<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hristiyan Blog &#124; Hristiyanlık ile ilgili bilgiler ve güncel haberler &#187; insan</title>
	<atom:link href="http://www.hristiyanblog.com/konu/insan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hristiyanblog.com</link>
	<description>Hristiyanlık ile ilgili bilgilerin bulunduğu güncel blog</description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Nov 2010 09:33:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>İnsan Tanrı Konusunda Yalnızca İki Seçeneğe Sahiptir</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/insan-tanri-secenek/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/insan-tanri-secenek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Sep 2009 19:53:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[seçenek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=175</guid>
		<description><![CDATA[Aslında insan Tanrı konusunda yalnızca iki seçeneğe sahiptir. O zaman bize düşen sadece iki seçenek bulunmaktadır. Yaratılmış olarak ya Tanrı&#8217;yı yüceltip O&#8217;ndan sonsuza kadar zevk almak ya da bunun tam aksini yapmak. Bunun ikisi arasında olabilecek, durulabilecek her hangi bir yer yoktur. Biz yolda yürürken, gezerken, çalışırken, otururken, kalkarken, ibadet ederken, dua ederken hep O [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/insantanrisecenek.jpg" alt="insan tanrı seçenek" title="insan tanrı seçenek" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-176" /><br />
Aslında insan Tanrı konusunda yalnızca iki seçeneğe sahiptir. O zaman bize düşen sadece iki seçenek bulunmaktadır. Yaratılmış olarak ya Tanrı&#8217;yı yüceltip O&#8217;ndan sonsuza kadar zevk almak ya da bunun tam aksini yapmak. Bunun ikisi arasında olabilecek, durulabilecek her hangi bir yer yoktur.</p>
<p>Biz yolda yürürken, gezerken, çalışırken, otururken, kalkarken, ibadet ederken, dua ederken hep O muhteşem hükümranın yarattığı, tamamladığı yeryüzünde, göğün altındayız. Ve kısacası aslında hepimiz O&#8217;na ait olduğumuz için herkesin böylesi bir tek hükümranın önünde diz çökmekten ve O&#8217;na yücelik vermekten başka çıkar yolu yoktur. Ve böyle bir hükümranın, &#8220;Mesih Rab&#8217;dir&#8221; diye bize ilan ettiği müjdesinin ardı sıra gitmekten başka da aslında yolumuz yoktur.<br />
<span id="more-175"></span><br />
Tanınan bir ilahiyatçı olan B.B Warfield, özellikle Hristiyan inancının Reform geleneğine öncülük eden Calvin&#8217;in açıkladığı Kutsal Kitap öğretişleri üzerinde dururken, Tanrı&#8217;ya tam bir bağlılığın ve tam bir güvenin dua için en iyi duruş olduğunu ve bunun tam, tek doğru ve kalbe ait bir inanç ve din olduğunu ifade etmektedir. Ve buradan bizi hemen İncil&#8217;deki o iyi bilinen anlatıma götürür. Bu anlatımında Mesih İsa, vergi görevlisiyle Ferisinin dualarını, dua yüreklerini, tavır ve davranışlarını karşılaştırmaktadır:<br />
&#8220;Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: &#8216;Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıktı. Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: &#8216;Tanrım, öbür insanlara soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için sana şükrederim. Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.&#8217; Vergi görevlisi ise uzakta durdu, gözlerini göğe kaldırmak bile istemiyordu, ancak göğsünü döverek, &#8216;Tanrım, ben günahkara merhamet et&#8217; diyordu.</p>
