<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hristiyan Blog &#124; Hristiyanlık ile ilgili bilgiler ve güncel haberler &#187; İsa Mesih</title>
	<atom:link href="http://www.hristiyanblog.com/konu/isa-mesih/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hristiyanblog.com</link>
	<description>Hristiyanlık ile ilgili bilgilerin bulunduğu güncel blog</description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Nov 2010 09:33:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>Sağlıksız Varlık</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/sagliksiz-varlik/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/sagliksiz-varlik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2010 16:56:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıksız varlık]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=362</guid>
		<description><![CDATA[Keşke her yapı sapasağlam olsaydı. Depremlerde çöken konutlar, sele kasırgaya dayanamayan binalar, emekçilerin canını yutan ocaklar. Ve en önemlisi, yaşam yolculuğu bozukluğa, kötülüğe her an açık olan insan. Onun yaratılışına ve sonrasına ilişkin şunlar yazılmıştır: &#8220;Tanrı insanı kendi benzeyişinde yarattı. Onu Tanrı’nın benzeyişinde yarattı; onları erkek ve dişi yarattı&#8221; (Yaratılış 1:27). &#8220;Tanrı insanı doğru yarattı; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/10/sagliksizvarlik.jpg" alt="sagliksiz varlik" title="sagliksiz varlik" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-363" /><br />
Keşke her yapı sapasağlam olsaydı. Depremlerde çöken konutlar, sele kasırgaya dayanamayan binalar, emekçilerin canını yutan ocaklar. Ve en önemlisi, yaşam yolculuğu bozukluğa, kötülüğe her an açık olan insan. Onun yaratılışına ve sonrasına ilişkin şunlar yazılmıştır: &#8220;Tanrı insanı kendi benzeyişinde yarattı. Onu Tanrı’nın benzeyişinde yarattı; onları erkek ve dişi yarattı&#8221; (Yaratılış 1:27). &#8220;Tanrı insanı doğru yarattı; ama onlar pek çok düzen aradılar&#8221; (Vaiz 7:29). Budur üzücü gelişim.</p>
<p>Kutsal-kusursuz Yaratan elbette bozuk insanı yaratamazdı. O’nun Yaratıcı’lığına inanan, her yapıtı kusursuz yaptığını kabul eder. O şu bilgiyi verir Kutsal Sözü’nde: &#8220;Yüceliğim için yarattğım, ona biçim verdiğim, evet kendisini oluşturduğum, adımla çağrılan her insanı ‘getir’ diyeceğim&#8221; (Yeşaya 43:7). Yazıklar olsun! Yaşam düzeniyle Yaratanı’nı yüceltmeye yaratılan insan tam tersine, yapıcısına yüz karası olmuş: &#8220;Tanrı’nın adı uluslar arasında sizin yüzünüzden kötülenmektedir&#8221; diye yazılıdır din bağlılarına (Romalılar 2:24). Ne denli acıklı bir görünüm, değil mi?</p>
<p>İnsan tarihin hangi döneminde bozuldu? Atalarımızın Tanrı istemini bir yana itip iblisin istemini uyguladıkları an! Atalarımız iblise uyruk olmayı seçti, kutsal kusursuz yaşamdan günahlı yaşama geçti. Bunu kişisel karar ve istekleriyle yaptılar. Ve tüm insanlık ailesinin başı, kökeni, pınarı niteliğinde bu güzelim soyun her kuşağını, her canını boyunlarına aldılar. Kutsal Söz buna ‘Özgün ve Kalıtımlı Günah’ demiş. Yapımız çürüktür. Irk, ulus, dil, din, siyasi tutum, eğitim ve daha her ne varsa, temelde hepimiz günah yargısı giymiş sağlıksız Adem çocuklarıyız. Birinin Adem’e dayanmadığını savlaması, elmanın elma ağacında yetişmediğini savunması gibidir. Ama hiç kimse salt Adem’in günahlılığı sonucunda yargılanmaz. Herkes özgür isteğiyle günah işler, ardından da din şartlarına, törelerine sarılarak günahını sildirmeye çabalar. Çürük elmanın çürüklüğünü gidermeye çabalamak gibidir bu.<br />
<span id="more-362"></span><br />
Ademoğlu Yaratan’ın başlangıçta verdiği ruhsal dinçliği, doğruluğu, kutsallığı, sevgiyi hakkı, adaleti yitirdi. Günah yaşamın her yanına dal budak saldı. Bu sonuç aklı, isteği, eylemleri olumsuz biçimde etkiledi, güzeli çirkinleştirdi. Ruhsal kavram yitirilmiş bulunuyor.. Bozuk akıl bozuk istekler enikler: Bencil, kapkaççı, çalımcı, çıkarcı, inatçı, karalayıcı, büyüklenici, göz dikici, hak çiğneyici, sömürücü, terör yöntemleri bulucu, baskıcı, işkenceci, kinci, sövücü, gözdağı verici, öç alıcı, kendi kendini mahvedici. Göstergelerin tümü çürük yapılı insana yönelik..<br />
Sağlıklı, erdemli tutum hepimizin gözü önünde. Bunları uygulamaya çağrı açık açık belirtiliyor. Ne etmeli ki, ademoğlu bir sürü sağlıksız isteğe bağlı. Günaha tutsak kişi onlardan kaçacağı şeylere seğirtir, sığınacağı değerlerden uzaklaşır. İğreneceği şeyleri özler, özeneceği şeyleri teper. Yereceği şeyleri över, öveceği şeyleri yerer. Bu tutum, çürük yapının varlığa egemen kesilmesinden kaynaklanmakta. Yaratan’ın böyle dengesiz bir varlık yaratmadığı kanıt mı ister? Günahlı insanın içinden dışarıya fokur fokur irin birikintisi çıkmakta: Günah çıkartısı.</p>
<p>Hak adalet sözleri hep duyulur, öte yandan da çiğnenir. Yargı kuruluşları yasaları işlerliğe koymaya çalışır. Ne yazık; birçok alanda bunu kesinleştiremez. Tanrı’nın On Buyruk’u adalet gereğini duyurur. On Buyruk’un her biri çiğnenmiş. Tanrı adaletin uygulanışından vazgeçemez. Yasayla, şeriatla, sevapla düzeltilemeyen adalet ağlamakta. Bu savsaklığa karşı Tanrı sağlayışı sunulmakta: İnsanın günahını günahsız İsa Mesih yüklendi.  Zedelenen adaletin dileğini Mesih ödedi. Adaleti sarsan insanın sağlığı yitiktir. Adaleti zorlayan insan bunu kavrayıp imanla Rab İsa Mesih’e sığınınca, hem adaletsizliği kaldırılır, hem de İsa Mesih’in doğruluğuyla donatılır o.</p>
<p>Tanrı kayrasıyla kurtuluşa eren şu  içtenlikli ikrarı yükseltir: &#8220;Bedenin ve düşük aklın istekleri neyse onu uyguladık. Bütün ötekiler gibi, biz de doğal yapımız gereği tanrısal öfkenin çocuklarıydık&#8221; (Efesoslular 2:3). Günahlı insan kurtarıcı İsa Mesih’in bağışlamalığıyla arıtılıp affedilince bağış gönencinde yaşayana doğrultulan Tanrı buyruğu şu olur: &#8220;Bir zamanlar böyle yaşarken, siz de vaktinizi bunlarla geçiriyordunuz. Ama şimdi bunların tümünü üzerinizden atın; Kızgınlığı, öfkeyi, kötülüğü, sövücülüğü, ağzınızdan çıkabilecek kirli sözleri. Madem ki eski insanı yaptıklarıyla birlikte kesip attınız, öyleyse birbirinize yalan söylemeyin. Bunun yerine bilgide yenilenen, kendisini yaratana benzeyen yeni insanı giyindiniz&#8221; (Koloseliler 3:7-10).</p>
<p>Ademoğlu niçin içtenlikli sevgiyle sevemiyor? Niçin candan affedemiyor? Niçin kincilik besliyor? Niçin barışı geliştiremiyor? Niçin adalet kapsamında yönetilemiyor, hem de bu düzeyde yönetemiyor? Niçin yıkıcı duyguları bastıramıyor? Haksızlığa katlanacak yerde niçin haksızlığı haksızlıkla karşılıyor? Çünkü bu tür erdemli davranışlar sadece sağlam ve kutsal bir yürekten kaynaklanabilir. Öte yandan hasta yüreğin ürünü, kaynağına özgü bozukluk çıkartısıdır. Kaynağın neyse sen de osun!</p>
<p>Atamız Adem’le başlayan günah kişisel sorundur. Sonra da toplumsal ve evrensel sorun. Günah bozukluğuyla etkilenmeyen yön yoktur. İşte Kutsal Söz’ün yargısı: &#8220;Bir tek insan yüzünden günah nasıl dünyaya girdiyse günah yüzünden de ölüm dünyaya girdi. Böylece bütün insanları ölüm sardı. Çünkü tümü günah işledi&#8221; (Romalılar 5:12). Bir inancın denektaşı, günah sorununa nasıl yaklaştığı, günahtan arıtılma gereğini nasıl ele aldığıdır. İncil’in her günahlıya müjdesi şudur: &#8220;Ama Tanrı kayrasının ve armağanının bir tek insanın —İsa Mesih’in— kayrasında bunca kişi yararına bollukla dağıtılması daha kesindir&#8221; (Romalılar 5:15). Buna senden ne yanıt gerekir?</p>
<p><strong>Yazan: Thomas Cosmades</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/sagliksiz-varlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lütuf Cafe</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/lutuf-cafe/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/lutuf-cafe/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2010 23:56:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Karikatürler]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[lütuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=519</guid>
		<description><![CDATA[Tanrı`nın önünde güvenimiz şu ki, O`nun isteğine uygun ne dilersek bizi işitir. (1.Yuh 5:14) Günahın ücreti ölümdür ve bizim ödememiz gereken bu ücreti çarmıhta İsa Mesih ödemiştir. Bizi seven ve bizim için biricik Oğlu&#8217;nu veren Tanrı, O&#8217;nun isteğine uygun olan herşeyi de bize verebilecek güçtedir. Her istediğimizi değil, ama ihtiyacımız olan ne varsa sağlayacaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Tanrı`nın önünde güvenimiz şu ki, O`nun isteğine uygun ne dilersek bizi işitir. (1.Yuh 5:14) Günahın ücreti ölümdür ve bizim ödememiz gereken bu ücreti çarmıhta İsa Mesih ödemiştir. Bizi seven ve bizim için biricik Oğlu&#8217;nu veren Tanrı, O&#8217;nun isteğine uygun olan herşeyi de bize verebilecek güçtedir. Her istediğimizi değil, ama ihtiyacımız olan ne varsa sağlayacaktır.</p></blockquote>
<p><img alt="" src="http://www.hristiyan.gen.tr/karikatur/lutufcafe.jpg" title="lütuf" class="alignnone" width="541" height="380" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/lutuf-cafe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diriliş Bayramınız Kutlu Olsun!</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/dirilis-bayrami-paskalya/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/dirilis-bayrami-paskalya/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Apr 2010 15:43:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[paskalya]]></category>
		<category><![CDATA[yeşua]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=509</guid>
		<description><![CDATA[Evet, O gerçekten dirildi! Herkesin Diriliş Bayramını kutlarız. Şabat Günü`nü izleyen haftanın ilk günü, tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem ile öbür Meryem mezarı görmeye gittiler. Ansızın büyük bir deprem oldu. Rab`bin bir meleği gökten indi ve mezara gidip taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu. Görünüşü şimşek gibi, giysileri ise kar gibi bembeyazdı. Nöbetçiler korkudan titremeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/04/dirilisbayrami541.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-510" title="dirilisbayrami541" src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/04/dirilisbayrami541.jpg" alt="" width="541" height="200" /></a></p>
<h3><strong>Evet, O gerçekten dirildi! Herkesin Diriliş Bayramını kutlarız.</strong></h3>
