<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hristiyan Blog &#124; Hristiyanlık ile ilgili bilgiler ve güncel haberler &#187; Reform</title>
	<atom:link href="http://www.hristiyanblog.com/kategori/reform/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hristiyanblog.com</link>
	<description>Hristiyanlık ile ilgili bilgilerin bulunduğu güncel blog</description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Nov 2010 09:33:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>31 Ekim 1517</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/31-ekim-1517/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/31-ekim-1517/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Oct 2010 21:29:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Reform]]></category>
		<category><![CDATA[martin luther]]></category>
		<category><![CDATA[protestan reformu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=905</guid>
		<description><![CDATA[Bugün 31 Ekim 2010. Tam 493 yıl önce 1517 yılında Martin Luther 95 maddelik tezini Wittenberg Kale Kilisesi&#8217;nin kapısına asarak hristiyanlıkta protestan reformunu başlattı. Martin Luther: “Disputatio pro Declaratione Virtutis Indulgentiarum” (Endüljansların Kudretine ve Yararına Dair İfşaatlarla İlgili Münazara) 31 Ekim 1517 Hakikat aşkıyla ve hakikatin temellerini açığa çıkarma arzusuyla saygıdeğer Papaz Martin Luther (serbest [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/10/luther1.jpg" alt="" title="luther" width="207" height="355" class="alignleft size-full wp-image-908" />Bugün 31 Ekim 2010. Tam 493 yıl önce 1517 yılında Martin Luther 95 maddelik tezini Wittenberg Kale Kilisesi&#8217;nin kapısına asarak hristiyanlıkta protestan reformunu başlattı.</p>
<p><strong>Martin Luther:</strong><br />
<em>“Disputatio pro Declaratione Virtutis Indulgentiarum”<br />
(Endüljansların Kudretine ve Yararına Dair İfşaatlarla İlgili Münazara)<br />
31 Ekim 1517</em></p>
<blockquote><p>Hakikat aşkıyla ve hakikatin temellerini açığa çıkarma arzusuyla saygıdeğer Papaz<br />
Martin Luther (serbest sanatlar ve kutsal teoloji Magister’i ve de aynı yerde üniversite<br />
profesörü) önderliğinde Wittenberg’de aşağıdaki önermeler hakkında bir münazara<br />
yapılacaktır. Bu yüzden şahsen Wittenberg’e gelip de sözlü olarak tartışamayacak<br />
olanların fikirlerini yazılı olarak sunmalarını rica etmektedir. Rabbimiz İsa Mesih adına.<br />
Amin.
</p></blockquote>
<p><span id="more-905"></span><br />
1.Rabbimiz ve Efendimiz İsa Mesih “Tövbe Edin”<br />
(Matta 4:17: “İsa vazedip: Tövbe edin, çünkü göklerin melekutu yakındır, demeğe o vakitten başladı.”hakkı kullanabilir.<br />
Buna rağmen suçları affetme hakkı olmadığı düşünülürse, suç tamamıyla affedilmiş sayılmayacaktır.)<br />
diye buyurduğunda, inananların tüm<br />
hayatının tövbe olması gerektiğini istemiştir.<br />
2. Bu söz, rahiplerce icra edilen sakramental tövbe, yani günah çıkarma ve kefaret<br />
ödeme olarak anlaşılamaz.<br />
3. Bununla beraber sadece içsel tövbe demek de değildir. Hayır, bedene dışsal olarak<br />
çeşitli ıstıraplar vermeyen, nefsi köreltmeye yaramayan içsel tövbeler yoktur.<br />
4. O halde [günahın] cezası, insanın kendi kendini yargılaması devam ettiği sürece<br />
bitmeyecektir. Zira bu, hakiki içsel tövbedir ve göklerin melekutuna kavuşmamıza<br />
dek sürecektir.<br />
5. Papa ya şahsen ya da Kilise Kanunu’nun otoritesiyle verdiği cezaların dışındakileri<br />
bağışlayamaz ya da bunları bağışlamak istemez.<br />
6. Papa suçları bağışlarken bunların Tanrı tarafından bağışlandığını ilan edip buna<br />
şahadet etmesi gerekir ve sadece kendi affetme yetkisi dahilindeki hallerde bu<br />
Matta 4:17: “İsa vazedip: Tövbe edin, çünkü göklerin melekutu yakındır, demeğe o vakitten başladı.”<br />
hakkı kullanabilir. Buna rağmen suçları affetme hakkı olmadığı düşünülürse, suç<br />
tamamıyla affedilmiş sayılmayacaktır.<br />
7. Tanrı suçu bağışlarken, kişiyi hem her şeyde mütevazı kılar ve hem de onu kendi<br />
vekili olan rahibin hükmü altına alır.<br />
8. Tövbe usullerine dair Kilise Kanunları sadece yaşayan insanlar için bağlayıcıdır, söz<br />
konusu Kanunlar’a göre hiçbir şey ölmüşlere tatbik edilemez.<br />
9. O halde Papa’nın şahsında teveccüh eden Kutsal Ruh bize karşı müşfiktir, çünkü<br />
saldığı fermanlarda Papa, ölümden ve zorunlu hallerden her seferinde imtina eder.<br />
10. Ölmekte olanların durumunda Araf için de Kanuni kefaret (“Kilise Kanunu” anlamında.) buyuran rahiplerin<br />