<p>&#8220;Size şunu söyleyeyim, Ferisi değil, bu adam aklanmış olarak evine döndü. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir&#8221; (Luk. 18:914).<br />
Ferisi örneklemesinde, o dönemin çok tutucu bir din önderinin aslında kendisinin pek de farkında olmadan yaptığı o önemli hatalar dile getirilmektedir. Bu dini önder ne yazık ki, kendisini tam doğru bir dindar görürken bencillik, kendini beğenmişlik, gurur, başarı, kendinden tatmin olmak gibi bir takım hal ve hareketleri üzerinde taşımaktadır. Aslında bu örnekteki Ferisi kendisini Tanrı&#8217;yla en yakın kişi olarak değerlendirmektedir. Oysa işin aslı ve hatta görünüşü sanki kendisinin Tanrı&#8217;ya ihtiyacı yokmuş da, Tanrı&#8217;nın kendisine ihtiyacı varmış gibi bir görünüştür.</p>
<p>Vergi mültezimiyse o dönemde Roma için vergi toplamasından ötürü zaten halkın, İsrail&#8217;in hor gördüğü bir kişidir ve burada Tanrı&#8217;nın hoşnut olduğu kişi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü o, gerçekten samimi bir biçimde Tanrı&#8217;ya bağlı olarak, yürekten dua etmekte ve hatta günahlılığının farkında, gözlerini bile Rab&#8217;be kaldıramamaktadır.<br />
Bu örnekle Mesih İsa&#8217;nın söylemek istediği yürekten, samimi, gerçekler üzerine bina edilmiş bir imanın esas, gerçek ve kabul gören, Tanrı&#8217;yı hoşnut eden bir iman olduğudur.<br />
Warfield de, Mesih İsa&#8217;nın söylemek istediğinden hareketle, doğru bir biçimde dua eden her bir samimi Hristiyan&#8217;ın bu vergi toplayıcısının durumunda olduğunu dile getirmektedir. Tanrı böyle bir imanla yaklaşan ve gerçekten samimiyetle ibadet eden bir imanlıdan hoşnut olmaktadır. Mesih İsa&#8217;nın sözleri bize zaten bunu açıkça göstermektedir. Yalnız Warfield&#8217;in örneğinde biraz daha geniş bir söylem dikkatimizi çekmektedir; samimi bir imanlının bu dua duruşunun aslında yaşamın her noktasında olması gerektiğini vurgulamaktadır.</p>
<p>Kısacası Mesih İsa&#8217;ya samimi iman eden, O&#8217;nu kurtarıcısı ve Rab&#8217;bi olarak kabul eden ve O&#8217;nun hükümranlığının, muhteşemliğinin farkındalığı içinde yaşayan imanlının her işinde, davranışında, kısacası yaşamında O&#8217;nu yüceltmeye ve O&#8217;ndan zevk almaya devam etmesi gerekmektedir. Çoğumuz ne yazık ki, dua anında gerçekten yürekten, gönlümüzün derinliklerinde Rab&#8217;bimizle konuşuruz, O&#8217;na yürek40 ten yaklaşırız ama diz üstünden kalktıktan sonra adeta artık başka insan olmuşuzdur. Reform geleneğinde Tanrı hükümranlığını, krallığını, görkemini anlayan samimi bir Mesih inanlısı, samimi bir Hristiyan içinse durum aslında oldukça farklı olmalıdır. O sinemaya giderken, televizyon izlerken, çalışırken, hatta eğlenirken bile yine Tanrı&#8217;yı yüceltmek ve O&#8217;nun varlığından, yaratılmış olmaktan, O&#8217;nun görkeminden zevk almak durumundadır. Bu, hayat boyu ibadet, hayat boyu dua, hayat boyu Rab&#8217;bin tahtının önünde saniye saniye sürdürülen bir yaşam anlamındadır.</p>