<p>Şabat Günü`nü izleyen haftanın ilk günü, tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem ile öbür Meryem mezarı görmeye gittiler. Ansızın büyük bir deprem oldu. Rab`bin bir meleği gökten indi ve mezara gidip taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu. Görünüşü şimşek gibi, giysileri ise kar gibi bembeyazdı. Nöbetçiler korkudan titremeye başladılar, sonra ölü gibi yere yıkıldılar. Melek kadınlara şöyle seslendi: <em><span style="color: #008000;">“Korkmayın! Çarmıha gerilen İsa`yı aradığınızı biliyorum. O burada yok; söylemiş olduğu gibi dirildi. Gelin, O`nun yattığı yeri görün. Çabuk gidin, öğrencilerine şöyle deyin: `İsa ölümden dirildi. Sizden önce Celile`ye gidiyor, kendisini orada göreceksiniz.` İşte ben size söylemiş bulunuyorum.”</span></em></p>
<p>Kadınlar korku ve büyük sevinç içinde hemen mezardan uzaklaştılar; koşarak İsa`nın öğrencilerine haber vermeye gittiler. <strong>İsa </strong>ansızın karşılarına çıktı, <em><span style="color: #ff0000;">“Selam!”</span></em> dedi. Yaklaşıp İsa`nın ayaklarına sarılarak O`na tapındılar. O zaman <strong>İsa</strong>, <span style="color: #ff0000;"><em>“Korkmayın!”</em></span> dedi. <em><span style="color: #ff0000;">“Gidip kardeşlerime haber verin, Celile`ye gitsinler, beni orada görecekler.”</span></em></p>
<p>Kadınlar daha yoldayken nöbetçi askerlerden bazıları kente giderek olup bitenleri başkâhinlere bildirdiler. Başkâhinler ileri gelenlerle birlikte toplanıp birbirlerine danıştıktan sonra askerlere yüklü para vererek dediler ki, “Siz şöyle diyeceksiniz: `Öğrencileri geceleyin geldi, biz uyurken O`nun cesedini çalıp götürdüler.` Eğer bu haber valinin kulağına gidecek olursa biz onu yatıştırır, size bir zarar gelmesini önleriz.” Böylece askerler parayı aldılar ve kendilerine söylendiği gibi yaptılar. Bu söylenti Yahudiler arasında bugün de yaygındır.</p>
<p>On bir öğrenci Celile`ye, <strong>İsa</strong>`nın kendilerine bildirdiği dağa gittiler. <strong>İsa</strong>`yı gördükleri zaman O`na tapındılar. Ama bazıları kuşku içindeydi. <strong>İsa </strong>yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: <em><span style="color: #ff0000;"><br />
“Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh`un adıyla vaftiz edin; size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. <strong>İşte BEN, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.</strong>” </span></em></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;">(KUTSAL KİTAP, MATTA 28.BÖLÜM)</span></span><em><span style="color: #ff0000;"><br />
</span></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/dirilis-bayrami-paskalya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karakter</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/karakter/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/karakter/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 20:13:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[karakter]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=325</guid>
		<description><![CDATA[Genç ekonomist seçkin Ekonomi Okulu’nu başarıyla bitirmiş, prestijli bir şirket onu hemen işe almış, omuzuna geniş sorumluluklar yüklemiş. Kısa zamanda yükselmiş, şirketin yönetim kurulunda oturmaya çağrılmış. Tüm kararların orada verildiği kurul.. Şirkete çok çekici bir iş önerisi geliyor; herkes heyecanlı. Sözleşme gerçekleşirse gelişim çok parlak. Bu önemli işi getiren, sözü geçer iki kişi var heyetin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/karakter.jpg" alt="karakter" title="karakter" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-326" /><br />
Genç ekonomist seçkin Ekonomi Okulu’nu başarıyla bitirmiş, prestijli bir şirket onu hemen işe almış, omuzuna geniş sorumluluklar yüklemiş. Kısa zamanda yükselmiş, şirketin yönetim kurulunda oturmaya çağrılmış. Tüm kararların orada verildiği kurul.. Şirkete çok çekici bir iş önerisi geliyor; herkes heyecanlı. Sözleşme gerçekleşirse gelişim çok parlak. Bu önemli işi getiren, sözü geçer iki kişi var heyetin karşısında. Onlarca karakterli ya da karaktersiz olmanın hiçbir önemi yok! Yeter ki para kırılsın. O iki kişi eninde sonunda anlaşmayı bütünlemek için el altından önemli bir bağış diliyor, kısacası rüşvet! Kurulda herkes, ne yapalım iş iştir düşüncesiyle açıktan parayı sunmaya hazır. Sıra genç ekonomiste gelince, „Ben bu karara katılamam“ diyor, “İsa Mesih’e bağlılığım bende temiz karakteri gerektiriyor.” Bir anda tüm kurul üyeleri şaşkın şaşkın birbirine bakışıyor. Oturum dağılıyor, şirket müdürü genç ekonomisti bir kenara çekip konuşuyor: “Şirketin yararı, çıkarı en önde gelen kovalayışımızdır. Sen bunu baltaladın. Başarılı çalışman çok güzel; ama bu yetmez! Bundan böyle yönetim kurulunda yetkin kalmıyor.” Genç ekonomist şirkette kendisine olanakların kısıtlandığını oracıkta anlıyor, başka bir iş aramaya koyuluyor.<br />
<span id="more-325"></span><br />
Neyle betimlenebilir karakter sağlamlığı? Kış aylarında, özellikle kuzey ülkelerinde saçak buzu, ya da buz salkımı diye bilinen görünüm iç açıcıdır. Kılıcı andıran uzun buz parçaları yapıların saçaklarından büyük birer kalem gibi sarkar. Bunlar tertemiz sudan oluşmuşsa, güneş ışınlarının çarpması çok beğenilen bir görünümü oluşturur. Ama damdan gelen su kirli ve çamurluysa kimse onlara bakmaz.<br />
İnsanı insandan ayırt eden özelliğe eskiden seciye denirdi. Yeni deyimi: Özyapı ya da ıra. Karakter diye bilinen erdem düzeyinden şaşana seciyesiz, ya da karaktersiz denir. Konuşması, tutumu, davranışı kararı okka dört yüz dirhem denebilecek kim vardır? Ademoğlu günahlı yüreğini karakteriyle gösteriyor. Paklığı tartışma kaldırmayan buz salkımı gibi her bozukluktan arı varlığı nerede bulmalı? Tutumu günaha, düşüklüğe daima açık kişinin önüne her gün bir sürü bozukdüzen, hatta karanlık öneri fırlatılır. Sapasağlam iç yapıyla bunları gerektiği gibi göğüsleyebilmenin yolu ne olabilir?</p>
<p>Okullar, üniversiteler bir yarışma alanı. Herkes başarıyı kovalamakta. Kopyacılık en kestirme yol. Karakteri yıkan bu hileye rest çekebilen genç kimdir? Hakkım neyse olana razıyım, diyebilen.. İki arkadaş otolarında giderken mafiya düzenlerini enikonu yeriyor, çamura bürüyor. Yol kenarında çantayla kaçak içkiler, sigaralar süren birine takılıyor gözleri. Fırsat bu fırsat.. Mafiya dolaplarına sen de katkıda bulun, mallarını satın al! Kınaması çok kolay, uygulaması çok güç, değil mi? Niceler karakterli olmayı, karaktersizlikle değiştirmiş. Pak karakterden önde tutulan gerekler enine boyuna sırıtmakta. Elbette, karakterli olmak isteyenler çok; ama ilkin bastıran sorunlarla ilgilenmeli! Bunlar çözüldükten sonra, karakteri iyileştirmeye belki zaman kalır. Ne var ki, kirli damlalar giderek kümeleşir, buz salkımı  çirkinleşir.</p>
<p>Kökten çürük ortamda akıntıya kürek çekenlerdensin sen de. Siyaset alanı bozuk mu bozuk! Ticaret dünyasında sağtöre aktöre pazara çıkarılmış. Eğitim kuşakları sarsıntıda. Spor ilişkileri sarsak sursak. Düzensizlik her yanda egemen! Din kuruluşları bozukluğun önemli bir kesimi..  Parlak karakteri özleyen, bunu arayanlar nerede?</p>
<p>İnsanlık tarihinin geçmişinde geleceğinde günahsızlık, kusursuzlukla beliren tek kişi vardır: Yüceden gelen, yine yücelere yükselen İsa Mesih. Salt O’dur parlak karakteri insan yaşamına getirebilen, bu karakteri yıldızlar gibi her yanda parlatabilen. Kimse irade gücüyle, din görenekleriyle, demokrasiyle, eğitimle, kültürle ve daha ne varsa hiçbir şeyle Tanrı’ca onaylanan, insanlara taş çıkartan karakter tümlüğüne erişemedi şimdiye dek. Bu eylem tanrısaldır, yüceden sağlanan bütünlemedir.</p>
<p>Karakter bozukluğunun gerisindeki etkenler ne olabilir? Bencillik, yalancılık, yararcılık, para-zevk-san arayıcılık, haksızlıkta sakıncasızlık, din perdesi gerisinde her tür çıkarcılık, vb. Kirli su damlalarının birikintisi görünümü yozlaştırır. O kişide kin var, düşmanlık var, sürtüşme var, adaletsizlik var ve daha neler yok! Birey kendini kendi ölçüsüyle ölçer, ama herkesçe görülen köy kılavuz istemez. Karaktersizlik bangır bangır bağırır.</p>
<p>Karaktersiz insanlar pak karakter kaynağı İsa Mesih’i yargıya çektiler. Karşılarında en güçlü orduların üstünlüğünden daha pek yeterliliği olanı görünce ne edeceklerini şaşırdılar. Suçladıkları İsa’nın önünde suçlu-yargılı duruma düştüler. Mesih’in günahsızlığı karaktersizlerin bozukluğuna ayna görevini gördü. Peygamber Tanrı yargısını şöyle dile getirir: „Buğday ektiler dikenler biçtiler. Emek verdiler yarar görmediler. RAB&#8217;BİN aşırı öfkesi nedeniyle ürünlerinden utanacaklar“ (Yeremya 12:13).</p>
<p>İsa Mesih günahlı bireye yeniden doğuş verir, onu yeni karakterle donatır, Tanrı’nın meleklerin karşısında parlak aşamaya yükseltir. Bu kişi bundan böyle karakterini lekelendirmemeye kararlıdır. Karakter parlaklığını benimseyen, başka Mesih bağlılarıyla sürekli paydaşlıktadır; güçlenir ve onları güçlendirir. Günahın, bozukluğun çekiciliğine kapılmaz. Temiz karakterin sürekli paklığı için imanla göksel Babası’na yakarır, karakteriyle oynamanın getireceği acıklı sonuçları göz önünde tutarak, engerekten kaçarcasına bozukluktan kaçar. Ona bu yeterliği kurtarıcısı sağlar. Pak karakter arayan Tanrı’nın koyduğu yasaları yaşamda kurtarıcı Mesih gerçekleştirir. O seni de çağırıyor: „Ben bunun için doğdum, gerçeğe tanıklık edeyim diye dünyaya geldim. Gerçekten yana olan herkes sesime kulak verir“ (Yuhanna 18:37).</p>
<p><strong>Yazan: Thomas Cosmades</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/karakter/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tanrı&#8217;yı Hiç Duymamış Kişiler Ne Olacak?</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/tanriyi-duymamis-kisiler/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/tanriyi-duymamis-kisiler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2009 16:29:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[duymamış kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[habersiz kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=271</guid>
		<description><![CDATA[Bir ilahiyat öğretmeni olarak zaman zaman meraklı öğrencilerimin soruları ile karşılaşıyorum. Bu tarz merak sorularını hiçbir zaman bilgisayar listesi haline getirmemiş olmama rağmen sık sık sorulan soruları sıralamaya kalksam bu soru liste başında yer alan sorulardan olurdu. Sık sık sorulan sorulardan biri &#8220;Mesih İsa&#8217;yı duymamış Afrika&#8217;da yaşayan zavallı bir yerliye ne olacak?&#8221; sorusudur. Bu sorudaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/hicduymamiskiseler.jpg" alt="tanrı sözü" title="tanrı sözü" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-272" /><br />
