Tanrı’nın Reçetesi
Hayatımızda Kutsal Kitap'ın yeri ne? Kitaplığımızda tozlanan bir kitap mı, yoksa her gün okuyup danıştığımız bir otorite mi? Tanrı sözünü her gün okumalı, her gün çalışmalıyız. Çünkü O'nun sözü bilgelikle dolu, hayatımız için bereket kaynağıdır. Tanrı'ya güvenenler asla mahvolmadı, yarı yolda kalmadı. Bizlerde O'nun sözünü dinleyelim, okuyalım ve uygulayıcıları olalım.
Tanrı ile Dostluk

...Güdülerimizin olduğu yüreklerimizi incelemeyi ve tek başına kazanmayı reddettiğimizde; ruhsal huzursuzluklarımız artıyor. İlişkiler ve etkinliklerin çoğuna eşlik eden döküntüleri, canlılığımızın kaldırdığı gibi Tanrı'nın işlerinde işlek olarak, etken kalarak, doğru şekilde devam ederek kendi kendimizi eğitebiliriz. Yalnızlık anlarında, kendi kenimizi incelemenin güç çalışmasını tek başına ele alarak ve kendimizi geriye doğru çekerek disiplin altına almadıkça; dinginlik, yalnızca ufak bir düş olarak kalacaktır. Nasıl işleğim olabilir.. ve bir son gibi ne kadar boş ! Sözcükleri söylüyoruz, ama onların hiçbir anlamı yok. Kendimizi yaşamayan doğrularda gidip gelirken buluyoruz ve bir ruhanilik uyduruyoruz.
Devamını okumak için tıkla!
Sağlıksız Varlık

Keşke her yapı sapasağlam olsaydı. Depremlerde çöken konutlar, sele kasırgaya dayanamayan binalar, emekçilerin canını yutan ocaklar. Ve en önemlisi, yaşam yolculuğu bozukluğa, kötülüğe her an açık olan insan. Onun yaratılışına ve sonrasına ilişkin şunlar yazılmıştır: "Tanrı insanı kendi benzeyişinde yarattı. Onu Tanrı’nın benzeyişinde yarattı; onları erkek ve dişi yarattı" (Yaratılış 1:27). "Tanrı insanı doğru yarattı; ama onlar pek çok düzen aradılar" (Vaiz 7:29). Budur üzücü gelişim.
Kutsal-kusursuz Yaratan elbette bozuk insanı yaratamazdı. O’nun Yaratıcı’lığına inanan, her yapıtı kusursuz yaptığını kabul eder. O şu bilgiyi verir Kutsal Sözü’nde: "Yüceliğim için yarattğım, ona biçim verdiğim, evet kendisini oluşturduğum, adımla çağrılan her insanı ‘getir’ diyeceğim" (Yeşaya 43:7). Yazıklar olsun! Yaşam düzeniyle Yaratanı’nı yüceltmeye yaratılan insan tam tersine, yapıcısına yüz karası olmuş: "Tanrı’nın adı uluslar arasında sizin yüzünüzden kötülenmektedir" diye yazılıdır din bağlılarına (Romalılar 2:24). Ne denli acıklı bir görünüm, değil mi?
İnsan tarihin hangi döneminde bozuldu? Atalarımızın Tanrı istemini bir yana itip iblisin istemini uyguladıkları an! Atalarımız iblise uyruk olmayı seçti, kutsal kusursuz yaşamdan günahlı yaşama geçti. Bunu kişisel karar ve istekleriyle yaptılar. Ve tüm insanlık ailesinin başı, kökeni, pınarı niteliğinde bu güzelim soyun her kuşağını, her canını boyunlarına aldılar. Kutsal Söz buna ‘Özgün ve Kalıtımlı Günah’ demiş. Yapımız çürüktür. Irk, ulus, dil, din, siyasi tutum, eğitim ve daha her ne varsa, temelde hepimiz günah yargısı giymiş sağlıksız Adem çocuklarıyız. Birinin Adem’e dayanmadığını savlaması, elmanın elma ağacında yetişmediğini savunması gibidir. Ama hiç kimse salt Adem’in günahlılığı sonucunda yargılanmaz. Herkes özgür isteğiyle günah işler, ardından da din şartlarına, törelerine sarılarak günahını sildirmeye çabalar. Çürük elmanın çürüklüğünü gidermeye çabalamak gibidir bu.
Göklerdeki Babamız