<p>Kısacası, bu anlayıştaki kişi için yaşam bir ibadettir. Yalnız bu dünyadan kaçarak, manastıra kapanarak, sürekli dudakların ezbere dualar mırıldadığı ve insanları inanan inanmayan diye ayıran, ona kötü, buna imansız diye damga vuran radikal, bencil, gururlu bir dindarlık hayatı değildir. Bu, yaratılmış olmanın gerçekten farkına varan, Tanrı’nın yarattığı her şeyin ne kadar iyi olduğunu gören, izlediği bir tiyatrodan, dinlediği güzel bir müzikten ve o muhteşem Sanatçı’nın varlığından zevk alan bir biçimde yaşam sürmektir. Tanrı&#8217;nın Mesih İsa&#8217; da sağladığı kurtarışı bütün bir yaşam boyu saniye saniye hissetmek ve yaşamaktır. Ve bu, ancak göksel bir lütuf olarak Tanrı tarafından verilmekte ve Tanrı tarafından sunulmaktadır. Bu herkese nasip olmayacağı için, buna sahip olanlar bir başka coşkuyu, bir başka sevinci de paylaşmaktadırlar. Lütfün değerini çok daha fazla algılamakta ve çok daha fazla bu lütfün üzerine titremektedirler.</p>
<p>Yazan: Rev. Prof. Robert Lynn</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/insan-tanri-secenek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biz Tanrı&#8217;yı Yüceltmek İçin Yaratıldık</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/biz-tanriyi-yuceltmek-icin-yaratildik/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/biz-tanriyi-yuceltmek-icin-yaratildik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 20:13:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[adem]]></category>
		<category><![CDATA[amaç]]></category>
		<category><![CDATA[havva]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[Westminster İnanç Açıklaması’nın Kısa Katekizm&#8217;inde (ilmihalinde) şöyle bir soru yer almaktadır: &#8220;Mesih krallık görevini nasıl yapar?&#8221; Bunun cevabı, &#8220;Mesih krallık görevini, bizleri Kendisine boyun eğdirerek, bizleri yönetip koruyarak, Kendisinin ve bizim bütün düşmanlarımızı zapt ederek ve yenerek yapar&#8221; demektedir. Bizi zevk için ezip geçecek bir Tanrı&#8217;ya aslında güvenmemiz ve hatta saygıdan kaynaklı bir korku duymamız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/tanriicinyaratildik.jpg" alt="tanrı" title="tanrı" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-171" /><br />
Westminster İnanç Açıklaması’nın Kısa Katekizm&#8217;inde (ilmihalinde) şöyle bir soru yer almaktadır: &#8220;Mesih krallık görevini nasıl yapar?&#8221; Bunun cevabı, &#8220;Mesih krallık görevini, bizleri Kendisine boyun eğdirerek, bizleri yönetip koruyarak, Kendisinin ve bizim bütün düşmanlarımızı zapt ederek ve yenerek yapar&#8221; demektedir.<br />
Bizi zevk için ezip geçecek bir Tanrı&#8217;ya aslında güvenmemiz ve hatta saygıdan kaynaklı bir korku duymamız mümkün değildir. Fakat bizlerin uğruna kendi ellerine çiviler çaktırabilecek olan bir Tanrı&#8217;ya yürekten bir saygı ve bu saygıdan kaynaklı korku duyarız. Ve yürekten güveniriz.</p>
<p> Bu nedenle, Reform geleneğindeki bir Hristiyan için Tanrı&#8217;nın egemenliğinin kurtaran lütfü her zaman esas olandır. Yani Luther&#8217;in lütfü vurgulaması, Calvin&#8217;in öğretisinde Tanrı hükümranlığını öne çıkarmak şartıyla lütfün ne denli önemli olduğunun dile getirilmesi şeklinde yerini bulmaktadır. Her şeye kadir, her şeyin sahibi, evrenin hakimi olan o yüce Yaratan o görkeminin ifadesi olarak yaptığı her şeyi lütfundan dolayı yapmaktadır. Mesih İsa&#8217;da bize sağlanan kurtarış, bağışlanma, sonsuz yaşam hep bu hükümran Tanrı&#8217;nın lütfunun bize dökülmesidir. Bu geleneğin samimi inanlısının bakış açısı hep bu en zirve noktadan başlamaktadır.<br />