Bir ilahiyat öğretmeni olarak zaman zaman meraklı öğrencilerimin soruları ile karşılaşıyorum. Bu tarz merak sorularını hiçbir zaman bilgisayar listesi haline getirmemiş olmama rağmen sık sık sorulan soruları sıralamaya kalksam bu soru liste başında yer alan sorulardan olurdu. Sık sık sorulan sorulardan biri &#8220;Mesih İsa&#8217;yı duymamış Afrika&#8217;da yaşayan zavallı bir yerliye ne olacak?&#8221; sorusudur. Bu sorudaki derin kaygı, modern çağın medya iletişiminden yararlanamayan, yeryüzünün ücra bir köşesinde yaşayan insan içindir. Bu kişi Kutsal Kitap&#8217;ın müjdesinden en ufak bir söz bile duymaksızın yaşamış ve ölmüştür. Böyle bir kişi Tanrı önünde ne olacaktır?</p>
<p>Bu soru neden sıklıkla sorulmaktadır? Neden birçok öğrenci bu soruya takılıp kalmıştır? Belki bu merakı teşvik eden başka faktörler vardır. Her şeyden önce, Batı dünyası, Hristiyanlığın temelinde Tanrı sevgisini olduğu konusundan yeterli bilgiye sahiptir. Buna ilave olarak Hristiyan inancının özünün Mesih&#8217;in eşsiz kişiliğinin önemi ve yaptığı işler olduğu konusunda da ortak bir anlayış vardır. Eğer Mesih eşsizse ve kurtuluş için gerekliyse bu konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan kişi böyle bir kurtuluştan nasıl yararlanabilir? Eğer Tanrı insanları bu kadar çok seviyorsa o zaman neden hiç kimse bundan&#8217;mahrum olmasın diye gökyüzüne ilahi bir mesaj yazmadı? Neden Mesih İsa&#8217;nın kurtarışının &#8220;müjdesi&#8221; ondan yararlanabilme imkanı olan kültürle sınırlıdır?<br />
<span id="more-271"></span><br />
Soru yalnızca ilahiyat üzerinde bir şeyleri öğrenmeden kaynaklı değil aynı zamanda insanın merhameti ile de alakalıdır. Eğer çok merhametliysek o zaman bizden daha az imkana sahip olan herkese karşı da oldukça hassas olmalıyız. Biz burada baskın ya da emperyalist bir kültür ayrıcalığından bahsetmiyoruz. Biz burada kurtaran bir ayrıcalıktan bahsediyoruz. Tanrı&#8217;yı ikna edip bize kurtuluşumuzu ayrıcalıklı olarak sağlayacak olan esaslı bir doğruluğumuz yoktur. Hatta bizim bozulmuşluğumuzdan kaynaklı kurtuluşa olan büyük ihtiyaç üzerinde duran &#8220;ayrıcalığımız&#8221; bile tartışmalıdır. Günahın evrensel olduğundan beri ister medeni olsun, ister medeni olmasın, ister batılı olsun, ister batılı olmasın bir sınır yoktur ve bu noktada cevap bulmak oldukça zordur.</p>
<p><strong>Mesih İsa&#8217;yı Hiç İşitmemiş Olan Suçsuz Kişiye Ne Olacaktır?</strong><br />
Her ne dersek diyelim böyle bir soru ile karşılaşacağımız kesindir. Mesih&#8217;i duymayan suçsuz kişilere ne olacaktır?<br />
Sorunun ifade ediliş biçimi aslında cevabı etkileyecektir. Biz &#8220;işitmeyen suçsuz kişiye ne olacak?&#8221; biçiminde bir soru sorduğumuzda aslında soruyu oldukça önemli sanılarla da yüklemiş oluyoruz. Her ne olursa olsun eğer soruyu böyle soruyorsak cevap oldukça kolay ve açıktır. Mesih&#8217;i duymamış suçsuz bir yerli iyi bir durumdadır ve biz böyle bir kişinin kurtuluşu konusunda kaygılanmamalıyız. Suçsuz bir kişinin Mesih&#8217;i duymasına gerek yoktur. Böyle bir kişinin kurtulmaya ihtiyacı yoktur. Tanrı suçsuz bir kişiyi cezalandırmaz. Suçsuz kişinin kurtarıcıya ihtiyacı yoktur, kendi suçsuzluğu içinde kendisini kurtarabilir.</p>
<p>Soru böyle bir biçimde sorulduğu zaman dünyada suçsuz insanların olduğu gibi yanlış bir tahmin yürütmeye neden olur. Eğer bu böyleyse (ki Hristiyanlık böyle bir varsayımı kesinlikle reddeder) bu kişiler hakkında kaygı çekmemize gerek yoktur. Fakat hala biz &#8220;Mesih&#8217;i işitmemiş suçlu kişiye ne olur?&#8221; tarzında daha büyük bir soru ile karşı karşıya kalmaktayız.</p>
<p>Suçsuzluk varsayımı farkında olunmadan sorunun içine kaymıştır. Aslında sık biçimde bahsedilen suçsuzluk mükemmel bir suçsuzluk değil de göreceli (nispeten) bir suçsuzluktur. Gördüğümüz kadarı ile bazı kişiler diğer kişilerden daha kötüdürler. Kötülük daha kötü olanın yanında ayrıcalıklı bir konumda olmaktadır. Bir kişi Tanrı’nın emirlerini ayrıntılı bir biçimde bildiği halde kötülük içinde yaşıyorsa ve bu kötülüklerini sürekli tekrarlıyorsa bu kişinin kötülüğü bu konularda bilgisi olmayan kişiden nispeten çok daha berbattır.</p>
<p>Diğer taraftan eğer uzaktaki bu yerli suçluysa, bu kişinin suçu nerede bulunmaktadır? Hiç işitmediği Mesih&#8217;e inanmadığı için mi suçludur? Eğer Tanrı adilse bu adil olmayacaktır. Eğer Tanrı hiç işitme şansı olmayan bir kişiyi mesajına cevap vermiyor diye suçlayacaksa o zaman bu büyük bir adaletsizlik olacaktır. Tanrı’nın açıkladığı adaleti ile taban tabana uyumsuzluk olmuş olacaktır. Mesih&#8217;i işitmedilerse kimsenin bundan ötürü cezalandırılmayacağı konusunda tamamen emin olabiliriz.<br />
Şöyle rahat bir nefes almadan önce bu yerlinin henüz boynundaki ipten kurtulmadığını aklımızda tutalım. Bazıları böyle bir soru üzerinde düşünmeyi bu noktada kesmekte ve kendi görüşleri ile çabucak kendilerini rahatlatmaktadırlar. Bu noktada dile gelmeyen varsayım yalnızca Tanrı&#8217;ya karşı küfrün yalnızca Mesih&#8217;i kabul etmemek olduğudur. Bu yerli kişi bu konuda suçlu olmadığına göre bırakalım gitsin. Aslında bu kişiyi kendi başına bırakmak ona yapabileceğimiz en büyük yardım ve kurtarmadır. Eğer biz bu yerliye gider Mesih&#8217;i anlatırsak onun ruhunu sonsuz bir tehlike içine atmış olacağız. Böyle bir durumda Mesih&#8217;i bilmiş olacaktır ve eğer O&#8217;nu reddederse artık bu konuda bilgisiz olduğu gibi bir özrü olmamış olacaktır. Bu durumda yapabileceğimiz en iyi hizmet susmayı korumamızdır.</p>
<p>Fakat eğer yukarıdaki varsayımımız doğru değilse ne olacak? Eğer başka şeyler de Tanrı&#8217;ya karşı küfürse? Bu, durumu değiştirecek ve dogmatik uykumuzdan bizi uyandıracaktır. Eğer bir kişi Mesih&#8217;i duymadığı halde Baba Tanrı&#8217;yı işitmiş ve reddetmişse ne olacak? Baba Tanrı&#8217;yı reddetmek Oğul Tanrı&#8217;yı reddetmek gibi ciddi midir? Daha ciddi görülmese bile eşit derecede ciddidir.</p>
<p><strong>Tanrı Hakkında İşitmiş Olan Kişi için Ne Diyebiliriz?</strong><br />
Bu noktada Yeni Antlaşma insanın evrensel olarak günahlılığını belirlemektedir. Yeni Antlaşma her konumda Baba Tanrı&#8217;yı reddetmiş bir dünyaya Mesih İsa&#8217;nın geleceğini duyurmaktadır. Mesih İsa kendisi: &#8220;Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var. Gidin de, &#8220;Ben kurban değil, merhamet isterim sözünün anlamını öğrenin. Çünkü ben doğru kişileri değil, günahkarları çağırmaya geldim&#8221; (Matta 9:12,13) demektedir.</p>
<p>Mesih&#8217;i duymamış kişi hakkında cevap Romalılar 1. bölüm 18. ayetle başlayan bölümde bulunmaktadır. Bu bölüm Tanrı öfkesinin şiddetli bir biçimde vahyedilmesi ile başlar:<br />
&#8220;Haksızlıkla gerçeğe engel olan insanların bütün tanrısızlığına ve haksızlığına karşı Tanrı&#8217;nın gazabı gökten açıkça gösterilmektedir.&#8221;<br />
Dikkat edersek burada Tanrı&#8217;nın öfkesi suçlulara ve bilgisizlere karşı değil ama Tanrısızlara ve kötülere karşıdır. Bu ne çeşit bir kötülüktür? &#8220;Tanrısızlık&#8221; ve &#8220;kötülük&#8221; kelimelerinin her ikisi de etkinliği genel anlamda tanımlayan kelimelerdir. Aynı zamanda &#8220;Bastırılmaya çalışılan gerçek nedir?&#8221; diye sormamız gerekmektedir. Metnin geri kalan kısmı bunu açıklamaktadır:<br />
&#8220;Çünkü Tanrıya ilişkin bilinen ne varsa, gözlerinin önündedir; Tanrı hepsini gözlerinin önüne sermiştir. Tanrı&#8217;nın görünmeyen nitelikleri sonsuz gücü ve Tanrılığıdünya yaratılalı beri O&#8217;nun yaptıklarıyla anlaşılmakta, açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur. Tanrı&#8217;yı bildikleri halde O&#8217;nu Tanrı olarak yüceltmediler, O&#8217;na şükretmediler. Tersine, düşüncelerinde budalalığa düştüler; anlayışsız yüreklerini karanlık bürüdü&#8221; (Romalılar 1:19-21).</p>
<p>Burada elçi ilahiyatçıların &#8220;genel vahiyle&#8221; demek istediklerini tanımlamaktadır. Bu, Tanrı&#8217;nın basit bir biçimde bir şeyi ifade ettiği anlamına gelmektedir. Vahyin &#8220;genel&#8221; karakteri iki şeyi ifade etmektedir, içerik ve seyirci. Genel içerik Tanrı&#8217;nın ayrıntılı bir biçimde tanımını kapsamaz. Kutsal Üçlük bu vahyin içinde olan bir bölüm değildir. Tanrı, sonsuz güç ve ilahiliğin sahibi olduğunu ifade eder. Bu vahiy, bu vahyi kabul eden herkesi içermektedir. Tanrı kendisini ufak çaplı seçkin bir akademik ve din adamlarından oluşan bir gruba açıklamamaktadır, o kendisini herkese açıklamaktadır.</p>
<p>Bu metin genel vahiy konusunda ne açıklamaktadır? Herşeyden önce, Tanrı hakkındaki konuların açık ve anlaşılır olduğunu görürüz. Bu bilgi oldukça sade ve açık bir yolla gösterilmiştir. Bu bilgi gizli bir bilgi değildir.</p>
<p>İkincisi, bilginin tam anlamı ile hedefine ulaştığını öğreniriz. Tanrı basit bir biçimde kabul edilsin ya da edilmesin farketmez diyerek genel bir vahiyde bulunmamıştır. Burada &#8220;Tanrıyı bildiler&#8221; diyor. Burada kişinin problemi Tanrı&#8217;yı bilmemesi problemi değildir; problem doğru olarak bildikleri bilgiyi reddetmeleri problemidir.<br />
Üçüncüsü, böyle bir vahyin dünyanın kuruluşundan beri var olduğunu öğreniyoruz. Ve bu vahyin sürekli bir biçimde devam eden bir vahiy olduğunu öğreniyoruz.<br />
Dördüncüsü, vahyin bir yaratılış yolu olarak geldiğini öğreniyoruz. Tanrı&#8217;nın görünmez doğası &#8220;yarattığı bütün şeyler aracılığı ile&#8221; kendisini ifade ediyor. Bütün yaradılış varlığının sahibinin muhteşem bir göstericisi olarak muhteşem bir tiyatro oluyor.</p>
<p>Beşincisi, biz vahyin kişide hiçbir özür bırakmaksızın yeterli olduğunu öğreniyoruz. Bu nedenle metin, &#8220;özürleri yoktur&#8221; demektedir. Elçilerin aklında yer eden bu özürler acaba nelerdi? Genel vahyin dışarda bıraktığı özürler nelerdi? Açıkçası bu dışarıda kalan özür bilgisizlik özürüdür. Eğer elçi bu genel vahiy konusunda haklıysa o zaman hiç kimse Tanrı&#8217;ya şunu söyleyemez: &#8220;Özür dilerim, Sana ibadet ve hizmette bulunamadım. Varlığından haberim yoktu. Eğer haberim olsaydı ^enin en itaatkar hizmetçin olurdum. Ben militan bir ateist değildim. Yalnızca agnostiktim (Tanrı&#8217;nın bilinemeyeceğine inanıyordum). Senin varlığını ispat edecek yeterli bir kanıtım yoktu.&#8221; Eğer Tanrı kendisini açık bir biçimde bütün insanlara açıkladıysa, hiçbir kişi bilgisizliğini Tanrı&#8217;ya ibadet etmeme konusunda bir özür olarak kullanamaz.</p>
<p>Bilgisizlik belli durumlarda belli konular için bir özür olarak kullanılabilir. Roma Katolik kilisesi kendi ahlak ilahiyatını, yenilebilir bilgisizlik ve yenilemez bilgisizlik arasındaki ayrıma bağlamıştır. Yenilebilir bilgisizlik üstesinden gelinebilir bilgisizliktir. Bunun özrü yoktur. Yenilemez bilgisizlik ise üstesinden gelinemeyecek bilgisizliktir. Özrü vardır.<br />
