<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hristiyan Blog &#124; Hristiyanlık ile ilgili bilgiler ve güncel haberler &#187; dinler</title>
	<atom:link href="http://www.hristiyanblog.com/konu/dinler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hristiyanblog.com</link>
	<description>Hristiyanlık ile ilgili bilgilerin bulunduğu güncel blog</description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Nov 2010 09:33:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>&#8216;Bütün Dinler Temelde Aynıdır&#8217; Yanılgısı</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/butun-dinler-aynidir/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/butun-dinler-aynidir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2009 15:28:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[dinler]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=259</guid>
		<description><![CDATA[Amerika adeta bir kazan gibi. Her çeşit etnik grup ve inançtan gelen birçok insan bir milleti oluşturuyor e pluribus unum, birçok kişiden teklik oluşuyor. Bizim milli birlik görüşümüz dini hoşgörü kuralının önemi üzerinde ayakta duruyor. Dinsel hoşgörü kuralı bütün dini sistemlere kendini ifade etme ve yasa önünde eşitlik garantisi veriyor. Hiçbir din ne hükümetin ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/09/tumdinleraynidir.jpg" alt="din dinler" title="din dinler" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-260" /><br />
Amerika adeta bir kazan gibi. Her çeşit etnik grup ve inançtan gelen birçok insan bir milleti oluşturuyor  e pluribus unum, birçok kişiden teklik oluşuyor. Bizim milli birlik görüşümüz dini hoşgörü kuralının önemi üzerinde ayakta duruyor. Dinsel hoşgörü kuralı bütün dini sistemlere kendini ifade etme ve yasa önünde eşitlik garantisi veriyor. Hiçbir din ne hükümetin ne de yasaların önünde ayrıcalıklı olma hakkına sahip olamıyor. Amerika Birleşik Devleti hükümeti kurucu babalarının arzusu doğrultusunda &#8220;milli bir din üzerine&#8221; bina olmuyor. Bu nedenle yasalar önünde ayrıcalıklı konumda olabilecek hiçbir devlet kilisemiz bulunmamaktadır.</p>
<p>Eşit hoşgörü kuralı yüzünden aklımıza hiçbir dinin ayrıcalıklı bir iddiasının bulunabileceği fikri gelmemektedir. Yasal dini tolerans, iddia edilen hiçbir değer hakkında bir fikir ileri sürememektedir. Eşit hoşgörü aynı zamanda eşit değer anlamına da gelmektedir. Bu nedenle Hristiyanlar ya da başka din sahipleri kendi inançları hakkında ayrıcalıklı<br />
iddialarda bulundukları zaman bu durumun ortaya koyduğu dar görüş şok ve kızgınlıkla cevap bulmaktadır. Ayrıcalıklı bir biçimde dinsel iddialarda bulunmak milletin yüzüne çarpan bir tokat gibidir.</p>
<p>Altmışlı yıllarda işaret parmağını havaya kaldırmak sadece ünlü bir futbol takımının liderliğini gösterme simgesi değil; aynı zamanda &#8216;İsa Hareketi&#8221; denilen bir hareketin üyelerinin Tanrı&#8217;ya giden tek yolun Mesih İsa&#8217;nın yolu olduğunu göstermek için kullandıkları bir simgeydi. İsa topluluğunun ateşliliği büyük bir karşı koyma ve düşmanlıkla karşılandı.<br />
<span id="more-259"></span><br />
