tanrı&#8217;nın egemenliğinin kurtaran lütfü her zaman esas olandır. Yani Luther&#8217;in lütfü vurgulaması, Calvin&#8217;in öğretisinde Tanrı hükümranlığını öne çıkarmak şartıyla lütfün ne denli önemli olduğunun dile getirilmesi şeklinde yerini bulmaktadır. Her şeye kadir, her şeyin sahibi, evrenin hakimi olan o yüce Yaratan o görkeminin ifadesi olarak yaptığı her şeyi lütfundan dolayı yapmaktadır. Mesih İsa&#8217;da bize sağlanan kurtarış, bağışlanma, sonsuz yaşam hep bu hükümran Tanrı&#8217;nın lütfunun bize dökülmesidir. Bu geleneğin samimi inanlısının bakış açısı hep bu en zirve noktadan başlamaktadır.<br />
<span id="more-170"></span><br />
Yunus peygamber kurtarışın Tanrı&#8217;ya ait olduğunu çok iyi bir biçimde bize hatırlatmaktadır. Kurtuluş, insan katılımıyla söz konusu olan bir hadise değildir. Tamamen ilahi bir biçimde Tanrı elinden bize ulaşan bir olaydır. Baba&#8217;nın o seçip çağıran sevgisine göre Mesih İsa&#8217;nın kurtaran işinin Ruh&#8217;ça bize uygulanmasıdır.<br />
Eğer bu kurtarma işinde bizim gücümüz, katılımımız olsaydı Tanrı&#8217;nın Mesih İsa&#8217;daki kurtarış amacına insan istemi karışır ve karışıklık olurdu. Bu nedenle ve İncil&#8217;in bize bildirisi doğrultusunda kurtuluş hiçbir biçimde insanın iradesiyle ve istemiyle gerçekleşen bir olay değildir. Tanrı&#8217;nın evlatları olarak, Tanrı&#8217;da yeniden doğuşu alarak doğmamız, yani Mesih İsa&#8217;ya samimi bir imanla inanmamız tamamen göklerdeki Baha’ınızın iradesi doğrultusundadır.</p>
<p>İşte, Reform geleneğinde imanını sürdüren samimi bir Hristiyan&#8217;ın yaşadığı ve teneffüs ettiği iman atmosferi Tanrı&#8217;nın böylesine muhteşem hükümranlığı içindedir.<br />
Bizler Tanrı&#8217;nın muhteşem krallığına hayran olup tapınmayı arzuluyor ve yalnız bunu arıyoruz. Yeşaya&#8217;daki şu ayetleri birlikte okuyalım: &#8220;Kral Uzziyanın öldüğü yıl yüce ve görkemli Rab&#8217;bi gördüm; tahtta oturuyordu, giysisinin etekleri tapınağı dolduruyordu. Üzerinde Seraflar duruyordu; her birinin altı kanadı vardı; ikisiyle yüzlerini, ikisiyle ayaklarını örtüyor, öbür ikisiyle de uçuyorlardı. Birbirlerine şöyle sesleniyorlardı: &#8216;Her Şeye Egemen RAB kutsal, kutsal, kutsaldır. Yüceliği bütün dünyayı dolduruyor&#8217;. Ser afların sesinden kapı söveleriyle eşikler sarsıldı, tapınak dumanla doldu. &#8216;Vay başıma! Mahvoldum&#8217; dedim, &#8216;Çünkü dudakları kirli bir adamım, dudakları kirli bir halkın arasında yaşıyorum. Buna karşın Kral&#8217;ı, Her Şeye Egemen RAB&#8217;bi gözlerimle gördüm/ Seraflar&#8217;dan biri bana doğru uçtu, elinde sunaktan maşayla aldığı bir kor vardı&#8221; (Yşa. 6:16).<br />
Ya da Eyü. 42:46&#8242;ya bakalım: &#8220;&#8216;Dinle de konuşayım9 dedin, &#8216;Ben sorayım, sen anlat/ Kulaktan duymaydı bildiklerim senin hakkında, şimdiyse gözlerimle gördüm seni. Bu yüzden kendimi hor görüyor, toz ve kül içinde tövbe ediyorum.&#8221;</p>
<p>Bu ve benzeri ayetlere baktığımızda Reform geleneğindeki samimi bir Hristiyan&#8217;ı iman ve ibadet için harekete geçiren o muhteşem Tanrı hükümranlığını görebilmek mümkündür. Ancak yaratılana düşen, bu muhteşem Kral&#8217;ın önünde eğilip, diz çöküp, yürek secdesiyle secde etmek ve bütün yüceliği O&#8217;na, yalnız O&#8217;na vermektedir.<br />