Mesela bir TeksasTı sürücünün Kaliforniya&#8217;ya veya San Fransisko&#8217;ya kadar araba sürdüğünü düşünün. San Fransisko kent sınırlarına geldiğinde kırmızı ışıkta geçti. Bir polis memuru da sürücüyü durdurup ceza kesti. Sürücü, &#8220;Ben Teksaslıyım. Kaliforniya&#8217;da kırmızı ışıkta geçmenin yasak olduğunu bilmiyordum&#8221; diye bağırmaya başladı. Böyle bir bilgisizlikten dolayı özrü olduğu anlamına gelir mi? Elbette ki gelmez. Eğer bir Teksaslı Kaliforniya&#8217;da araba sürecekse o yörenin trafik yasalarını bilmek zorundadır. Yasalar öğrenmek isteyenler için açıkça yazılmıştır ve kilit altında tutulmamaktadır. Bu adamın bilgisizliği yenilebilir bir bilgisizliktir ve kişiye özür payı bırakmamaktadır.</p>
<p>Diğer taraftan, örneğin San Fransisko yetkilileri hızlı bir şekilde gelir elde etmek için gizli bir toplantı yapıyor ve yeşil ışıkta geçme kırmızı ışıkta durma kuralını değiştiriyorlar. Yasayı ihlal edenden de 100$ para almaya karar veriyorlar. Bunun üzerine her ışıklı kavşakta kırmızıda durup yeşilde geçene ceza kesiyorlar. Yakalanan sürücülerin bilgisizliklerinden ötürü özürleri var mıdır? Evet, bu kişilerin bilgisizlikleri yenilmez bilgisizliktir ve özürleri vardır.</p>
<p>Bu nedenle Mesih&#8217;i hiç işitmemiş kişinin bu konuda bilgisizliğini özür olarak ortaya koyabilir, ama Baba Tanrı&#8217;ya saygısızlık anlamında bilgisizliğini özür olarak kullanamaz.<br />
Fakat insanlar zaten dünya dinlerinin bir köşesinde bunu yaşamıyorlar mı? Kendi dinlerinin etkinliği bu kişileri Tanrı öfkesinin tehlikesinden uzaklaştırmıyor mu? Antropologların dediği gibi insan homo religiosus değil mi, bu anlamda din evrensel değil mi? Belki böyle kişiler kendi dinsel inançlarında yeterince eğitilmiş ve mantıklı olmayabilirler. Belki totem direklere, ineklere tapabilirler. En azından yapabildiklerinin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Daha iyisini bilmiyorlar. İneklere tapman bir toplumda doğup büyüdülerse nasıl farklı bir yolu denemeyi öğrenebilirler?</p>
<p>Bu noktada tam olarak genel vahiy fikri mahvedilmiştir. Eğer Pavlus doğruysa, dini uygulama putperestliği kabul etmemektedir, aksine suçu belirginleştirir. Bu nasıl mümkün olmaktadır? Pavlus genel vahiy konusunu şu sözleri ile işlemeye devam etmektedir:<br />
&#8220;Akıllı olduklarını ileri sürerken akılsız olup çıktılar. Ölümsüz Tanrı&#8217;nın yüceliği yerine ölümlü insana, kuşlara, dört ayaklılara, sürüngenlere benzeyen putları yeğlediler&#8230; Tanrı&#8217;yla ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. &#8216;Yaradandın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Tanrı sonsuza dek övülmeye layıktır! Amin&#8221; (Romalılar 1:22-25).</p>
<p>Elçi burada putperestliği dikkatle incelemektedir. Bunu gerçeğin bozulması olarak görmektedir. Tanrı&#8217;nın gerçeği ile yalan arasında bir değişme söz konusudur. Tanrı’nın yüceliği yaratılanın yüceliği ile yer değiştirmektedir. Yaratık ibadeti dindir, fakat bu putperestlik dinidir. Putlara tapınmada ateşli olmak Tanrı’nın yüceliğini ve ilahiliğini ateşli bir biçimde küçültmek anlamına gelmektedir. Eğer Tanrı açık bir biçimde yüceliğini ilan ediyorsa ve bu yücelik yaratıklara ibadetle değişiyorsa, sonradan gelen bir iman Tanrı&#8217;yı hoşnut etmez.</p>
<p>Bu nedenle kişilerin dindar olması Tanrı’nın onlardan hoşnut olduğu anlamına gelmez. Putperestlik tamamen Tanrı&#8217;yı küçültmeyi temsil etmektedir. Tanrı&#8217;yı yaratık seviyesine düşürmek Tanrı&#8217;yı ilahiliğinden soymak anlamındadır. Putperest din Tanrı&#8217;yı doğru bir biçimde araştırma teşebbüsünde bulunmak değil, Tanrı’nın kendi vahyini reddetme temelinde bir tanrı aramak demektir.</p>
<p><strong>Putperestler Nasıl Yargılanacaklardır?</strong><br />
Yeni Antlaşma&#8217;ya göre insanlar sahip oldukları ışığa göre yargılanacaklardır. Eski Antlaşma’nın bütün elemanları dünyanın bir ucunda yaşayan bazı kişilerce bilinmemektedir. Fakat bildiğimiz bir şey &#8220;yüreklerindeyazılı&#8221; bir yasanın var olduğudur (Romalılar 2:15) Henüz bilmedikler ve bulmayı istedikleri yasa ile yargılanırlar. Bir kişi kendisi bile üretmiş olsa kendi ürettiği bir yasayı tam olarak tutamaz.</p>
<p>Bir gün ofisimde &#8220;zoraki dinleyici&#8221; konumunda bir üniversite öğrencisine yardımcı olma durumundaydım. Annesinin zoruyla gelmişti. Annesi oldukça ateşli bir Hristiyandı ve oğlunun da Hristiyan olması için çok uğraşıyordu. Çocuk annesinin bu konudaki zorlamalarından ötürü yılmış ve inanç karşıtı olmuştu. Aile değerleri ile çatışma konumunda bir duruma gelmişti. Benimle konuştuğunda herkesin kendi etik kurallarını oluşturma hakkına sahip olduğunu ileri sürüyordu. Ahlak olarak kendi ahlakını belirleme yanlısıydı. Annesinin kendi inancını gırtlağına basıp aktarmaya çalışmasından büyük rahatsızlık duyuyordu.</p>
<p>Annesinin yöntemine neden karşı durduğunu sordum. Eğer annesi kendi ahlakını kendisi belirleme durumundaysa o zaman inandığını başkasına da aktarmaya çabalaması doğal karşılanmalıydı. Annesinin anlayışı da kendi inancını başkalarına dayatma şeklindeydi. Annesinin kendisine karşı fazla hassas olmaması nedeniyle aslında Hristiyan ahlak anlayışına göre tutarlı davranmadığını açıkladım. Aksine annesi oğlunun ahlak anlayışına göre davranıyordu. Konuşmamız sırasında inandığı şeyin, kişilerin kendi inandığı şeye etki yapana dek inandıklarını yapabilmeleri olduğunu anladı. Kendisi için belli bir etik, herkes içinse başka bir etik istiyordu. Başkalarının davranışlarından şikayetçi olurken etiğe bakış açımızın en dip noktasının ne olduğuda açığa çıkmaktadır.</p>
<p>Afrika&#8217;da paganismin bir etiği vardır. Fakat bu etik bile bozulmuştur. Bu nedenle, Tanrı’nın yargısını üzerlerine çekmektedirler. Bazen medeniyetten uzak oldukları için ilkel yaşam lekelenmemiş bir yaşam olarak hayal edilmektedir. Aslında bu tarz bir düşünce gerçeğe uygun değildir.<br />
Dünyanın bir köşesindeki kişi eğer Mesih isa&#8217;yı işitmemişse bu konuda yargılanmayacaktır. Duyduğu halde reddettiği ve yüreğine yazılmış yasasına itaat etmediği için yargılanacaktır. Tekrar etmek gerekirse, kişiler işitmediklerinden değil, işittiklerinden yargılanacaklardır.</p>
<p>Eğer bütün insanlık Baba&#8217;yı işittikleri halde doğal olarak O&#8217;nu reddettilerse, bunu Mesih İsa&#8217;da sunulan kurtuluşun izlenmesi izlemektedir. Daha önce Baba hakkındaki vahyin reddi Mesih İsa hakkında hiçbir şey bilmeme tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Mesih&#8217;i işitip O&#8217;nu reddetmek bu defa iki kez daha büyük tehlike doğurmuş olacaktır. Bu durumda yalnız Baba değil aynı zamanda Oğul da reddedilmiştir. Bu nedenle İncil&#8217;in her vaaz edilişi iki ucu keskin kılıç olmaktadır. İncil inanan için yüceliğin kokusu, reddeden için ölümün kokusudur.</p>
<p><strong>Bir Yerli Nasıl İşitebilir?</strong><br />
Eğer bir kişi Mesih&#8217;i duymamışsa oldukça ciddi bir biçimde tehlikededir, böyle kötü bir durum nasıl halledilebilecektir? Cevap elçi Pavlus&#8217;un açıklamasında yatmaktadır:<br />
&#8220;Ama iman etmedikleri kişiye nasıl yakaracaklar? Duymadıkları kişiye nasıl iman edecekler? Tanrı sözünü yayan olmazsa, nasıl duyacaklar? Sözü yaymaya gönderilmezlerse, sözü nasıl yayacaklar? Yazılmış olduğu gibi, &#8216;İyi haber müjdeleyenlerin ayakları ne güzeldir!9&#8243; (Romalılar 10:14,15).</p>
<p>Elçi burada kilisenin misyona olan ihtiyacını tekrarlamaktadır. Misyon (Latince&#8217;de göndermek) Tanrı sevgisi ile başlamaktadır. Tanrı dünyayı öyle sevdi ki kendi Oğlunu dünyaya gönderdi. Mesih&#8217;in misyonu Baba&#8217;yı reddedenler içindir. Reddedilen Baba Oğlunu göndermiştir ve Oğul da Kilisesini göndermiştir. Bu kilisenin dünyaya olan misyonunun temelini oluşturmaktadır. Bu henüz işitmemiş olanlar için Mesih&#8217;in buyruğudur. Bir vaaz eden olmaksızın işitemezler ve gönderilmeksizin bir vaaz eden de olamaz. Mesih&#8217;in buyruğu şudur; İncil her bir diyarda ve her bir millete, her bir kabileye ve her bir konuşulan dilde, her bir yaşayan cana vaaz edilmelidir. Eğer bu buyruk kilise aracılığı ile milletlere götürülürse, &#8220;işitmemiş olanlara ne olacak&#8221; gibi bir soru fazla bir anlam ifade etmeyecek.</p>
<p>Hristiyan, bu hiç işitmemişlerle ilgili soruyu hallettikten sonra ikinci bir soru sormalıdır: &#8220;Kilisenin dünya misyonunu yerine getirme konusunda bir şey yapmazsam bana ne olur?&#8221; Eğer Hristiyan bu soruyu ciddi bir biçimde ele alırsa o zaman cevabı da aynı derecede ciddi olacaktır. Kişinin yerliler konusundaki kaygısı merhametle başlamaktadır. Aynı şekilde bir merhamet cevabı ile son bulmaktadır.</p>
<p>Mesih&#8217;i hiç duymamış kişinin kader sorusu da yalnızca sözlerle değil aynı zamanda bir hareketle cevaplandırılmalıdır. Misyon bir üstünlük ya da sömürü şeklinde değil Mesih&#8217;in göndermesine itaatle yapılmalıdır. Herkesin Mesih&#8217;e ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı karşılamakta kilisenin görevidir.</p>
<p><strong>Akılda Tutulması Gereken Anahtar Noktalar</strong><br />
1. Herkes Baba Tanrı&#8217;yı biliyor (Romalılar 1:18) Müjdeyi işitmemiş olan putperestin problemi bizim evrensel<br />
olarak düşmüşlüğümüzün problemidir. Tanrı&#8217;nın kendisini bütün insanlara açıkladığı konusu üzerinde durmalıyız. Bütün insanlar bir Tanrı olduğunu biliyor. Dolayısı ile, hiçbiri bu konuda bilgisiz olduğunu ileri sürüp bunu bir özür olarak kullanamaz.<br />
2.Herkes Tanrı bilgisini çarpıttı ve reddetti Bütün insanlar Tanrı bilgisini çarpıttıklarına ve bilgiyi reddettiklerine göre, hiçbiri suçsuz değildir.<br />
3.Dünyada hiçbir insan suçsuz değildir. Müjdeyi duymaksızın ölen kişiler bilgilerine göre yargılanacaklardır. Baba Tanrı&#8217;yı reddettikleri için yargılanacaklardır. Tanrı hiçbir zaman suçsuz kişileri suçlamaz.<br />
4.Tanrı kişilerin sahip oldukları bilgilere göre yargılar. Bir &#8220;din&#8221; olarak putperestlik Tanrı&#8217;yı hoşnut etmez. Aynı zamanda bu durum Tanrı yüceliğini inciterek küçültür (Yeşaya 42:8) Putperestlik insanın Tanrı arayışını değil Tanrı&#8217;dan kaçışını temsil eder.<br />
5.Müjde Tanrı&#8217;nın kaybolan kişi için kurtuluş armağanıdır. Tanrı, Mesih&#8217;i insanlara suçlarından kurtulma şansı vermek için göndermiştir. Eğer bir kişi Mesih&#8217;i reddederse o zaman hem Baba&#8217;yı hem de Oğul&#8217;u reddetmeden ötürü iki kez yargıyı üzerine çekmiş olacaktır (Koloseliler 1:1317).<br />
6.Putperestlerin Baba Tanrı ile barış sağlaması için Mesih&#8217;e ihtiyaçları vardır. Mesih&#8217;in kendisi putperestleri kayıplar olarak görmektedir.<br />
7.Mesih, herkesin Müjde&#8217;yi duyması için kiliseye buyruk vermektedir (Markos 16:15&#8242;e bakın).<br />
8.Mesih&#8217;i reddetmek iki kez daha fazla yargıyı getirmektedir (2. Timoteos 4:1&#8242;e bakın).<br />
9.&#8221;Din&#8221; insanları kurtarmaz ancak suçlarını arttırır.</p>