<span id="more-170"></span><br />
Yunus peygamber kurtarışın Tanrı&#8217;ya ait olduğunu çok iyi bir biçimde bize hatırlatmaktadır. Kurtuluş, insan katılımıyla söz konusu olan bir hadise değildir. Tamamen ilahi bir biçimde Tanrı elinden bize ulaşan bir olaydır. Baba&#8217;nın o seçip çağıran sevgisine göre Mesih İsa&#8217;nın kurtaran işinin Ruh&#8217;ça bize uygulanmasıdır.<br />
Eğer bu kurtarma işinde bizim gücümüz, katılımımız olsaydı Tanrı&#8217;nın Mesih İsa&#8217;daki kurtarış amacına insan istemi karışır ve karışıklık olurdu. Bu nedenle ve İncil&#8217;in bize bildirisi doğrultusunda kurtuluş hiçbir biçimde insanın iradesiyle ve istemiyle gerçekleşen bir olay değildir. Tanrı&#8217;nın evlatları olarak, Tanrı&#8217;da yeniden doğuşu alarak doğmamız, yani Mesih İsa&#8217;ya samimi bir imanla inanmamız tamamen göklerdeki Baha’ınızın iradesi doğrultusundadır.</p>
<p>İşte, Reform geleneğinde imanını sürdüren samimi bir Hristiyan&#8217;ın yaşadığı ve teneffüs ettiği iman atmosferi Tanrı&#8217;nın böylesine muhteşem hükümranlığı içindedir.<br />
Bizler Tanrı&#8217;nın muhteşem krallığına hayran olup tapınmayı arzuluyor ve yalnız bunu arıyoruz. Yeşaya&#8217;daki şu ayetleri birlikte okuyalım: &#8220;Kral Uzziyanın öldüğü yıl yüce ve görkemli Rab&#8217;bi gördüm; tahtta oturuyordu, giysisinin etekleri tapınağı dolduruyordu. Üzerinde Seraflar duruyordu; her birinin altı kanadı vardı; ikisiyle yüzlerini, ikisiyle ayaklarını örtüyor, öbür ikisiyle de uçuyorlardı. Birbirlerine şöyle sesleniyorlardı: &#8216;Her Şeye Egemen RAB kutsal, kutsal, kutsaldır. Yüceliği bütün dünyayı dolduruyor&#8217;. Ser afların sesinden kapı söveleriyle eşikler sarsıldı, tapınak dumanla doldu. &#8216;Vay başıma! Mahvoldum&#8217; dedim, &#8216;Çünkü dudakları kirli bir adamım, dudakları kirli bir halkın arasında yaşıyorum. Buna karşın Kral&#8217;ı, Her Şeye Egemen RAB&#8217;bi gözlerimle gördüm/ Seraflar&#8217;dan biri bana doğru uçtu, elinde sunaktan maşayla aldığı bir kor vardı&#8221; (Yşa. 6:16).<br />
Ya da Eyü. 42:46&#8242;ya bakalım: &#8220;&#8216;Dinle de konuşayım9 dedin, &#8216;Ben sorayım, sen anlat/ Kulaktan duymaydı bildiklerim senin hakkında, şimdiyse gözlerimle gördüm seni. Bu yüzden kendimi hor görüyor, toz ve kül içinde tövbe ediyorum.&#8221;</p>
<p>Bu ve benzeri ayetlere baktığımızda Reform geleneğindeki samimi bir Hristiyan&#8217;ı iman ve ibadet için harekete geçiren o muhteşem Tanrı hükümranlığını görebilmek mümkündür. Ancak yaratılana düşen, bu muhteşem Kral&#8217;ın önünde eğilip, diz çöküp, yürek secdesiyle secde etmek ve bütün yüceliği O&#8217;na, yalnız O&#8217;na vermektedir.<br />
Yaratılmamızın tek ve büyük nedeni aslında Westminster Kısa İlmihali&#8217;nde çok açıkça dile getirilmiştir. Westminster Kısa İlmihali&#8217;nin ilk sorusu şudur: &#8220;İnsanın var olmasının, varlığının, yaratılmasının yegane, tek, esas olan amacı nedir?&#8221; Hemen bu soruya şöyle bir cevap gelir: &#8220;İnsanın varlığının, var olmasının, yaratılmasının tek ve biricik amacı Tanrı&#8217;yı yüceltmesi ve sonsuza dek O&#8217;ndan zevk almasıdır.&#8221;</p>