Yaşadığım en utanç verici an üniversite birinci sınıfta İngilizce dersinde oldu. Halkın oldukça acı çektiği ve yüreklerini alçalttığı bir dönemdi. Öğretmenimiz eski bir savaş muhabiriydi ve aleni bir biçimde Hristiyanlık düşmanlığı yapıyordu. Sınıfın ortasında bana bakarak &#8220;Bay Sproul, Mesih İsa&#8217;nın Tanrı&#8217;ya gidilen tek yol olduğuna inanıyor musun?&#8221; diye sordu. Sınıfta bütün gözlerin bana çevrildiğinin bilincinde sorunun ağırlığını hissediyordum. Aklım böyle bir durumdan kaçacak delik arıyordu. Eğer &#8220;evet&#8221; desem diğerlerinin bana ne kadar kızacaklarını biliyordum. Aynı zamanda &#8220;hayır&#8221; desem Mesih İsa&#8217;ya ihanet etmiş olacağımı da biliyordum. Sonunda neredeyse duyulmayacak bir şekilde homurdandım: &#8220;Evet, inanıyorum.&#8221; Öğretmen öfkeden gözleri dönmüş bir biçimde bana cevap verdi. Bütün sınıfın önünde, &#8220;Bu işittiğim en dar görüşlü, bağnaz ve küstahça bir ifade. Kendi dininin tek yol olduğunu iddia ettiğine göre sen gerçekten aşırı derecede bencil birisi olmalısın&#8221; dedi. Hiç cevap vermeksizin sakin bir biçimde Sandalyeme oturdum.</p>
<p>Ders bittikten sonra öğretmenimle özel olarak konuşmaya gittim. Konuşmamızda ona neden Mesih İsa&#8217;nın bana göre tek yol olduğunu açıklamaya çalıştım. Ona Mesih İsa’nın Tanrı&#8217;ya giden tek yol olma ihtimalinin hiç değilse teorik olarak olabilirliğini düşünüp düşünmediğini sordum. Aslında buna imkan olabileceğini söyledi. Bir kişinin dar kafalı ve küstah olmaksızın da Mesih İsa&#8217;nın Tanrılığına inanabileceği ihtimalinin olup olamayacağını sordum. Mesih&#8217;in Tanrılığına inanmamakla birlikte küstah olmaksızın birinin buna inanabileceğim kabul etti. Bundan sonra Mesih İsa&#8217;nın Tanrı&#8217;ya giden tek yol olmasının sebebinin Mesih İsa&#8217;nın böyle öğrettiği için olduğunu ona açıkladım. Ona Mesih İsa&#8217;nın &#8220;Yol, gerçek ve yaşam Ben’im; Benim aracılığım olmadan Baba&#8217;ya kimse gelemez&#8217; (Yuhanna 14:6) dediğini hatırlattım. Aynı zamanda Yeni Antlaşma’nın Mesih İsa için Baba&#8217;nın &#8220;biricik Oğlu&#8221; ve &#8220;Bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiçbir ad yoktur&#8221; (Elçilerin İşleri 4:12) dediğine işaret ettim. Sonra &#8220;Mesih İsa&#8217;ya bağlılıkla çoğulculuğun modern ruhu arasında ne denli gerildiğimi görüyor musunuz?&#8221; dedim. &#8220;Mesih İsa öyle söylediği için benim Mesih&#8217;in tekliğine inanmamın mümkün olduğunu görüyor musunuz? Eğer ben Mesih İsa&#8217;nın tek yol olduğuna ve bunun da sadece benim yolum olduğu için böyle olduğuna inansaydım o zaman bu küstahlık ve bencillikten kaynaklı bir hareket olmuş olacaktı. O zaman öğretmenim bir kişinin küstah olmaksızın Mesih İsa&#8217;nın tekliğine inanabileceğine kanaat getirdi ve benden samimiyetle özür diledi. Bununla birlikte küstahlık konusundan çok daha ciddi konularda sorular sormaya başladı. &#8220;Kendisine yalnızca tek yolla ulaşılmasını sağlayan bir Tanrı&#8217;ya nasıl inanırsınız? Kendisini bir kurtarıcı ve bir imanla sınırlayan bir Tanrı dar görüşlü bir Tanrı olmuş olmaz mı?&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;Temel Olarak Bütün Dinler Aynı Değil midir?&#8221;</strong><br />
Son incelememizde karşılaştığımız nokta &#8220;Kurtuluşa yalnızca tek bir yol sağlayan Tanrı çok dar görüşlü bir Tanrı mıdır&#8221; şeklindedir.<br />