<p><strong>Yazan: R.C. Sproul</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/tanriyi-duymamis-kisiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Olimpiyatlar, Beden ve Akıl</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/olimpiyatlar-beden-akil/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/olimpiyatlar-beden-akil/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2009 13:36:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[Kutsal Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[olimpiyatlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=229</guid>
		<description><![CDATA[Ürkeklikle debelenen yeryuvarlağı bir sürecik ışıltıya sahne: Geçici olsa da, Olimpiyat meşalesinin parıltısı insanlığa sanki bir umut ışığı saçıyor. 1896&#8242;da Baron de Coubertin&#8217;in atılımıyla gündeme gelen çağdaş Olimpiyatlar 108 yıl sonra yeniden Atina&#8217;ya dönüyor. Taa başlangıçta tanrılarla ilgili oyunlar İ.Ö. 776 yılında Olimpos&#8217;ta baştanrı Zefs&#8217;in şerefine uygulandı, aralıksız olarak İ.S. 393&#8242;e dek sürdü. Böylesi uzun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/olimpiyatlar.jpg" alt="olimpiyatlar" title="olimpiyatlar" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-230" /><br />
Ürkeklikle debelenen yeryuvarlağı bir sürecik ışıltıya sahne: Geçici olsa da, Olimpiyat meşalesinin parıltısı insanlığa sanki bir umut ışığı saçıyor. 1896&#8242;da Baron de Coubertin&#8217;in atılımıyla gündeme gelen çağdaş Olimpiyatlar 108 yıl sonra yeniden Atina&#8217;ya dönüyor. Taa başlangıçta tanrılarla ilgili oyunlar İ.Ö. 776 yılında Olimpos&#8217;ta baştanrı Zefs&#8217;in şerefine uygulandı, aralıksız olarak İ.S. 393&#8242;e dek sürdü. Böylesi uzun süreli başka bir düzenleme bilinmez. 1924&#8242;teyse kış oyunları yeni bir çağ açtı.</p>
<p>İlk ve tek karşılaşma 192 metrelik bir koşuydu. Kazanana yaban zeytin dallarından örülmüş basit ama şerefli bir taç takılırdı. Bunun onuru reklamcılık milyonlarından daha şanlıydı. Kazanabilmek için krallar bile halktan yarışçılarla koşuşurdu. Kazananın önemine müzik bestelenir, yontucular mermerden büstünü oyar, ozanlar onu öven şiirler yazardı. Kovalanan amaç, sağlıklı akıl sağlıklı bedende barınır düzgüsüydü. Sonraları Latince üç kelimeyle özetlendi başarının doruğu. <strong>CITIUS</strong>, <strong>ALTIUS</strong>, <strong>FORTIUS</strong>: Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü. Amaç hep aynıdır.<br />
<span id="more-229"></span><br />
Olimpiyatlar beş yılda bir yapılırdı. Gelmekte olan oyunları ilan eden haberciler yakınırak Yunan kentlerine uzanır olayın yaklaştığını bildirirdi. Olimpiyat Barış Yılı ilan edilir, idam yargıları ertelenir, savaşlar durur, seyahatler güvenlikte yapılırdı. Sürtüşmenin, terörizmin sözü edilemezdi. Çağlar sonrası cihan savaşları yüzünden 1916, 1940 ve &#8217;44 Olimpiyatları suya düştü! 1972 Olimpiyatları&#8217;nın kana bulandığını anımsayanlar çok. Şu dönemde güvenlik önlemleri temel sorun. Nereye gidiyoruz? Bunun yanı sıra hiç durmadan sırıtan bir oyun: Kolay tarafından taç giyerek madalyaya konmak.. Içtiği andı çiğneyip, Steroid denen biyokimyasal nesneleri bedene sokarak doping yapan sporcuların oluşturduğu düzensizlik ceylan çevikliğine kavuşmanın kestirme yolu! Işin acıklı yönü, tıbbi yoklamayı atlatabilen alicengiz oyunları bol!</p>
<p>Oyunlardaki amaç nedir? Yaşam koşusunda senin amacın nedir? Ne olmalı? Ne yüzle Tanrı&#8217;nın karşısına dikileceksin? Tanrı Sözü&#8217;nde yaşamınla ilgili köklü ve somut gerçeklere değinilir: &#8220;Bilmez misiniz? Koşu alanında yarışanların tümü koşuya katılır, ama ödülü tek kişi alır. Sizler de ödülü elde etmek amacıyla koşun&#8221; (I Korintoslular 9:24). Varlığının özünü önemini tanıyabildin mi? Yarışı ne yapmacık katkılarla, ne sırtında günah yüküyle, ne de dinsel-biçimsel törelerle doruklayabilirsin.</p>
<p>Sağtöre ve disiplin sporcunun  ilkesi olmalı. Bu kişi kilosuna yediğine dikkat eder, keyfe zevke rest çeker. Yengiye götüren yol çocuk oyuncağı değil. Kutsal Söz&#8217;de buna koşut bir ilke vurgulanır: &#8220;Her atlet her konuda tutkularına üstün gelmek zorundadır. Bunu, solup giden bir çelengi başlarına geçirebilmek için yaparlar. Ama bizim amacımız hiç solmayandır&#8221; (I Korintoslular 9:25). Gönlü sporda olan, dört yılda bir yinelenen Olimpiyatlar&#8217;a yılın her ayında her gününde ilgiyle hazırlanır. Spora ters düşen her tutsaklıktan sakınır. Madalya onun tek kovalayışıdır. Rüyan özlemin nedir? İçi dışı günahla yoğrulu yaşamın kesin bozguna gideceğini bilmen boyun borcundur. İncil&#8217;in yüreklendirmesi açıktır: &#8220;&#8230;her tür ağırlığı ve kolaylıkla kuşatabilen günahı üzerimizden atalım. Önümüzdeki koşuyu katlanışla koşalım&#8221; (Ibraniler 12:1).</p>
<p>Sonuçlu, önemli bir yarıştasın. Seni yaratan, önüne belirgin bir amaç koydu: Canının güvenlikle, açık alınla o parlak Yurt&#8217;a ulaşması. Tanrı, canının hem sahibi hem de yönetmenidir. Bu canı arıtıp sonsuzun ödülüne yaraşır kılmak ön ilgisidir. İsa Mesih&#8217;i kurtarıcın olsun diye yeryüzüne gönderdi. Beden kuşanan İsa günahsız kötülüksüz yaşamıyla, tek kurtarabilen olduğunu kanıtladı. Kutsal kanını günahlılar yararına kurtulmalık niteliğinde sundu. İblise karşı kesin yengiyi gerçekleştirdi. Kurtuluş gönencine kavuşan inanlı imanının denektaşını dile getirir: &#8220;Onun içindir ki gelişigüzel koşmuyorum. Havayı yumruklarcasına boks yapmıyorum. Tam tersine, bedenimi eziyorum ve onu tutsak kılıyorum. Olmaya ki, başkalarına  Söz&#8217;ü bildirdikten sonra, kendim onaylanmayan biri durumuna düşeyim&#8230; boşa koşmayayım ya da koşmuş olmayayım diye&#8230; Bu sonucu kovalayarak emek çekiyor, O&#8217;nun bende etkin iş gören gücü uyarınca çaba harcıyorum&#8221; (I Korintoslular 9:26,27; Galatyalılar 2:2b; Koloseliler 1:29).</p>
<p>İsa Mesih arıttığı insanı zafer yörüngesine çıkarır. İblise, günaha, ölüme, cehenneme karşı yengisiyle kanıtlanan tek kişidir O. İnanlısının yaşam disiplini şöyle özetlenmekte: &#8220;Gözlerimiz imanımızın önderi ve bütünleyicisi Isa&#8217;ya baksın. O önündeki sevinç için çarmıha katlandı, haç utancını hiç önemsemedi. Şimdi Tanrı tahtının sağında oturmuştur&#8230; Mesih  İsa&#8217;nın  değerli  bir  eri olarak sıkıntıları paylaş&#8221; (İbraniler 12:2; II Timoteos 2:3). O, inanlısını güngünden yüreklendirir: &#8220;&#8230;Gücünün az olduğunu biliyorum. Buna karşın, sözümü sıkı tuttun ve adımı yadsımadın&#8221; (Vahiy 3:8b).</p>
<p>Mesih şimdiki yaşamın sebatlı koşucusuna vaadini duyuruyor: &#8220;&#8230;Ölüme dek güvenilir ol, sana yaşam tacını vereceğim&#8221; (Vahiy 2:10b). O&#8217;nun inanlısı kanıtını şöyle vurgular: &#8220;Kuşkusuz, biz geri çekilip mahva gidenlerden değiliz. Tersine, imanı koruyup canı güvenliğe alanlarız&#8221; (İbraniler 10:39). Bunlardan biri haberci Pavlos&#8217;tur. Roma imparatoru Nero&#8217;nun buyruğuyla kellesi uçurulmadan önce şu ezgiyi yükseltti: &#8220;Sağlıklı yarışı yarıştım, koşu alanının sonuna ulaştım, imanı korudum. Bundan böyle benim için doğruluk tacı hazır bekliyor. Hak Yargıç Rab O Gün onu bana verecek; hem yalnız  bana  değil,  O&#8217;nun  görkemli  gelişini  sevgi  duygusuyla bekleyen herkese&#8221; (II Timoteos 4:7,8).  Doğruluk tacı Mesih bağlısının güvencesidir. Doğru ilkelere bağlı sporcu şeref kürsüsüne çıkar. Hak Yargıç&#8217;ın karşısına çıkacaksın, ama O&#8217;nun  onayına kavuşamazsın. Çünkü yaşamın doğruluğa ters düşen eylemlerle dolu. Hak Yargıç doğruluk tacını Mesih&#8217;in doğruluğuyla donatılana verir; O&#8217;nun kurtarmalığıyla arıtılana.</p>
<p>Başarılı spora  temel gereksinim nedir?  Hiç duraksamadan verilecek yanıt şudur: Sağlam sağlıklı beden ve onu doğru ilkelere saygıyla kullanabilme yeteneği. Sporun bulucusu eski Yunan soruya daha da içerikli biçimde yaklaştı: Sağlıklı akıl sağlıklı bedende barınır. Olimpiyat karşılaşmaları bu amacı güderdi. Aklı bedeni doping yoluyla baltalayan kurnaz sporcular hiç değişmeyen ilkeye kulak versin, onu benimsesin.</p>
<p>İnsan bedeni Yaratan&#8217;ın en üstün eseridir kuşkusuz. Ama günah denen kötü sonuçlu illet hem aklı etkiledi, hem de bedeni. Kutsal Kitap insanın yaratılışını ve gelişimini anlatan Tanrı esinidir: &#8220;Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece Tanrı suretinde yaratıldı o: Erkek ve dişi olarak. Onları kutsadı&#8230; RAB Tanrı Adem&#8217;i topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu&#8230; Tanrı yaratıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü&#8221; (Yaratılış 1:27,28,31; 2:7). Tanrı kendi yaşam nefesini üfleyince öz varlığıyla koşut günahsız, kötülüksüz insanı yaratmış oldu. O&#8217;nun bozuk, günah nedeniyle düşük birini yarattığı düşünülebilir mi?</p>
<p>Tüm uğraşı güzeli bozmak, araya nifak sokmak olan şeytan, çok önceden en parlak melek iken Yaratanı&#8217;nı kıskandı, O&#8217;na rest çekerek üstünlük tasladı. Yaratığın Yaratanı kıskanması budalalık sayılmaz mı? İşte, günah budalalıkla oluştu. Bu çirkin eylemin sonrası akla hiç gelmedi. Egemen Tanrı o küstah meleği yücelerden attı; o pak yaratık zifiri karanlık şeytana (Lusifer) dönüştü. Kendi ardından cinler diye bilinen bir sürü meleği de taşıdı. Tanrı kararlaştırdığı vakitte insanı yarattı, erkekle eşini Aden bahçesine yerleştirdi. Yaratan&#8217;ın üstün yapıtını bozmak şeytanın bundan sonraki amacıydı. Yılana sokularak ilkin Havva&#8217;yı, sonra Adem&#8217;i budalalığa sürükledi. Onları da Tanrı gibi olmaya heveslendirdi. Bu olayda Yaratan atalarımızı cennetinden dışarı attı. O gün bugün insan soyu şeytanın saldırısıyla budalalık çalkantısında.<br />
Ama Tanrı insanı o düşüşte bırakmadı. Yeryüzüne bambaşka bir insan göndereceğini o anda açıkladı (bkz. Yaratılış 3:15) ve sonraki çağlarda vaadini tümledi. Öncesiz Sözü, biricik Oğlu Mesih&#8217;i erden bir kızdan (Meryem) insan bedeninde insanlığa gönderdi (bkz. İbraniler 2:14,15). Bu insan herkesten farklıydı: Bakireden geldi, özgün ve kalıtımlı günahla bozulmamış kusursuz bedende doğdu. Tümden kutsal insan günahlı insanlar yararına kendisini kurban niteliğinde sundu, böylece Tanrı vaadini gerçekleştirdi. İnsanı seven hak Tanrı, öncesiz Oğlu&#8217;nun kurbanına iman edeni günahtan arıttığını, paklanmış evladı kıldığını bildiriyor (bkz. İbraniler 10:20).</p>
<p>Özetle, hepimizin birer parçası olduğumuz insanlık tarihi. Tanrı&#8217;nın suretinde ve benzerliğinde yaratılan üç kapsamlı varlık: Ruh, can ve beden   (bkz. Mezmur 84;2; I Selanikliler 5:23). Bedenimiz fiziksel. Ruhumuz en azından onun gibi etkinsel. Ve canımız, varlığı işlerlikte tutan öğe. Can diri; ne var ki ölümü bekliyor. İnsanı Yaratanı&#8217;na bağlayan ruhun özelliği kolayından anlaşılıyor. Akıl diye bilinen özellik ise, canla ruhun kişiyi üstün aşamaya getirmesine, bedenin işlerliğine yardımda bulunabiliyor. Hayvanların kendine özgü aklı var, ama içlerinden hangisi insan aklına erişebilir? Aklımız Yaratan&#8217;ın suretini taşımanın göstergesidir. Böylesi güç anlaşılan varlıktır üç kapsamlı insan. Davut Tanrı&#8217;ya sorar: &#8220;İnsan nedir ki, sen onu anasın? Ademoğlu nedir ki, onu arayasın?&#8221; (Mezmur 8:4). İsa Mesih bunu çobanın kayıp koyununu kaygıyla arayışına benzetir (bkz. Luka 15:3-7).</p>
