Lütuf Cafe
Tanrı`nın önünde güvenimiz şu ki, O`nun isteğine uygun ne dilersek bizi işitir. (1.Yuh 5:14) Günahın ücreti ölümdür ve bizim ödememiz gereken bu ücreti çarmıhta İsa Mesih ödemiştir. Bizi seven ve bizim için biricik Oğlu'nu veren Tanrı, O'nun isteğine uygun olan herşeyi de bize verebilecek güçtedir. Her istediğimizi değil, ama ihtiyacımız olan ne varsa sağlayacaktır.

Diriliş Bayramınız Kutlu Olsun!
Evet, O gerçekten dirildi! Herkesin Diriliş Bayramını kutlarız.
Şabat Günü`nü izleyen haftanın ilk günü, tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem ile öbür Meryem mezarı görmeye gittiler. Ansızın büyük bir deprem oldu. Rab`bin bir meleği gökten indi ve mezara gidip taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu. Görünüşü şimşek gibi, giysileri ise kar gibi bembeyazdı. Nöbetçiler korkudan titremeye başladılar, sonra ölü gibi yere yıkıldılar. Melek kadınlara şöyle seslendi: “Korkmayın! Çarmıha gerilen İsa`yı aradığınızı biliyorum. O burada yok; söylemiş olduğu gibi dirildi. Gelin, O`nun yattığı yeri görün. Çabuk gidin, öğrencilerine şöyle deyin: `İsa ölümden dirildi. Sizden önce Celile`ye gidiyor, kendisini orada göreceksiniz.` İşte ben size söylemiş bulunuyorum.”
Kadınlar korku ve büyük sevinç içinde hemen mezardan uzaklaştılar; koşarak İsa`nın öğrencilerine haber vermeye gittiler. İsa ansızın karşılarına çıktı, “Selam!” dedi. Yaklaşıp İsa`nın ayaklarına sarılarak O`na tapındılar. O zaman İsa, “Korkmayın!” dedi. “Gidip kardeşlerime haber verin, Celile`ye gitsinler, beni orada görecekler.”
Kadınlar daha yoldayken nöbetçi askerlerden bazıları kente giderek olup bitenleri başkâhinlere bildirdiler. Başkâhinler ileri gelenlerle birlikte toplanıp birbirlerine danıştıktan sonra askerlere yüklü para vererek dediler ki, “Siz şöyle diyeceksiniz: `Öğrencileri geceleyin geldi, biz uyurken O`nun cesedini çalıp götürdüler.` Eğer bu haber valinin kulağına gidecek olursa biz onu yatıştırır, size bir zarar gelmesini önleriz.” Böylece askerler parayı aldılar ve kendilerine söylendiği gibi yaptılar. Bu söylenti Yahudiler arasında bugün de yaygındır.
On bir öğrenci Celile`ye, İsa`nın kendilerine bildirdiği dağa gittiler. İsa`yı gördükleri zaman O`na tapındılar. Ama bazıları kuşku içindeydi. İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi:
“Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh`un adıyla vaftiz edin; size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte BEN, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.”
(KUTSAL KİTAP, MATTA 28.BÖLÜM)
Sağlıksız Varlık

Keşke her yapı sapasağlam olsaydı. Depremlerde çöken konutlar, sele kasırgaya dayanamayan binalar, emekçilerin canını yutan ocaklar. Ve en önemlisi, yaşam yolculuğu bozukluğa, kötülüğe her an açık olan insan. Onun yaratılışına ve sonrasına ilişkin şunlar yazılmıştır: "Tanrı insanı kendi benzeyişinde yarattı. Onu Tanrı’nın benzeyişinde yarattı; onları erkek ve dişi yarattı" (Yaratılış 1:27). "Tanrı insanı doğru yarattı; ama onlar pek çok düzen aradılar" (Vaiz 7:29). Budur üzücü gelişim.
Kutsal-kusursuz Yaratan elbette bozuk insanı yaratamazdı. O’nun Yaratıcı’lığına inanan, her yapıtı kusursuz yaptığını kabul eder. O şu bilgiyi verir Kutsal Sözü’nde: "Yüceliğim için yarattğım, ona biçim verdiğim, evet kendisini oluşturduğum, adımla çağrılan her insanı ‘getir’ diyeceğim" (Yeşaya 43:7). Yazıklar olsun! Yaşam düzeniyle Yaratanı’nı yüceltmeye yaratılan insan tam tersine, yapıcısına yüz karası olmuş: "Tanrı’nın adı uluslar arasında sizin yüzünüzden kötülenmektedir" diye yazılıdır din bağlılarına (Romalılar 2:24). Ne denli acıklı bir görünüm, değil mi?
İnsan tarihin hangi döneminde bozuldu? Atalarımızın Tanrı istemini bir yana itip iblisin istemini uyguladıkları an! Atalarımız iblise uyruk olmayı seçti, kutsal kusursuz yaşamdan günahlı yaşama geçti. Bunu kişisel karar ve istekleriyle yaptılar. Ve tüm insanlık ailesinin başı, kökeni, pınarı niteliğinde bu güzelim soyun her kuşağını, her canını boyunlarına aldılar. Kutsal Söz buna ‘Özgün ve Kalıtımlı Günah’ demiş. Yapımız çürüktür. Irk, ulus, dil, din, siyasi tutum, eğitim ve daha her ne varsa, temelde hepimiz günah yargısı giymiş sağlıksız Adem çocuklarıyız. Birinin Adem’e dayanmadığını savlaması, elmanın elma ağacında yetişmediğini savunması gibidir. Ama hiç kimse salt Adem’in günahlılığı sonucunda yargılanmaz. Herkes özgür isteğiyle günah işler, ardından da din şartlarına, törelerine sarılarak günahını sildirmeye çabalar. Çürük elmanın çürüklüğünü gidermeye çabalamak gibidir bu.
Karakter