Hiçbir şey Tanrı konusunda yapılan sadık, içten ve sürekli bir araştırma kadar insan aklını daha fazla genişletemeyecek; insan ruhunu daha fazla büyütmeyecektir. Kederinizi kaybetmek ister miydiniz? Üzüntülerinizi atıp kurtulmak ister miydiniz? O zaman gidin ve kendinizi Tanrı'nın derin sularına bırakın; O'nun uçsuz bucaksızlığında kaybolun ve kendinizi dinlenmiş, tazelenmiş ve canlanmış bulun. Tanrı konusunda derin derin düşünmekten başka, ruha böyle huzur veren; üzüntüleri ve kederleri böyle dindiren; felaket rüzgarlarına böyle huzur getiren başka hiçbir şey bilmiyorum.
Charles Haddon Spurgeon
Tanrı’yı Hiç Duymamış KiÅŸiler Ne Olacak?

Bir ilahiyat öğretmeni olarak zaman zaman meraklı öğrencilerimin soruları ile karşılaşıyorum. Bu tarz merak sorularını hiçbir zaman bilgisayar listesi haline getirmemiş olmama rağmen sık sık sorulan soruları sıralamaya kalksam bu soru liste başında yer alan sorulardan olurdu. Sık sık sorulan sorulardan biri "Mesih İsa'yı duymamış Afrika'da yaşayan zavallı bir yerliye ne olacak?" sorusudur. Bu sorudaki derin kaygı, modern çağın medya iletişiminden yararlanamayan, yeryüzünün ücra bir köşesinde yaşayan insan içindir. Bu kişi Kutsal Kitap'ın müjdesinden en ufak bir söz bile duymaksızın yaşamış ve ölmüştür. Böyle bir kişi Tanrı önünde ne olacaktır?
Bu soru neden sıklıkla sorulmaktadır? Neden birçok öğrenci bu soruya takılıp kalmıştır? Belki bu merakı teşvik eden başka faktörler vardır. Her şeyden önce, Batı dünyası, Hristiyanlığın temelinde Tanrı sevgisini olduğu konusundan yeterli bilgiye sahiptir. Buna ilave olarak Hristiyan inancının özünün Mesih'in eşsiz kişiliğinin önemi ve yaptığı işler olduğu konusunda da ortak bir anlayış vardır. Eğer Mesih eşsizse ve kurtuluş için gerekliyse bu konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan kişi böyle bir kurtuluştan nasıl yararlanabilir? Eğer Tanrı insanları bu kadar çok seviyorsa o zaman neden hiç kimse bundan'mahrum olmasın diye gökyüzüne ilahi bir mesaj yazmadı? Neden Mesih İsa'nın kurtarışının "müjdesi" ondan yararlanabilme imkanı olan kültürle sınırlıdır?
Olimpiyatlar, Beden ve Akıl

Ürkeklikle debelenen yeryuvarlağı bir sürecik ışıltıya sahne: Geçici olsa da, Olimpiyat meşalesinin parıltısı insanlığa sanki bir umut ışığı saçıyor. 1896'da Baron de Coubertin'in atılımıyla gündeme gelen çağdaş Olimpiyatlar 108 yıl sonra yeniden Atina'ya dönüyor. Taa başlangıçta tanrılarla ilgili oyunlar İ.Ö. 776 yılında Olimpos'ta baştanrı Zefs'in şerefine uygulandı, aralıksız olarak İ.S. 393'e dek sürdü. Böylesi uzun süreli başka bir düzenleme bilinmez. 1924'teyse kış oyunları yeni bir çağ açtı.
İlk ve tek karşılaşma 192 metrelik bir koşuydu. Kazanana yaban zeytin dallarından örülmüş basit ama şerefli bir taç takılırdı. Bunun onuru reklamcılık milyonlarından daha şanlıydı. Kazanabilmek için krallar bile halktan yarışçılarla koşuşurdu. Kazananın önemine müzik bestelenir, yontucular mermerden büstünü oyar, ozanlar onu öven şiirler yazardı. Kovalanan amaç, sağlıklı akıl sağlıklı bedende barınır düzgüsüydü. Sonraları Latince üç kelimeyle özetlendi başarının doruğu. CITIUS, ALTIUS, FORTIUS: Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü. Amaç hep aynıdır.