<p><strong>Yazan: </strong>Rev. Prof. Robert Lynn</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/biz-tanriyi-yuceltmek-icin-yaratildik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaratan ve Yaratılan Arasında Önemli Bir Ayrım Vardır</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/yaratan-ve-yaratilan/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/yaratan-ve-yaratilan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 20:07:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[yaradan]]></category>
		<category><![CDATA[yaratan]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=167</guid>
		<description><![CDATA[Kutsal Kitap teolojisi her zaman yaratan ve yaratılan arasındaki o önemli ayrımı vurgulamaktadır. Yani insan yaratanı kendi aklına, nedenlerine, düşüncesine, algılarına göre şekillendiremez. İnsan sınırlıdır. Bu bağlamda yeniden vurgulamak gerekirse Tanrı’nın var oluşu bize bağlı değildir. Yu. 5:26&#8242;da şöyle diyor: &#8220;Çünkü Baba, kendisinde yaşam olduğu gibi, Oğula da kendisinde yaşam olma özelliğini verdi&#8221;. Yaşam ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/yaratanfark.jpg" alt="yaratan" title="yaratan" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-168" /><br />
Kutsal Kitap teolojisi her zaman yaratan ve yaratılan arasındaki o önemli ayrımı vurgulamaktadır. Yani insan yaratanı kendi aklına, nedenlerine, düşüncesine, algılarına göre şekillendiremez. İnsan sınırlıdır. Bu bağlamda yeniden vurgulamak gerekirse Tanrı’nın var oluşu bize bağlı değildir. Yu. 5:26&#8242;da şöyle diyor: &#8220;Çünkü Baba, kendisinde yaşam olduğu gibi, Oğula da kendisinde yaşam olma özelliğini verdi&#8221;. Yaşam ve her şey O&#8217;ndan geldiğine göre ve her şeyin çıkışı Kendisine ait olduğuna göre Tanrı, Kendisi dışında hiçbir şeye bağlı değildir.</p>
<p>Her şey Kendisine bağlı ve Kendisinden kaynaklı olduğuna göre, Tanrı Kendi sınırsızlığında değişmezliğin de abidesidir. Bu nedenle &#8220;Her bakımdan değişken, kararsız olan kişi Rab&#8217;den bir şey alacağın ummasın&#8221; (Yak. 1:7) ayeti doğrultusunda kararsız, değişken ve sınırlı olan insanın Rab&#8217;le kolay bir bağı olması, Rab lütuf göstermedikçe mümkün de değildir. Bu nedenle, Tanrı&#8217;yı tanımlamak, anlamak, varlığına karar verip vermemek insanın kararlarına bağlı değildir.<br />
<span id="more-167"></span><br />
Tanrı muhteşem varlığında, görkeminde, yaratıcılığında, gücünde, sınırsızlığında hep sürekli olarak aynı biçimde değişmeksizin var olmaya devam edendir. Değişmez olması, O&#8217;nun sadece Kendine bağlı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle O, Kendi varlığı içinde yarattığı her şeyin içinde ve üstünde her şeyi tam olarak bilendir. O&#8217;nun istemi bütün gerçeklerin nedenidir. Her şeyin temelinde, önünde, arkasında, üstünde yani tam olarak her şeyi kapsayan bir biçimde Tanrı’nın istemiyle yaratılmışlık vardır.<br />
&#8220;Her şeyi kendi isteği doğrultusunda düzenleyen Tanrı&#8217;nın amacı uyarınca önceden belirlenip Mesih&#8217;te seçildik&#8221; (Ef. 1:11). Ayette görüldüğü gibi, her şey ama her şey O&#8217;nun isteği doğrultusunda düzenlenmiştir. Bizler de bu istem doğrultusunda önceden belirlenip Mesih İsa&#8217;da seçilmiş olanlarız.</p>