Yaratılmamızın tek ve büyük nedeni aslında Westminster Kısa İlmihali&#8217;nde çok açıkça dile getirilmiştir. Westminster Kısa İlmihali&#8217;nin ilk sorusu şudur: &#8220;İnsanın var olmasının, varlığının, yaratılmasının yegane, tek, esas olan amacı nedir?&#8221; Hemen bu soruya şöyle bir cevap gelir: &#8220;İnsanın varlığının, var olmasının, yaratılmasının tek ve biricik amacı Tanrı&#8217;yı yüceltmesi ve sonsuza dek O&#8217;ndan zevk almasıdır.&#8221;</p>
<p><strong>Yazan: </strong>Rev. Prof. Robert Lynn</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/biz-tanriyi-yuceltmek-icin-yaratildik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaratan ve Yaratılan Arasında Önemli Bir Ayrım Vardır</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/yaratan-ve-yaratilan/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/yaratan-ve-yaratilan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 20:07:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[yaradan]]></category>
		<category><![CDATA[yaratan]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=167</guid>
		<description><![CDATA[Kutsal Kitap teolojisi her zaman yaratan ve yaratılan arasındaki o önemli ayrımı vurgulamaktadır. Yani insan yaratanı kendi aklına, nedenlerine, düşüncesine, algılarına göre şekillendiremez. İnsan sınırlıdır. Bu bağlamda yeniden vurgulamak gerekirse Tanrı’nın var oluşu bize bağlı değildir. Yu. 5:26&#8242;da şöyle diyor: &#8220;Çünkü Baba, kendisinde yaşam olduğu gibi, Oğula da kendisinde yaşam olma özelliğini verdi&#8221;. Yaşam ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/yaratanfark.jpg" alt="yaratan" title="yaratan" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-168" /><br />
Kutsal Kitap teolojisi her zaman yaratan ve yaratılan arasındaki o önemli ayrımı vurgulamaktadır. Yani insan yaratanı kendi aklına, nedenlerine, düşüncesine, algılarına göre şekillendiremez. İnsan sınırlıdır. Bu bağlamda yeniden vurgulamak gerekirse Tanrı’nın var oluşu bize bağlı değildir. Yu. 5:26&#8242;da şöyle diyor: &#8220;Çünkü Baba, kendisinde yaşam olduğu gibi, Oğula da kendisinde yaşam olma özelliğini verdi&#8221;. Yaşam ve her şey O&#8217;ndan geldiğine göre ve her şeyin çıkışı Kendisine ait olduğuna göre Tanrı, Kendisi dışında hiçbir şeye bağlı değildir.</p>
<p>Her şey Kendisine bağlı ve Kendisinden kaynaklı olduğuna göre, Tanrı Kendi sınırsızlığında değişmezliğin de abidesidir. Bu nedenle &#8220;Her bakımdan değişken, kararsız olan kişi Rab&#8217;den bir şey alacağın ummasın&#8221; (Yak. 1:7) ayeti doğrultusunda kararsız, değişken ve sınırlı olan insanın Rab&#8217;le kolay bir bağı olması, Rab lütuf göstermedikçe mümkün de değildir. Bu nedenle, Tanrı&#8217;yı tanımlamak, anlamak, varlığına karar verip vermemek insanın kararlarına bağlı değildir.<br />
<span id="more-167"></span><br />
Tanrı muhteşem varlığında, görkeminde, yaratıcılığında, gücünde, sınırsızlığında hep sürekli olarak aynı biçimde değişmeksizin var olmaya devam edendir. Değişmez olması, O&#8217;nun sadece Kendine bağlı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle O, Kendi varlığı içinde yarattığı her şeyin içinde ve üstünde her şeyi tam olarak bilendir. O&#8217;nun istemi bütün gerçeklerin nedenidir. Her şeyin temelinde, önünde, arkasında, üstünde yani tam olarak her şeyi kapsayan bir biçimde Tanrı’nın istemiyle yaratılmışlık vardır.<br />
&#8220;Her şeyi kendi isteği doğrultusunda düzenleyen Tanrı&#8217;nın amacı uyarınca önceden belirlenip Mesih&#8217;te seçildik&#8221; (Ef. 1:11). Ayette görüldüğü gibi, her şey ama her şey O&#8217;nun isteği doğrultusunda düzenlenmiştir. Bizler de bu istem doğrultusunda önceden belirlenip Mesih İsa&#8217;da seçilmiş olanlarız.</p>