<p>Günahın etkisinde bulunan akıl bedenin parçalarını düşük, bozuk, çirkin ataklıklara sürükleyebiliyor. Beden düzensiz akıldan buyruk alınca eylemler canı allak bullak ediyor. Sözü edilen düzgü başka biçimde anlatılabilir: Sağlıklı beden sağlıklı akılla yönetilir. Akıl Yaratan&#8217;ın buyurduğu biçimde çalışmayınca, güzelim beden budalaca işlere dalabiliyor. Örneğin, doping, vb. Buna karşı sağduyulu yöntem kişiyi çağırıyor: &#8220;Tanrı&#8217;nın insan kavrayışını aşan barışı, Mesih İsa bağlılığında yüreklerinizi ve akıllarınızı koruyacaktır. Özetle kardeşlerim, aklınızı erdemli ve övgüye değer ne varsa ona yorun: Gerçek, saygılı, doğru, pak, güzel, onurlu olan ne varsa&#8221; (Filippililer 4:7,8). Bunun yanı sıra da birçoklarca sınanan ilke vurgulanıyor: &#8220;Şunu demek istiyorum: Vaktinizi Ruh yönetiminde geçirin. Böylece bedenin gereksiz isteklerini doyurmakla uğraşmazsınız. Çünkü bedenin istekleri Ruh&#8217;a, Ruh&#8217;un istekleri de bedene karşı çıkar. Bunlar birbirine karşı direnir. Öyle ki, özlediğiniz işleri yapamayasınız&#8221; (Galatyalılar 5:16,17).</p>
<p>Yaratan&#8217;ın benzersiz yapıtı buyruklarını arıtılmış ve yönlendirilmiş akıldan alınca eylemler doğruluğa kavuşur. Şeytanın buyrukları kovulur, varlık Tanrı&#8217;ya sunulur (bkz. Romalılar 12:1). Beden kendi mülkümüz değil, Tanrı&#8217;ca sağlanan en değerli emanettir. Sağlıklı biçimde kullanılması aklın sağlığına bağlıdır: &#8220;Mesih Tanrı&#8217;ca bizler için bilgelik kılındı&#8221; diye yazılmıştır (I Korintoslular 1:30). Aklı kısıtlı, sınırlı insana İsa Mesih&#8217;in kurtarmalığıyla zekanın kaynağı açılıyor: &#8220;Aklı pek olanı kesin esenlikte saklarsın; çünkü o sana güvenir&#8221; (Yeşaya 26:3). Değerlendirilecek ilke işte budur.</p>
<p>Varlığın barınağı, gizemlerle dolu beden tutsaklıktadır. Özgürlüğe kavuşmalı. Mesih bunu gerçekleştirir (bkz. Romalılar 3:23,24). En güçlü beden bile ölüm tutsağıdır; vefat ve çürüme kesin akıbetimiz. Isa Mesih yerimize öldükten sonra yeterlilikle dirildi. İnanlısını da diriltecek, ölümsüz beden verecek (bkz. Filippililer 3:20,21). Kurtarıcı Mesih&#8217;e bağlılık din özelliğinden, din görevlerinden apayrı ilişkidir. Günahlar için ölüp dirilene, inanlısına günahtan özgürlük ölüme üstünlük verebilene, yücelerde kesin egemenliğiyle belirene imanla sarılmaktır. Cana, ruha, bedene gerekli doğruluğu salt O sağlar. Çağrısı sana da ulaşıyor şu anda. Koş O&#8217;na, katıl hükümranlığına, kavuş armağanına.</p>
<p><strong>Yazan:</strong> Thomas Cosmades</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/olimpiyatlar-beden-akil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nemrut Gibi Güçlü</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/nemrut-gibi-guclu/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/nemrut-gibi-guclu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2009 18:28:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[nemrut]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=226</guid>
		<description><![CDATA[İlkel çağlarda yaban hayvanları ademoğullarını en çok korkutan düşmandı. Tüm yeryüzünün egemeni kesilmişti bunlar. Her yanda cana mala karşı baş tehlikeyi oluşturuyordu. Günahlılığı, günahı öneme almayan insanları Tanrı şöyle uyarırdı: &#8220;Yaban hayvanlarını aranıza göndereceğim, sizi çocuklarınızdan edecekler, hayvanlarınızı parçalayacaklar, sayınızı tümden azaltacaklar, yollarınız ıssız kalacak&#8221; (Levililer 26:22). Nuh’un günlerinden sonra güçlü biri çıktı ortaya, tarihte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/nemrut.jpg" alt="nemrut" title="nemrut" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-227" /><br />
İlkel çağlarda yaban hayvanları ademoğullarını en çok korkutan düşmandı. Tüm yeryüzünün egemeni kesilmişti bunlar. Her yanda cana mala karşı baş tehlikeyi oluşturuyordu. Günahlılığı, günahı öneme almayan insanları Tanrı şöyle uyarırdı: &#8220;Yaban hayvanlarını aranıza göndereceğim, sizi çocuklarınızdan edecekler, hayvanlarınızı parçalayacaklar, sayınızı tümden azaltacaklar, yollarınız ıssız kalacak&#8221; (Levililer 26:22). Nuh’un günlerinden sonra güçlü biri çıktı ortaya, tarihte bilinen ilk devlet kurucu-önder oldu.. Hem de bir değil yedi ülke oluşturdu. Adı Nemrut olan bu yiğidin özelliği ne olabilirdi? Yaban hayvanlarını avlayarak insanları savunmakta erbap mı erbaptı o! Öyle ki, &#8220;RAB&#8217;bin katında Nemrut gibi güçlü avcı&#8221; halk deyimi olmuştu (Yaradılış 10:9). Yeryüzünde bilinen güçlülerin, etkinlerin, fatihlerin ilkiydi o. (I Tarihler 1:10).</p>
<p>Ademoğulları hayvanlardan tiril tiril titrerken, Nemrut —anlamı Yiğit’tir— onların hakkından gelerek herkesin hayranlığını kazandı, bunun sonucunda ülke ardına ülke kurdu. Şu çalkantılı dönemde güçlü biri belirerek tüm teröristlerin, çetelerin, mafiaların, rehine alanların, vandalların, uyuşturucu tacirlerinin hakkından gelebilse, insanlığın onu ne denli onurlandıracağı bir düşünülsün! Hiç kuşkusuz, birçok ulus böyle birine sahip çıkmaya yarışacaktır.<br />
<span id="more-226"></span><br />
İşin sonunda Nemrut ilk imparatorluk kurucusu oldu. Yeryüzünde güçlü, etkili olmayı ilk kez o gösterdi. Iyilikseverliğini, yardımcılığını kişisel yararına dönüştürebilen kurnaz ve açıkgöz biridir Nemrut. İnsan kuşaklarında, başa geçenlerin kullanageldiği başarılı yöntem oldu bu. Yaban hayvanlarını ustalıkla avlamak, ademoğullarını demir elle yönetmeye yeterli geldi. Hayvanları öldürmek daha sonraki savaşlara bir eğitim ve hazırlıktı. Toplumları yönetmekte hüner göstermek de güç gelmedi ona. Sonunda Babil, Erek, Nineve gibi güçlü kentlerin kurucusu oldu. Yeryüzünde başsız yöneticisiz dolaşan, birbirleriyle bağlantısı bulunmayan aile kuşaklarını devlete dönüştürdü. Bileğinin gücünü göstererek.. Başarılı avcı, saygın yönetmen kesildi. Nemrut Dağı başta olmak üzere birçok yere ve bölgeye adını verdi.<br />
Budur ulus-devlet kavramının başlangıcı. Ve Nemrut kovalayışını kesin başarıyla dorukladı. Herkes ondan korktu, başarılarını övdü, adına saygı duydu, deyimler buldu. Devlet yönetmenin ince sanatını uyguladı, hem de geliştirdi bu çok önemli insan. O gün bu gün nicelerin örneğidir Nemrut.</p>
<p>Tanrı’dan insanlığa Kurtarıcı-Barış Başkanı olarak gelen İsa Mesih, Nemrut’tan başlayarak devlet, ülke yöneticilerine ilişkin şu kısa ve özlü gerçeği açıklar: &#8220;Ulusların kralları onlar üzerinde egemen kesilirler. Onları yönetenler yaptıkları iyiliklerle tanınırlar&#8221; (Luka 22:25). Ülke yönetmenin tekniği budur. Önderler, partiler ya da diktatörler hep bu felsefeye uyarak toplumları yönetebiliyor, egemenliklerini kuruyor. Kovalayışları, insanların yararına iyilikleriyle tanınmak.. Siyaset alanında böbürlenme, büyüklenme, başarıya değinme, nutuk çekme bu amaçtan kaynaklanır. Burada yalan da, riya da, hile de, vatandaşa işkence de bulunur. Her köşede, her bucakta, sağda ya da solda görünüm budur: İyilikseverliğinle alkışlan, ustalıkla egemenliğini kullan! Öylesi başarılı biriydi ki Nemrut, yönetimi tarihte ilk ‘Altın Çağ’ diye bilindi.<br />
Ama Nemrut’un açtığı Altın Çağ tüm insanlığın özlemle beklediği Altın Çağ’ın tam tersi oldu. Tanrı Sözü’nde gerçek Altın Çağ tanıtılır: &#8220;Biz gökler ülkesindeniz. Oradan bir Kurtarıcı’yı, Rab İsa Mesih’i bekliyoruz. O bu zavallı bedenimizi değiştirip kendi yüce bedenine benzer kılacak. Her şeyi kendine bağımlı kılma gücünü kullanarak bu işi uygulayacak&#8221; (Filippililer 3:20, 21). Nemrut tüm soydaşları gibi günahlı ve kusurluydu. Şu bozukdüzen yeryüzünde yaşamı kutsal, yetkisi kesin bir hükümranın yönetimi bekleniyor.</p>
<p>Nemrut’tan sonra gelen tüm yöneticiler yersel imparatorluklar kurdu; bunlar battı yerini başkasına bıraktı. Yaklaşık iki bin yıl önce egemen güç Roma’ydı. &#8220;Roma’yı yöneten dünyayı yönetir&#8221; derlerdi. Uluslar zamana kısıtlı tarihin bir görünümüdür. Birçok Altın Çağ enkaza dönüştü. Tanrı şöyle buyurur: &#8220;Toplumlar boş yere emek veriyor, ulusların emeği alevlere yakıttır&#8221; (Yeremya 51:58). Ve şöyle: &#8220;Herkes başta bulunan yetkilere bağımlı olsun. Çünkü Tanrı’dan olmayan yetki yoktur. Var olanları Tanrı atamıştır&#8221; (Romalılar 13:1).</p>
<p>Bozuk ortama bozuk yönetim.. Tarihin gelişimi bunu göstermekte. Ama egemen Tanrı’nın Altın Çağı ırakta değil: &#8220;Yedinci melek boruyu öttürdü. Gökte gür sesler duyuldu. Şöyle diyordu: ‘Dünyanın hükümranlığı Rabbimize ve O’nun Mesihi’ne geçti. O, çağlar çağı hükümranlık sürecek’&#8221; (Vahiy 11:15). Salt günahsız kişi kusursuz hükümranlığı kurabilir. Yaratan’ın hak yönetimi İsa Mesih’in gelişinde, O’nun tüm evreni kapsayan barış, adalet, doğruluk egemenliğini kuruşunda açıklanacak. Bu Mesih ilk gelişinde Tanrı Kuzusu olarak sunuldu, ikinci kez evrensel hükümran olarak belirecek.</p>
<p>Yeryüzünün birçok ülkesinde üç önemli kol yönetimi sürdürür: YARGI: Ülkenin yasalarını savunan ve uygulayan yargılama mekanizması. YASAMA: Ülkeyi yönetebilecek yasaları çıkaran ve düzenleyen temsilciler kurulu: YÜRÜTME: Ülkeyi düzenli biçimde yöneten yetkili kurul yani, hükümet. Hepimizin ona bağlı bulunduğu yönetim tekniği eskidir. İlk yönetimi kuran Nemrut’tan bu yana nice yönetmen, yasaman, yargılayan geldi geçti. İsa’dan yaklaşık 750 yıl önce Yeşaya şu çarpıcı peygamberliği dile getirdi: &#8220;RAB Yargıcımız, RAB Yasamanımız, RAB Hükümranımızdır. Bizi O kurtaracak&#8221; (Yeşaya 33:22).</p>
<p>Kusurlu, ölümlü Adem soyundan yükselen hiçbir önder sürekli barışı, refahı, kurtuluşu getiremedi. Tersine bunları vaat eden pek çok yönetici savaş, sömürü, baskı, hatta işkence getirdi. Kötü yönetmenlerin baskısıyla inim inim inleyen toplumların sayısı kabarık. Kutsal Söz’de ‘Karanlığın egemenliği’’ diye bir söz kullanılır (Koloseliler 1:13). Yöneticiler sağlıklı yasalar çıkarmayı, yasal yargılama uygulamayı, adaletli yönetim kurmayı isterken, insansal yetersizlik bu aşamaya çıkabilmeyi sürekli olarak engellemekte. Parlak yönetimin bütünleyicisi, insan bedeni kuşanarak yeryüzüne gelen, günahtan arıtarak kurtarabilen İsa Mesih’tir. O şu dönemde günahlıları özgür kılıyor. Yeniden gelişindeyse tüm kurulu düzeni karanlığın egemenliğinden eşi benzeri olmayan nurun özgürlüğüne kavuşturması bekleniyor.<br />