<p>Genelde bu noktaya gelindiğinde, bazıları oldukça yanlış teolojik anlayışlara gitmektedirler. Bu insanlar Tanrı&#8217;nın evreni, dünyayı ve içindeki her şeyi yalnız olduğu için yarattığı gibi bir fikre kapılmaktadırlar. Bu kişilere göre, sanki Tanrı her şeyi Kendisini oyalamak için yaratmıştır. Ya da bazıları Tanrı&#8217;nın bir şeyler yapmak için tarihe baktığını düşünmektedirler. Yani Tanrı tarihe ve olaylara bakmakta ve duruma göre tavır koymakta, hareket etmektedir. Bir başka tarz düşünce de, Tanrı&#8217;nın tarihe bakıp Kendisini kimlerin seçtiğini görmesi ve ona göre hareket etmesidir. Görüldüğü gibi, bütün bu ve benzeri düşünceler hep Tanrı&#8217;nın her şeyin sahibi olduğu noktasından öteye taşman ve bazı insanları oldukça farklı noktalara götüren düşüncelerdir.</p>
<p>Yu. 3:57&#8242;ye baktığımızda, &#8220;İsa şöyle yanıt verdi: &#8216;Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sudan ve Ruh&#8217;tan doğmadıkça Tanrı&#8217;nın Egemenliği&#8217;ne giremez* Bedenden doğan bedendir, Ruh&#8217;tan doğan ruhtur Sana, &#8216;Yeniden doğmaksınız&#8217; dediğime şaşma&#8217;&#8221; sözlerini okuyoruz. Bu sözleri kapsayan bütün bölümü okuduğumuzda, aslında bir insanda ruhsal olarak yeniden doğuşun gerçekleşmesinde tek etkin ve yetkin olanın, Tanrı&#8217;nın Ruhu olduğunu görüyoruz. Tanrı&#8217;nın Ruh&#8217;u, Kendi istemi ve gücüyle Kendi yarattığı evrende hareket etmekte ve Kendi yarattığı insanların yüreklerinde işlemektedir.</p>
<p>Bir imanlı arkadaşımın şöyle dua ettiğine tanık oldum &#8220;Ya Rab, seni özgür kılıyoruz, bizim üzerimizde işle, izin veriyoruz Rab&#8217;bim&#8221;. Bu dua oldukça kafa karıştıran bir duadır. Aslında yanlış bilinen Tanrı teolojisinin dile getirilmesidir. Böyle bir dille ve böyle bir ifadeyle dua, aslında Mesih İsa&#8217;yı Tanrı hükümranlığını öne çıkaran bir ilahiyatla algılayan samimi bir Hristiyan&#8217;ı oldukça yaralamaktadır. Çünkü Yaratan ve yaratılan çizgisi burada birbirine girmekte, karıştırılmakta ve Tanrı adeta bize bağlı kılınmaktadır.<br />
Oysa bize göre bizim her şeyimiz, soluğumuz, hayatımız tamamen Tanrı&#8217;ya bağlıdır. O&#8217;na bağlı olmadığımız bir küçücük lahza, an dahi yoktur. Sınırlı insanlar olarak, varlığımızı ancak sınırsıza bağlı olarak sürdürebiliriz. Bütün hareketlerimiz, davranışlarımız, bütün her şeyimiz yalnızca O&#8217;nda mümkündür.</p>
<p>Yalnız burada çok doğru anlamamız gereken bir nokta bulunmaktadır. Tanrı&#8217;nın hükümranlığından, O&#8217;nun her şeye egemen olduğundan bahsederken, O&#8217;nun keyfi olarak davrandığını söylememiz mümkün değildir. Ya da keyfi davrandığını düşünmeye kalkışmamız çok büyük yanlıştır. Tanrı&#8217;nın hükümranlığı tamamen hikmet, doğruluk ve kutsallık temelleri üzerine kurulmuş bir hükümranlıktır. Kısacası hikmetli, doğru ve kutsal olanın hükümran olma hakkı üzerine kurulmuş olan bir hükümranlıktır bu hükümranlık. Ve böylesine muhteşem egemenlik sahibi olan RAB Tanrı, vaatlerde bulunarak ve antlar içerek, Kendisini Kendi istemi doğrultusunda sözlerine bağlı kılmıştır.<br />
İşte biz böylesine bir egemenlik sahibi olan muhteşem bir Tanrı&#8217;ya güvene davet edilmiş bulunmaktayız.</p>
<p><strong>Yazan:</strong> Rev. Prof. Robert Lynn</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/yaratan-ve-yaratilan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