Bu tarz bir soru ile karşılaşmamızın bir nedeni de on dokuzuncu yüzyılda yapılan karşılaştırmalı dinler çalışmalarının bir sonucudur. On dokuzuncu yüzyılda uzman araştırmacılar birlikte belli başlı dinlerin ayırt edici karakteristik özellikleri üzerinde çalışıyorlardı. Burada kullanılan &#8220;asıl söz&#8221; &#8220;özü&#8221; sözcüğüydü. Birçok ciddi dinsel çalışmalar &#8220;Dinin Özü&#8221; ya da &#8220;Hristiyanlığın Özü&#8221; başlıklarıyla basıldı. Bütün bu kitaplar dinsel gerçeklerin temel niteliklerin bütün dinlerde olduğu eğilimini gösteriyordu.<br />
Dinler sık sık en alt noktadaki ortak paydalarına indirgeni vermekteydi. Oldukça sık bir biçimde dinin özü &#8220;Tanrı&#8217;nın evrensel babalığı ve insanın evrensel kardeşliği&#8221; gibi söylemlerle özetleniyordu. Bu nedenle dinlerin yüreklerdeki işlevinin aynı şekilde olduğu görülüyordu. &#8220;Dinsel inancın dış görünümü ve uygulamaları kültürden kültüre değişir, ama amaçlarındaki kök aynıdır&#8221; görüşüne çıkılıyordu. Bütün dinler öz olarak aynı şeyi söylüyorsa o zaman onlar arasında hiçbiri kendisinin değer olarak ayrıcalıklı olduğunu iddia etmesi mümkün değildi.</p>
<p>Dinlerin özü hakkındaki bu arayışın dışında şimdi yeni ve oldukça kabul gören &#8220;dağ analojisi&#8221; ortaya çıkmıştır. Buna göre Tanrı dağın en tepe noktasındadır ve insan dağın eteğindedir. Dinin öyküsü Tanrı ile ilişki ve birliktelik için dağın doruğuna ulaşmak için insanın gösterdiği gayretin kaydıdır. Dağın birçok yolu vardır. Bunlardan bazıları dağın tepesine oldukça kestirme olarak giderler. Diğer yollar ise dağın her tarafını dolanan oldukça kıvrımlı yollardır, ama eninde sonunda dağın tepesine ulaşırlar. Böyle bir görüşe göre, yönleri her ne kadar farklı olursa olsun, bütün dinler eninde sonunda aynı yere varır.</p>
<p>&#8220;Bütün yollar Tanrı&#8217;ya çıkar&#8221; tarzındaki inanç sonucunda oldukça hatırı sayılır bir sayıda ekümenik hareketlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Birtakım dini çabalar ve hatta Babailik gibi yeni dinler, yeni birleşmiş bir din altında bütün dinlerin tamamen sentezini ve birleşmesini aramaktadır. Bir keresinde bir Bahai önderi ile konuşmuştum. Bana bütün dinlerin eşit değerde olduğunu söylemişti. İslamla Budizm, Konfuçyüs inancı ile Yahudilik ve Hristiyanlıkla Taoizm arasında var olan ayrılıkları ortaya koydum. Bu kişi bana İslam, Yahudilik ve diğerleri hakkında bilmediğini ve bildiği şeyin bütün dinlerin aynılığı olduğunu söyledi. Bir kişinin dinlerin neyi kabul edip neyi etmediğini bilmeden nasıl hepsinin aynı olduğu konusunda hüküm yürütebileceği konusundaki merakımı dile getirdim. Nasıl olur da kişisel Tanrı görüşünü reddeden Budizm ile kişisel Tanrı&#8217;nın varlığını öne süren Hristiyanlık aynı zamanda doğru olabilir? Aynı ilişkide ve aynı zamanda hem kişisel bir Tanrı&#8217;nın varlığı hem de yokluğu olabilir mi? Ölümden sonra yaşamı reddeden Ortodoks Yahudilikle, ölümden sonra yaşamı kabul eden Hristiyanlık nasıl eşit doğrulukta olur? Kafirlerin öldürülebileceği konusunu onaylayan klasik İslamın ahlak anlayışı ile düşmanlarınızı bile sevin diyen Hristiyan ahlak anlayışı nasıl eşit değerde olur?</p>