<p>Genelde bu noktaya gelindiğinde, bazıları oldukça yanlış teolojik anlayışlara gitmektedirler. Bu insanlar Tanrı&#8217;nın evreni, dünyayı ve içindeki her şeyi yalnız olduğu için yarattığı gibi bir fikre kapılmaktadırlar. Bu kişilere göre, sanki Tanrı her şeyi Kendisini oyalamak için yaratmıştır. Ya da bazıları Tanrı&#8217;nın bir şeyler yapmak için tarihe baktığını düşünmektedirler. Yani Tanrı tarihe ve olaylara bakmakta ve duruma göre tavır koymakta, hareket etmektedir. Bir başka tarz düşünce de, Tanrı&#8217;nın tarihe bakıp Kendisini kimlerin seçtiğini görmesi ve ona göre hareket etmesidir. Görüldüğü gibi, bütün bu ve benzeri düşünceler hep Tanrı&#8217;nın her şeyin sahibi olduğu noktasından öteye taşman ve bazı insanları oldukça farklı noktalara götüren düşüncelerdir.</p>
<p>Yu. 3:57&#8242;ye baktığımızda, &#8220;İsa şöyle yanıt verdi: &#8216;Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sudan ve Ruh&#8217;tan doğmadıkça Tanrı&#8217;nın Egemenliği&#8217;ne giremez* Bedenden doğan bedendir, Ruh&#8217;tan doğan ruhtur Sana, &#8216;Yeniden doğmaksınız&#8217; dediğime şaşma&#8217;&#8221; sözlerini okuyoruz. Bu sözleri kapsayan bütün bölümü okuduğumuzda, aslında bir insanda ruhsal olarak yeniden doğuşun gerçekleşmesinde tek etkin ve yetkin olanın, Tanrı&#8217;nın Ruhu olduğunu görüyoruz. Tanrı&#8217;nın Ruh&#8217;u, Kendi istemi ve gücüyle Kendi yarattığı evrende hareket etmekte ve Kendi yarattığı insanların yüreklerinde işlemektedir.</p>
<p>Bir imanlı arkadaşımın şöyle dua ettiğine tanık oldum &#8220;Ya Rab, seni özgür kılıyoruz, bizim üzerimizde işle, izin veriyoruz Rab&#8217;bim&#8221;. Bu dua oldukça kafa karıştıran bir duadır. Aslında yanlış bilinen Tanrı teolojisinin dile getirilmesidir. Böyle bir dille ve böyle bir ifadeyle dua, aslında Mesih İsa&#8217;yı Tanrı hükümranlığını öne çıkaran bir ilahiyatla algılayan samimi bir Hristiyan&#8217;ı oldukça yaralamaktadır. Çünkü Yaratan ve yaratılan çizgisi burada birbirine girmekte, karıştırılmakta ve Tanrı adeta bize bağlı kılınmaktadır.<br />
Oysa bize göre bizim her şeyimiz, soluğumuz, hayatımız tamamen Tanrı&#8217;ya bağlıdır. O&#8217;na bağlı olmadığımız bir küçücük lahza, an dahi yoktur. Sınırlı insanlar olarak, varlığımızı ancak sınırsıza bağlı olarak sürdürebiliriz. Bütün hareketlerimiz, davranışlarımız, bütün her şeyimiz yalnızca O&#8217;nda mümkündür.</p>
<p>Yalnız burada çok doğru anlamamız gereken bir nokta bulunmaktadır. Tanrı&#8217;nın hükümranlığından, O&#8217;nun her şeye egemen olduğundan bahsederken, O&#8217;nun keyfi olarak davrandığını söylememiz mümkün değildir. Ya da keyfi davrandığını düşünmeye kalkışmamız çok büyük yanlıştır. Tanrı&#8217;nın hükümranlığı tamamen hikmet, doğruluk ve kutsallık temelleri üzerine kurulmuş bir hükümranlıktır. Kısacası hikmetli, doğru ve kutsal olanın hükümran olma hakkı üzerine kurulmuş olan bir hükümranlıktır bu hükümranlık. Ve böylesine muhteşem egemenlik sahibi olan RAB Tanrı, vaatlerde bulunarak ve antlar içerek, Kendisini Kendi istemi doğrultusunda sözlerine bağlı kılmıştır.<br />
İşte biz böylesine bir egemenlik sahibi olan muhteşem bir Tanrı&#8217;ya güvene davet edilmiş bulunmaktayız.</p>
<p><strong>Yazan:</strong> Rev. Prof. Robert Lynn</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/yaratan-ve-yaratilan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