İsa Mesih Tanrı yasasını yüreğe, varlığa işler. Kutsal Söz’de yasamana Hakkak denir. Hakkak elle yazı ya da şekil oyar. Günahlıyı arıtmaya atanan Mesih, ölmesi, dirilmesiyle kurtuluş eylemini noktaladığını şöyle anlatır: &#8220;Onlarla girişeceğim antlaşma budur: O günlerin ardından yasalarımı yüreklerine yerleştireceğim ve akıllarının içine yazacağım. Günahlarını ve yasasızlıklarını artık anımsamayacağım&#8221; (İbranilere 10:16,17). Bu Hakkak’ın özelliği tümden başkadır, kendine özgüdür, eylemi sonuçlayıcıdır.</p>
<p>Kurtarıcı İsa Mesih arıttığı yüreği günahlılığında bırakmaz. Oraya Tanrı’nın  kusursuz yasalarını işler. Sağlıklı yasa, sağlıklı yürekte etkinliğini gösterir. Tüm yasaların kökeni olarak bilinen ON BUYRUĞU Musa’ya veren Tanrı bunların varlıkta kök salarak ürün getirebilmesi için onun ardından yeni yürek verir. Böyle etkin ve sonuçlu olur Kutsal Ruh’un kurtuluşu bütünlemesi. Bırak Kurtarıcı’nın güçlü sağlayışı canını arıtsın; hiç bozulmayacak, yozlaşmayacak Tanrı yasalarını tüm etkinlikle varlığına işlesin.</p>
<p>Bundan başka, Tanrı evrensel yasasını uygulamaya Mesih’i atadı. Günahsız Mesih insan soyunun günahını üstüne alınca, günahlı gibi yargılandı. Ölüm cezası giyerek çarmıha çakıldı, bir hükümlü niteliğinde öldü. Üçüncü gün ölüler arasından dirilerek göklere yükselen Mesih kişilerin  de, ulusların da yargıcıdır. Inanlısını yanına almaya, insansal-evrensel çapta kötülüklerin toplamını yargılamaya ve tümünü noktalamaya gelecek.</p>
<p>Mesih tüm kurulu düzeni, insanlık ailesini adalet, doğruluk, eşitlik kapsamında yönetmeye gelecek: &#8220;Güvenilir tanık, ölülerin ilk-doğanı, yeryüzü hükümranlarının başkanı O’dur&#8230; İşte bulutlarla geliyor. Her göz O’nu görecek. Bedenini delenler de O’nu görecek. Yeryüzündeki tüm ırklar O’nun için dövünecekler. Evet, Amin&#8221; (Vahiy 1:5, 7). &#8220;İşte Insanoğlu’na benzer biri göklerin bulutlarıyla geldi&#8230; Ve O’na egemenlik, yücelik, hükümranlık verildi. Öyle ki, tüm toplumlar, uluslar, diller O’na hizmet etsin. Egemenliği hiç son bulmayacak olan sonsuz egemenliktir. Hükümranlığıysa hiç yıkılmayacak hükümranlıktır&#8221; (Daniel 7:13, 14).</p>
<p>Gücü benzersiz Nemrut’un öncülük ettiği uluslar, imparatorluklar, diktalar panoraması geçiyor. Ölümlü insanlığı yöneten ölümlü-günahlı önderler sürekli sevgi-sevinç huzurunu kuramadı. Bu bozuk düzenin ötesinde kutsal Tanrı’nın düzenini tüm evrende gerçekleştirecek kişi bekliyor. Mesih şimdiki kudurgan dönemde sağladığı kurtarışla günahlı, yargılı insanı pak yaşama, doğal aklın kavrayamayacağı gönence getiriyor. Bu çağın ötesindeyse, tüm evrenin yönetimini sarsılmaz yetkisine geçireceği kesinlikle bekleniyor. Tüm doğa, her canlı varlık bu kutlu gelişimi içtenlikle bekliyor. &#8220;Tanrı’nın ölüleri ve dirileri yargılamaya atadığı kişinin O olduğunu kanıtlayalım diye kendisi bize buyruk verdi&#8221; (Habercilerin İşleri 10:42). &#8220;Çünkü sular denizi nasıl kaplıyorsa, yeryüzü RAB görkeminin bilgisiyle dolu olacak&#8221; (Yeşaya 11:9; Habakkuk 2:14).</p>
<p>O parlak bekleyiş bu dönemde şöyle kutlanır: &#8220;Sizlere Baba Tanrı’dan ve Rab İsa Mesih’ten kayra ve esenlik olsun&#8230; Kendi gücüne bağlı meleklerle gökten geldiğinde, siz acı çekenleri bizlerle birlikte sıkıntıdan kurtarıp rahata kavuşturmak da aynı hak tutumdur&#8230; Kutsal yaşamlılar arasında yüceltilmek ve tüm inanlılarda hayranlık uyandırmak üzere O geldiğinde&#8230;&#8221; (II Sel. 1:2,7,10).</p>
<p><strong>Yazan:</strong> Thomas Cosmades</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/nemrut-gibi-guclu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sakramentler Ne Söylerler?</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/sakramentler-ne-soylerler/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/sakramentler-ne-soylerler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 23:17:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[komünyon]]></category>
		<category><![CDATA[mesih]]></category>
		<category><![CDATA[sakrament]]></category>
		<category><![CDATA[Sakramentler]]></category>
		<category><![CDATA[vaftiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=218</guid>
		<description><![CDATA[Birincisi bizleri kutsallık ya da Mesih’e benzerlik yolunda bir kenara ayırırlar. Sakramentler Mesihte sahip olduğumuz yeni kimliği tanımlarlar ve bizleri bu kimliğe uygun bir biçimde yaşamaya çağırırlar. Vaftiz bizlerin Mesihle birlikte gömüldüğümüzü, eski benliğimize öldüğümüzü gösterir. Bizler artık Mesihte yeni bir yaşama dirildik, Tanrının tarih içindeki yeni bir dönemine dirildik. Mesih’in bizlere kendini karşılıksız olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/sakramentlernesoylerler.jpg" alt="sakramentler" title="sakramentler" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-219" /><br />
Birincisi bizleri kutsallık ya da Mesih’e benzerlik yolunda bir kenara ayırırlar. Sakramentler Mesihte sahip olduğumuz yeni kimliği tanımlarlar ve bizleri bu kimliğe uygun bir biçimde yaşamaya çağırırlar. Vaftiz bizlerin Mesihle birlikte gömüldüğümüzü, eski benliğimize öldüğümüzü gösterir. Bizler artık Mesihte yeni bir yaşama dirildik, Tanrının tarih içindeki yeni bir dönemine dirildik. Mesih’in bizlere kendini karşılıksız olarak verdiği sofrayı hatırladığımızda bizler de kendimizi sevgide başkalarına karşılıksız verebiliriz. Ancak, Sakramentleri şöyle algılamamalıyız. Sakramentler bizleri dünyadan ayrı kılmaz. Bizi dünyadan ayrı kılan sakramentler dünyayı dışlamaya mazeret olarak kullanılamaz. Sakramentler bizlerin gururla dünyaya bakıp, ben kurtuldum sen kurtulmadın diye dışlamamıza izin vermezler. Buna yol hazırlamazlar.<br />
<span id="more-218"></span><br />
İsa bir örneğinde bir Ferisi ve vergi memurundan bahsediyordu. Yahudi toplumunda vergi memurları çok dışlanan bir kitleydi. Bu insanlar bir anlamda Roma imparatorluğu ile işbirliği yapan paralı işbirlikçiler olarak görülüyorlardı. Tanrının önünde böyle iki kişi dua ediyordu. Ferisi, vergi memuru için ‘hamdolsun ben böyle biri değilim’ diye dua ediyordu. Bu ferisi eski antlaşma sakramentlerinin anlamını kaybetmişti. Sünnet ve Fısıh sakramentlerinin anlamının bir kısmı da İsrailin dünyaya ışık olarak çağrılmış olmalarıydı. Yunusu hatırlayın. Tanrı Yunusu Nineveliler için Müjdeyi paylaşması için gönderdi. Yunus şunu dedi ‘‘Tanrım sen hata yapıyorsun’’ ve ters yöne doğru gitti. Gördüğünüz gibi burada da Yunus için antlaşmanın sakramentleri dünyayı dışlamak için izin belgesi oldu. </p>
<p>İkinci olarak sakramentler bizleri hizmete çağırırlar: En azından bizleri komşumuzla ilgilenmeye çağırırlar. Bu da Tanrı lütfunu iletmek için fiziksel öğeleri kullanmasının bir parçasıdır. Evet, sakramentler gerçekten bizleri tamamen ruhsal olan Tanrı ile ilişkilendirirler. Aynı şekilde sakramentlerin fiziksel ve materyal özellikleri olduğundan bizleri komşularımızla ilişkilendirirler. 1.Korintliler 11.bölümde, sürekli olarak Rab`bin sofrasını yapan bir kilise topluluğunun varlığını görürüz. Ama bu toplulukta çok kötü bir şey de mevcuttur. Rab`bin sofrasına çok fazla yemek getiriyorlar. Fakat bu davranışlarında öylesine aşırılığa gidiyorlar ki, Rab`bin sofrasını bir ziyafete çeviriyorlar. Gelen  kişilerin kendi evle rinde birçok yiyecekleri olmasına rağmen, bu şölende bu sofrada yemeğe geliyorlardı. Çoğu zaman da bu yemeğe aç gelen fakirler aç bir biçimde geri dönüyorlardı. </p>
<p>Bu zengin kişiler yedikleri yemek aracılığı ile İsa ile ilişkilerinin derinleşmesini isterken diğer taraftan fakirleri dışlıyorlardı. Pavlus bu yemeğe ilişkin acı bir değerlendirme yapıyor. Sizin yemeğiniz Rab`bin sofrası değildir. Çünkü bu gerçekten Rab`bin sofrası olsaydı diğerlerini hizmet için dışarıya gönderecekti. Rab`bin sofrası bizleri diğerlerine hizmete yönlendirir. Adalet için çalışmaya yönlendirir. Bunun nedeni de sakramentlerin gösterdiği göklerin egemenliğinin yalnızca ruhsal alemde olmamasından kaynaklanır. Göklerin egemenliği kilisenin dışında dünyada da mevcuttur. </p>
<p>Diğer bir uygulaması da şudur: Sakramentler bizleri ilk orijinal çağrımıza çağırır. Erkek ve Kadının o ilk konumuna. Yaratılış 1:28’e bakalım. İnsanın ilk aldığı çağrı nedir?<br />
 “Semereli olun ve çoğalın ve hükmedin ” buna bağlı olarak 2:15’i okuyalım.<br />
‘‘Ve Rab Tanrı adamı aldı, baksın ve onu korusun diye Aden bahçesine koydu’’.<br />
Bu iki pasajı birlikte okursak karşımıza şu çıkar: Bizim aldığımız ilk çağrı Tanrının hükmü altında ve O’nun yüceliği için yaradılışa bakmak ve bu yaradılışa hizmet etmektir. Peygamberler , kahinler ve krallar olarak Tanrıya hizmetimizi dünyaya bakarak gerçekleştiriyoruz. Buna çağrıldık. Bu nedenle sakramentler bizleri ilk çağrımıza yönlendiriyorlar. Bunu gerçekleştirmeye çağırıyorlar. Tanrının yarattığı dünyanın iyi hizmetkarları olmaya çağrıldık. Bilim ilerledikçe ortaya çıkan şey bizlerin yaradılışa ne kadar bağımlı olduğumuz gerçeğidir. Bu nedenle kendi iyiliğimiz için bu yaradılışa bakmalıyız. Fakat nihai olarak en yüce amacımız, bu yaradılışa bakmakta Tanrının yücelik almasıdır. Sakramentler bizlere Tanrının yaratmış olduğu dünyayı çarpıtıp ya da kötü amaçla kullanamayacağımızı gösterir. Bizler doğayı feth etmemeliyiz. Ona yıkıcı bir tarzda hükmetmemeliyiz. Bizlere bir fayda sağladığı sürece doğaya istediğimiz bir şeyi yapamayız.Bununla sakramentin ne alakası var diyebiliriz. Beden alma olayı bununla ilgilidir. Ademin insanlığı nerden geliyor? Tanrı dünyadaki bu tozu alıyor ve bunun içerisine hayat üflüyor ve Adem yaratılıyor. Beden almayı düşünün. Tanrı beden alıp dünyaya geldiğinde artık yalnızca yarattığı insana hayat üflemekle kalmıyor bu insanı birlikteliğe alıyor. Yine beden almış Tanrı oğlu çok iyi olarak yaratmış olduğu suyu, ekmeği ve şarabı alarak diyor ki, bütün bunlar size sunduğum lütfun bir göstergesidir. Tanrının böylesine derin bir onurla donattığı bu öğeleri bizler nasıl yanlış olarak kullanabiliriz. Bunlar bizi kapanış noktasına getirir.</p>
<p>Yazan: Rev. Prof. Robert Lynn</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/sakramentler-ne-soylerler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşaret Olarak Sakrament</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/isaret-olarak-sakrament/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/isaret-olarak-sakrament/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 17:57:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[sakrament]]></category>
		<category><![CDATA[Sakramentler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=210</guid>