<p>Bütün dinleri eşit değerde kabul etmenin ancak iki yolu olabilir. Bunlardan bir tanesi gerçekçiliği bir kenara koyarak, aralarındaki bütün belli başlı ayrılıkları bir bir inkar etmek, diğeri ise bu zıtlıkları önemsiz ve inancın esası olmayan bir takım temellere indirgemektir. Son söylediğimiz bizi sistemli bir biçimde aşağıya indirgeme gayretine itmektedir. Böylesi bir eksiltme her dinin hayati önem taşıyan ve kendisini bağlayan esasını soyarak dini en alt düzeydeki ortak paydasına indirgemedir.</p>
<p>Neden böyle bir eksiltmeye gidilmektedir? Belki bunu gerektiren birçok unsur söz konusudur. Belki de bunun en belli başlı nedeni dinsel karmaşayı ve bunların getirdiği kargaşalıkları ortadan kaldırmaktır. Dinsel inançların arasındaki farklılıklar insanlar arasında tartışmalara, aileler arasında düşmanlıklara, dinsel zulmün çeşitli eziyetlerine hatta birçok durumda savaşlara yol açmaktadır. Bu nedenle eğer bizler evrensel bir dinsel öz bulursak bu tarz bir bedel ödemek zorunda kaldığımız tartışmalara bir son vermiş olabiliriz. Bunda asıl amaç barıştır. Ödenmesi gereken bedel de gerçektir.</p>
<p>Eğer din hayatın en önemli konularına değiniyorsa, dini tartışmaların hararetli olması normaldir. Eğer biz gerçekle ilgileniyorsak gerçeklik konusundaki iddiaların farklılıklarını reddetmekle hiçbir yere ulaşamayız. Eksiltme yolu ile üretilmiş barış yanlış ve dünyasal bir barıştır. Burada kargaşa çıkmasını önlemek için barışın olmadığı bir anda &#8220;barış, barış&#8221; diye bağıran sahte İsrail peygamberlerini hatırlamalıyız. Aynı zamanda Yeremya’nın &#8220;Esenlik yokken, &#8216;Esenlik, esenlik9 diyerek halkımın yarasını sözde iyileştirdiler&#8221; (Yeremya 8:11) şeklindeki ağıtı buraya tam uygun bir ağıttır.</p>
<p>Dinsel tartışmalarda aranan tek şey hoşgörü kokan bir ortam olmalıdır. Tartışma esnasında söylenilen hiçbir şeyin aslında önemli olmadığını da söylemek gerekir. Her inanan kişinin hakkını korumak kişiyi her türlü dinsel baskı korkusundan uzak tutmaktır. Bir başka deyişle böyle bir tartışmada her birbirine zıt olan taraf aslında kendince doğrudur. Yasa altında farklılıkların eşit hoşgörüye, gerçeğe göre eşit değer taşıdığına dikkat etmeliyiz.</p>
<p><strong>&#8220;Tanrı Neden Dar Görüşlüdür?&#8221;</strong><br />
Hala dar görüşlü Tanrı&#8217;nın kurtulmak için yalnızca tek bir yol bırakması sorununa cevap vermemiştik. Bu tek bir dinin açıklandığı tek bir kültür içinde yaşayan bir kişinin kendisini diğer kültürlerden çok daha ayrıcalıklı sanması gibi değil midir? (Bu sorunun cevabı oldukça kafa karıştırdığı için, Mesih İsa&#8217;yı duymamış birçok kişinin sorduğu bu soru için bir bölüm ayırdım.) Fakat şimdi kurtuluş için yalnız tek yol sağlama konusunda Tanrı’nın dar görüşlülüğü sorusunu daha iyi araştıralım. &#8220;Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır&#8221; (Matta 7:13). Böylesine dar bir kapıya sahip bir Tanrı nasıl bir Tanrı&#8217;dır? Bu soru ciddi bir suçlamayı da içermektedir: Böyle bir Tanrı insanları kurtarmak için gerekli olanı yapmamıştır.<br />
Şimdi bu suçlamayı varsayımsal açıdan ele alalım. Şimdi hem kutsal hem doğru olan bir Tanrı olduğunu düşünelim. Bu Tanrı insanlığı özgür bir biçimde yaratmış ve yaşam armağanını vermiş olduğunu düşünelim. Aynı zamanda yarattıklarına mükemmel bir ortam bahşettiğini ve düzen içinde yarattığı bütün yüceliğinden kendi yarattıklarına paylaşma özgürlüğünü verdiğini düşünelim. Bütün bu durum içinde bu Tanrı’nın üzerlerine ufak bir yasaklama getirdiğini ve bu yasağa uymayanların öleceklerini söylediğini farz edelim. Böylesi bir Tanrı kendi yetkisi çiğnendiğinde yaşam armağanı üzerine ceza getiren bir yasaklama koyma hakkına sahip midir?<br />