Genç ekonomist seçkin Ekonomi Okulu’nu başarıyla bitirmiş, prestijli bir şirket onu hemen işe almış, omuzuna geniş sorumluluklar yüklemiş. Kısa zamanda yükselmiş, şirketin yönetim kurulunda oturmaya çağrılmış. Tüm kararların orada verildiği kurul.. Şirkete çok çekici bir iş önerisi geliyor; herkes heyecanlı. Sözleşme gerçekleşirse gelişim çok parlak. Bu önemli işi getiren, sözü geçer iki kişi var heyetin karşısında. Onlarca karakterli ya da karaktersiz olmanın hiçbir önemi yok! Yeter ki para kırılsın. O iki kişi eninde sonunda anlaşmayı bütünlemek için el altından önemli bir bağış diliyor, kısacası rüşvet! Kurulda herkes, ne yapalım iş iştir düşüncesiyle açıktan parayı sunmaya hazır. Sıra genç ekonomiste gelince, „Ben bu karara katılamam“ diyor, “İsa Mesih’e bağlılığım bende temiz karakteri gerektiriyor.” Bir anda tüm kurul üyeleri şaşkın şaşkın birbirine bakışıyor. Oturum dağılıyor, şirket müdürü genç ekonomisti bir kenara çekip konuşuyor: “Şirketin yararı, çıkarı en önde gelen kovalayışımızdır. Sen bunu baltaladın. Başarılı çalışman çok güzel; ama bu yetmez! Bundan böyle yönetim kurulunda yetkin kalmıyor.” Genç ekonomist şirkette kendisine olanakların kısıtlandığını oracıkta anlıyor, başka bir iş aramaya koyuluyor.
Tanrı’yı Hiç Duymamış Kişiler Ne Olacak?

Bir ilahiyat öğretmeni olarak zaman zaman meraklı öğrencilerimin soruları ile karşılaşıyorum. Bu tarz merak sorularını hiçbir zaman bilgisayar listesi haline getirmemiş olmama rağmen sık sık sorulan soruları sıralamaya kalksam bu soru liste başında yer alan sorulardan olurdu. Sık sık sorulan sorulardan biri "Mesih İsa'yı duymamış Afrika'da yaşayan zavallı bir yerliye ne olacak?" sorusudur. Bu sorudaki derin kaygı, modern çağın medya iletişiminden yararlanamayan, yeryüzünün ücra bir köşesinde yaşayan insan içindir. Bu kişi Kutsal Kitap'ın müjdesinden en ufak bir söz bile duymaksızın yaşamış ve ölmüştür. Böyle bir kişi Tanrı önünde ne olacaktır?
Bu soru neden sıklıkla sorulmaktadır? Neden birçok öğrenci bu soruya takılıp kalmıştır? Belki bu merakı teşvik eden başka faktörler vardır. Her şeyden önce, Batı dünyası, Hristiyanlığın temelinde Tanrı sevgisini olduğu konusundan yeterli bilgiye sahiptir. Buna ilave olarak Hristiyan inancının özünün Mesih'in eşsiz kişiliğinin önemi ve yaptığı işler olduğu konusunda da ortak bir anlayış vardır. Eğer Mesih eşsizse ve kurtuluş için gerekliyse bu konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan kişi böyle bir kurtuluştan nasıl yararlanabilir? Eğer Tanrı insanları bu kadar çok seviyorsa o zaman neden hiç kimse bundan'mahrum olmasın diye gökyüzüne ilahi bir mesaj yazmadı? Neden Mesih İsa'nın kurtarışının "müjdesi" ondan yararlanabilme imkanı olan kültürle sınırlıdır?
Olimpiyatlar, Beden ve Akıl

Ürkeklikle debelenen yeryuvarlağı bir sürecik ışıltıya sahne: Geçici olsa da, Olimpiyat meşalesinin parıltısı insanlığa sanki bir umut ışığı saçıyor. 1896'da Baron de Coubertin'in atılımıyla gündeme gelen çağdaş Olimpiyatlar 108 yıl sonra yeniden Atina'ya dönüyor. Taa başlangıçta tanrılarla ilgili oyunlar İ.Ö. 776 yılında Olimpos'ta baştanrı Zefs'in şerefine uygulandı, aralıksız olarak İ.S. 393'e dek sürdü. Böylesi uzun süreli başka bir düzenleme bilinmez. 1924'teyse kış oyunları yeni bir çağ açtı.
İlk ve tek karşılaşma 192 metrelik bir koşuydu. Kazanana yaban zeytin dallarından örülmüş basit ama şerefli bir taç takılırdı. Bunun onuru reklamcılık milyonlarından daha şanlıydı. Kazanabilmek için krallar bile halktan yarışçılarla koşuşurdu. Kazananın önemine müzik bestelenir, yontucular mermerden büstünü oyar, ozanlar onu öven şiirler yazardı. Kovalanan amaç, sağlıklı akıl sağlıklı bedende barınır düzgüsüydü. Sonraları Latince üç kelimeyle özetlendi başarının doruğu. CITIUS, ALTIUS, FORTIUS: Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü. Amaç hep aynıdır.