		<description><![CDATA[İşaretlere bakalım. İşaret gerçeğin kendisi değildir ama bir gerçeği gösteren araçtır. Diğer değişle bir işaret başka bir şeyin tanıtıldığı araçtır. İşaret başka bir şeyi göstererek oraya bakın der. Bu nedenle bizler vaftizden ve Rab&#8217;bin sofrasından bahsederken bunlara işaret deriz.. Başka bir şeye işaret ederler. Bunların bizlere işaret ettiği ve gösterdikleri Müjde, İsa ve Tanrının İsa&#8217;daki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/isaretolaraksakrament.jpg" alt="sakrament" title="sakrament" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-211" /><br />
İşaretlere bakalım. İşaret gerçeğin kendisi değildir ama bir gerçeği gösteren araçtır. Diğer değişle bir işaret başka bir şeyin tanıtıldığı araçtır. İşaret başka bir şeyi göstererek oraya bakın der. Bu nedenle bizler vaftizden ve Rab&#8217;bin sofrasından bahsederken bunlara işaret deriz.. Başka bir şeye işaret ederler. Bunların bizlere işaret ettiği ve gösterdikleri  Müjde, İsa ve Tanrının İsa&#8217;daki vaatleridir. </p>
<p>Şimdi bunun için Romalılar 4:11&#8242;in ilk yarısına bakalım.<br />
 “Sünnet işaretini aldı&#8230;” diyor. Burada Eski Antlaşma sakramentinden bahsediyor ama görüş aynı. İşaret var. İbrahim aklandığının kanıtı olarak sünnet işaretini alıyor. Şimdi bu işareti daha geniş çerçevesi içersinde inceleyelim. Yaratılış 11:9-14 “gulfe etinde sünnet olacaksınız&#8230; ahtin işareti budur.”<br />
<span id="more-210"></span><br />
Bu ayetlerle karşımıza çıkan şeye dikkat edelim. Bu demin Romalılar 4’te okuduğumuz ayetin arka planındaki tarihi içeriktir. Burada sakramentlerin işaretler olarak görev yaptığına dair çok güzel örnekler var. Burada aynı zamanda Tanrı sözü ve sakrament arasındaki ilişki içinde çok güzel örnek var. Karşımıza şu çıkıyor 9. ve 10. Ayetin ilk yarısında Tanrı bir vaatle İbrahim&#8217;e geliyor. </p>
<p>“İbrahim seninle ahdimi gerçekleştiriyorum. Bu ahdi seninle, senin çocuklarınla ve onların çocukları ile yapıyorum, tüm nesiller boyunca bu ahdi seninle yapıyorum.”<br />
 Tanrı burada İbrahim`e Müjde ile geliyor. Çünkü bu antlaşmanın özünde yatan şey tüm Kutsal Kitap antlaşmalarının özünde yatan şeydir.<br />
“İbrahim Ben senin Tanrın olacağım. Sen ve zürriyetin benim halkım olacaksınız.”diyor </p>
<p>Bu vaatleri verdikten sonra halkına bir de sakrament veriyor. Halkına onlarla yapmış olduğu antlaşmanın bir işaretini veriyor. İşaretin işlevi başka bir şeyi parmakla gösterip ona bakın demektir. Bunun ışığı altında tüm sünnet olayının İsrail ailesi içinde nasıl kendini gösterdiğini düşünün. Her ne zaman yıkansa, giysi değiştirse İbrahim kendi üzerinde bu antlaşmaya ait bir işaret taşıyor. Şunu söyleyebiliriz, erkekler bunu çok iyi anlıyabiliyorlardı. Bu işareti bir İsrail erkeği her zaman anlıyabiliyordu. Sünnet edilme sekiz günlük olan her erkek çocuk için geçerliydi. Küçük çocukların alt bezleri olmadan nasıl koştuğunu biliriz. Bütün İsrail çocuklarının alt bezleri olmadan koşuşturduklarını düşünün. Bu sünnetli görünüm vaadin işaretini taşımaktadır. Tanrı bunu iyi bir fikir olduğu için önermedi. Aslında Tanrı sünneti Tanrı halkına Mesih&#8217;te vermiş olduğu vaadi, çok bilindik bir biçimde göstermek için düzenlemişti. Bu nedenle Tanrının sakramentler olarak sunmuş olduğu bu işaretler bizlere Mesih&#8217;teki vaatleri açıklarlar. Müjdedeki Mesih`i açıklarlar. Eğer olayı vaatten ayrı olarak düşünürsek vaftiz olayı yalnızca suyla ıslatma olmaktan öteye gitmeyecektir. Ama bu vaatle birleştiği zaman su Tanrı lütfunun beden alması olarak karşımıza çıkar. Sakramentler kendilerinden ötede bizlere bir şeyler bildiren işaretlerdir. </p>
<p>Yazan: Rev. Prof. Robert Lynn</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/isaret-olarak-sakrament/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan Tanrı Konusunda Yalnızca İki Seçeneğe Sahiptir</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/insan-tanri-secenek/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/insan-tanri-secenek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Sep 2009 19:53:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[seçenek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=175</guid>
		<description><![CDATA[Aslında insan Tanrı konusunda yalnızca iki seçeneğe sahiptir. O zaman bize düşen sadece iki seçenek bulunmaktadır. Yaratılmış olarak ya Tanrı&#8217;yı yüceltip O&#8217;ndan sonsuza kadar zevk almak ya da bunun tam aksini yapmak. Bunun ikisi arasında olabilecek, durulabilecek her hangi bir yer yoktur. Biz yolda yürürken, gezerken, çalışırken, otururken, kalkarken, ibadet ederken, dua ederken hep O [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/insantanrisecenek.jpg" alt="insan tanrı seçenek" title="insan tanrı seçenek" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-176" /><br />
Aslında insan Tanrı konusunda yalnızca iki seçeneğe sahiptir. O zaman bize düşen sadece iki seçenek bulunmaktadır. Yaratılmış olarak ya Tanrı&#8217;yı yüceltip O&#8217;ndan sonsuza kadar zevk almak ya da bunun tam aksini yapmak. Bunun ikisi arasında olabilecek, durulabilecek her hangi bir yer yoktur.</p>
<p>Biz yolda yürürken, gezerken, çalışırken, otururken, kalkarken, ibadet ederken, dua ederken hep O muhteşem hükümranın yarattığı, tamamladığı yeryüzünde, göğün altındayız. Ve kısacası aslında hepimiz O&#8217;na ait olduğumuz için herkesin böylesi bir tek hükümranın önünde diz çökmekten ve O&#8217;na yücelik vermekten başka çıkar yolu yoktur. Ve böyle bir hükümranın, &#8220;Mesih Rab&#8217;dir&#8221; diye bize ilan ettiği müjdesinin ardı sıra gitmekten başka da aslında yolumuz yoktur.<br />
<span id="more-175"></span><br />
Tanınan bir ilahiyatçı olan B.B Warfield, özellikle Hristiyan inancının Reform geleneğine öncülük eden Calvin&#8217;in açıkladığı Kutsal Kitap öğretişleri üzerinde dururken, Tanrı&#8217;ya tam bir bağlılığın ve tam bir güvenin dua için en iyi duruş olduğunu ve bunun tam, tek doğru ve kalbe ait bir inanç ve din olduğunu ifade etmektedir. Ve buradan bizi hemen İncil&#8217;deki o iyi bilinen anlatıma götürür. Bu anlatımında Mesih İsa, vergi görevlisiyle Ferisinin dualarını, dua yüreklerini, tavır ve davranışlarını karşılaştırmaktadır:<br />
&#8220;Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: &#8216;Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıktı. Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: &#8216;Tanrım, öbür insanlara soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için sana şükrederim. Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.&#8217; Vergi görevlisi ise uzakta durdu, gözlerini göğe kaldırmak bile istemiyordu, ancak göğsünü döverek, &#8216;Tanrım, ben günahkara merhamet et&#8217; diyordu.</p>
<p>&#8220;Size şunu söyleyeyim, Ferisi değil, bu adam aklanmış olarak evine döndü. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir&#8221; (Luk. 18:914).<br />
Ferisi örneklemesinde, o dönemin çok tutucu bir din önderinin aslında kendisinin pek de farkında olmadan yaptığı o önemli hatalar dile getirilmektedir. Bu dini önder ne yazık ki, kendisini tam doğru bir dindar görürken bencillik, kendini beğenmişlik, gurur, başarı, kendinden tatmin olmak gibi bir takım hal ve hareketleri üzerinde taşımaktadır. Aslında bu örnekteki Ferisi kendisini Tanrı&#8217;yla en yakın kişi olarak değerlendirmektedir. Oysa işin aslı ve hatta görünüşü sanki kendisinin Tanrı&#8217;ya ihtiyacı yokmuş da, Tanrı&#8217;nın kendisine ihtiyacı varmış gibi bir görünüştür.</p>
<p>Vergi mültezimiyse o dönemde Roma için vergi toplamasından ötürü zaten halkın, İsrail&#8217;in hor gördüğü bir kişidir ve burada Tanrı&#8217;nın hoşnut olduğu kişi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü o, gerçekten samimi bir biçimde Tanrı&#8217;ya bağlı olarak, yürekten dua etmekte ve hatta günahlılığının farkında, gözlerini bile Rab&#8217;be kaldıramamaktadır.<br />
Bu örnekle Mesih İsa&#8217;nın söylemek istediği yürekten, samimi, gerçekler üzerine bina edilmiş bir imanın esas, gerçek ve kabul gören, Tanrı&#8217;yı hoşnut eden bir iman olduğudur.<br />
Warfield de, Mesih İsa&#8217;nın söylemek istediğinden hareketle, doğru bir biçimde dua eden her bir samimi Hristiyan&#8217;ın bu vergi toplayıcısının durumunda olduğunu dile getirmektedir. Tanrı böyle bir imanla yaklaşan ve gerçekten samimiyetle ibadet eden bir imanlıdan hoşnut olmaktadır. Mesih İsa&#8217;nın sözleri bize zaten bunu açıkça göstermektedir. Yalnız Warfield&#8217;in örneğinde biraz daha geniş bir söylem dikkatimizi çekmektedir; samimi bir imanlının bu dua duruşunun aslında yaşamın her noktasında olması gerektiğini vurgulamaktadır.</p>
<p>Kısacası Mesih İsa&#8217;ya samimi iman eden, O&#8217;nu kurtarıcısı ve Rab&#8217;bi olarak kabul eden ve O&#8217;nun hükümranlığının, muhteşemliğinin farkındalığı içinde yaşayan imanlının her işinde, davranışında, kısacası yaşamında O&#8217;nu yüceltmeye ve O&#8217;ndan zevk almaya devam etmesi gerekmektedir. Çoğumuz ne yazık ki, dua anında gerçekten yürekten, gönlümüzün derinliklerinde Rab&#8217;bimizle konuşuruz, O&#8217;na yürek40 ten yaklaşırız ama diz üstünden kalktıktan sonra adeta artık başka insan olmuşuzdur. Reform geleneğinde Tanrı hükümranlığını, krallığını, görkemini anlayan samimi bir Mesih inanlısı, samimi bir Hristiyan içinse durum aslında oldukça farklı olmalıdır. O sinemaya giderken, televizyon izlerken, çalışırken, hatta eğlenirken bile yine Tanrı&#8217;yı yüceltmek ve O&#8217;nun varlığından, yaratılmış olmaktan, O&#8217;nun görkeminden zevk almak durumundadır. Bu, hayat boyu ibadet, hayat boyu dua, hayat boyu Rab&#8217;bin tahtının önünde saniye saniye sürdürülen bir yaşam anlamındadır.</p>
<p>Kısacası, bu anlayıştaki kişi için yaşam bir ibadettir. Yalnız bu dünyadan kaçarak, manastıra kapanarak, sürekli dudakların ezbere dualar mırıldadığı ve insanları inanan inanmayan diye ayıran, ona kötü, buna imansız diye damga vuran radikal, bencil, gururlu bir dindarlık hayatı değildir. Bu, yaratılmış olmanın gerçekten farkına varan, Tanrı’nın yarattığı her şeyin ne kadar iyi olduğunu gören, izlediği bir tiyatrodan, dinlediği güzel bir müzikten ve o muhteşem Sanatçı’nın varlığından zevk alan bir biçimde yaşam sürmektir. Tanrı&#8217;nın Mesih İsa&#8217; da sağladığı kurtarışı bütün bir yaşam boyu saniye saniye hissetmek ve yaşamaktır. Ve bu, ancak göksel bir lütuf olarak Tanrı tarafından verilmekte ve Tanrı tarafından sunulmaktadır. Bu herkese nasip olmayacağı için, buna sahip olanlar bir başka coşkuyu, bir başka sevinci de paylaşmaktadırlar. Lütfün değerini çok daha fazla algılamakta ve çok daha fazla bu lütfün üzerine titremektedirler.</p>
<p>Yazan: Rev. Prof. Robert Lynn</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/insan-tanri-secenek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