Şimdi doğru işler yapmayan nankör yaratıkların Tanrı’nın ardında bile bile yasak olanı çiğnediklerini farz edin. Kötülükleri üzerinde yakaladığında onları öldürmek yerine kurtardığını hayal edin. Ataları ilk isyankarlardan olan ve onların isyanları ve itaatsizlikleri yüzünden bütün dünyanın Tanrı&#8217;ya itaatsiz olduğu ve her bir insanın &#8220;Kendi gözünde doğru olanı yaptığı&#8221; (Hakimler 21:25) insanları düşünün. Bu insanlara rağmen Tanrı’nın bu insanları kurtarmadaki kararlılığını ve onlar aracılığı ile bütün dünyayı bereketleyeceği özel bir armağanı karşılıksız olarak bir millete verdiğini düşünün. Tanrı’nın bu halkı yoksulluktan ve zalim Mısır firavunun elinde köle olmaktan kurtardığını; bu ayrıcalıklı milletin özgür kalır kalmaz onları özgür kılan Tanrı&#8217;ya karşı isyan ettiğini, Tanrı&#8217;nın yasasını sürekli olarak çiğnediklerini düşünün.<br />
Bütün bunlara rağmen Tanrı&#8217;nın hala kurtarış konusunda niyetli olduğunu, halkının kendisine dönmesi için yalvarmaları için elçiler gönderdiğini düşünün. Bu insanların ilahi elçileri öldürdüğünü ve getirdikleri mesajları alaya aldıklarını, kendi elleri ile şekil verdikleri taş putlara tapmaya başladıklarını, gerçeğin karşısına kendi oluşturdukları dinleri koyduklarını, Yaratan&#8217;dan ziyade yaratılana taptıklarını düşünün.</p>
<p>En son olarak kurtarma hareketi olarak Kendi Oğlunda Tanrı&#8217;nın Kendisinin beden aldığını, dünyaya yargı için değil, kurtarmak için geldiğini düşünün. Fakat Tanrı Oğlunun reddedildiğini, suçlandığını, alay edildiğini, işkence edildiğini ve öldürüldüğünü düşünün. Buna rağmen O&#8217;nu öldüren kişilerin günahlarının cezaları için Tanrı kendi öz Oğlu&#8217;nun öldürülmesini kabul ettiğini ve Tanrı&#8217;nın Kendi Oğlu&#8217;nun katillerine af, tam bir bağışlama, bütün günahların bağışlanmasından kaynaklanan aşkın bir esenlik, ölüm üzerine zafer ve tam bir mutlulukta sonsuz hayat bahşettiğini düşünün.</p>
<p>Tanrı&#8217;nın acısız, hastalıksız, ölümün ve gözyaşının olmadığı bir gelecek vaadini karşılıksız olarak bu insanlara verdiğini düşünün. Tanrı&#8217;nın bu insanlara &#8220;Sizden beklediğim tek şey var. İstediğim şey biricik Oğlu&#8217;mu yüceltmeniz ve yalnız O&#8217;na tapınıp yalnız O&#8217;na hizmet etmenizdir&#8221; dediğini farz edin. Farzedin ki Tanrı bunların hepsini gerçekten yaptı ve siz buna rağmen &#8220;Tanrı, bu pek iyi değil, yeterli şeyler yapmadın&#8221; demeği düşünür müydünüz?<br />
Eğer insan gerçekten Tanrı&#8217;ya karşı evrensel bir ihanete kalkışmışsa kurtuluş için neden Tanrı&#8217;nın bize sağladığı farklı yollar olsun? Tanrı&#8217;ya karşı evrensel isyanın ışığında, asıl soru neden tek yol olduğu konusunda değil, neden bir başka yolun olmadığı konusunda olmalıdır. Bu soruyu cevaplayacak başka bir yol bilmiyorum.</p>
<p><strong>Yazan:</strong> R.C. Sproul</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/butun-dinler-aynidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