yaptıkları bu yüzden cahilce ve fenadır.<br />
11. Kanuni cezanın Araf cezasına dönüştürülmesi fikri, apaçık biçimde görülebileceği<br />
üzere, piskopozlar uyurken ekilip yeşeren yaban dikeni gibidir.<br />
12. Eskiden Kanuni cezalar, hakiki pişmanlığın göstergesi olarak Absolüsyon’dan (“Absolüsyon”: Günahtan bağışlanma sakramenti.)<br />
Esasen, ruhun cismani sınırlarından “mezun” olma işlemi<br />
anlamındadır.<br />
sonra değil önce verilirdi.<br />
13. Ölmekte olanlar bütün cezalardan ölüm dolayısıyla kurtulmuşlardır. Kanuni<br />
kurallara göre onlar, artık ölmüş kabul edilir ve bu nedenle bütün cezalardan<br />
hukuken serbest kalırlar.<br />
14. Ölmekte olanların kusurlu ruh hali ile kusurlu Tanrı aşkı, zorunlu olarak beraberinde<br />
büyük bir korku getirir. Tanrı aşkı ne kadar az ve ruh hali ne kadar kusurlu ise,<br />
korku da o kadar büyük olur.<br />
15. Bu korku ve dehşet, Araf cezasını oluşturmak açısından (başka şeyler hakkında<br />
hiçbir şey söylemiyoruz) tek başına yeterlidir, çünkü bu, ümitsizliğin dehşetine çok<br />
yakındır.<br />
16. Cehennem, Araf ve Cennet arasındaki fark ümitsizlik, yarı ümitsizlik ile güven ve<br />
selamet arasındaki fark kadar birbirinden ayrı gibi.<br />
17. Araf’taki ruhların dehşetin azalmasına ve Tanrı aşkının artmasına ihtiyaç duydukları<br />
açıktır.<br />
18. Ayrıca ne akıl, ne de Kutsal Kitap delilleri onların mükafat kazanabilme ya da Tanrı<br />
aşklarının artabilmesi halinin dışında olduğunu ispat edemeyeceği de aşikardır.<br />
19. Onların ya da en azından bazılarının, kendi selametlerinden emin oldukları ya da<br />
bunun teminat altında olduğunu düşündükleri halde, biz bu hallerden çok emin<br />
olsak da bu hallerin ispat edilemeyeceği aşikardır.<br />
20. Buna göre, bütün cezaların tam bağışlanmasından söz eden Papa, gerçekte bütün<br />
cezaları değil kendisinin hükmettiği cezaları bağışladığını demek istemektedir.<br />
21. Buna göre, Papa’nın bağışlamasıyla bir insanın bütün cezalardan kurtulduğunu ve<br />
selamete erdiğini söyleyen Endüljans vaizleri yanılgı içindedir.<br />
22. Zira Papa, Kanun’a göre bu hayatta ödenmesi gereken hiçbir cezayı Araf’taki ruhlar<br />
için bağışlayamaz.<br />
23. Eğer birinin bütün cezalarını bağışlamak mümkün olsaydı, bunu ancak en<br />
mükemmel insanlar için yapmak mümkün oldurdu, yani en azlar için.<br />
24. Ayrım yapmaksızın ve büyük bir şatafatla yürütülen cezadan kurtulma vaatleri,<br />
insanların büyük bir kısmının mecburen aldatılması anlamına gelir.<br />
25. Papa’nın Araf üzerinde sahip olduğu kudret, herhangi bir piskopozun ya da papazın<br />
özel olarak kendi piskopozluk bölgesindeki ya da cemaati dahilindeki kudretinden<br />
hiçbir farkı yoktur.<br />
26. Papa, anahtarların gücüyle değil de (ki bu konuda o bu güce sahip değildir),<br />
başkası adına yalvararak [Araf’taki] ruhların bağışlanmasını dilediğinde doğru<br />
yapmış olur.<br />
27. Paranın para kutusuna atılmasıyla birlikte ruhun daha o an [Araf’tan] uçup<br />
kurtulduğu sadece bir insan öğretisidir.<br />
28. Paranın para kutusuna atılmasıyla, ancak kârın ve hırsın artacağı kesindir, ama<br />
Kilise’nin başkası adına yalvarmasının bir netice vermesi sadece Tanrı lütfuna<br />
kalmıştır.<br />
29. Araf’taki bütün ruhların oradan parayla kurtulmak istediğini kim bilebilir ki? Örneğin<br />
Aziz Severinus ile Paskalis’in bunu istemedikleri rivayet edilir.<br />
30. Hiç kimse kendi pişmanlığında samimi olup olmadığını bilemez, tam bağışlanmaya<br />
kavuşup kavuşmadığını ise hiç bilemez.<br />
31. Gerçekten tövbekar olan insan çok nadirdir, aynı şekilde gerçekten ve samimiyetle<br />
Endüljans satın alan insan da çok nadirdir.<br />
32. Bağışlanma belgelerine sahip oldukları için kendi selametlerinden emin olanlar,<br />
bunu onlara öğreten üstatlarla birlikte ebediyete kadar mahkum olacaklardır.<br />
33. Papa’nın bağışlanma belgelerinin Tanrı ile insanı uzlaştıran, Tanrı’nın paha biçilemez<br />
bir armağanı olduğunu söyleyenlere karşı ne kadar tetikte olunsa azdır.<br />
34. Zira bu Endüljans lütufları, sakramental kefaretin cezalarıyla ilgilidir, bunlar ise<br />
insanlar tarafından tayin edilmiştir.<br />
35. Araf’tan ruh satın alıp kurtarmak ya da günah çıkarma belgeleri satın almak<br />
isteyenler için pişmanlık beyanının gerekli olmadığını vaazedenler, Hıristiyanca<br />
öğretiyor değildirler.<br />
36. Her hakiki tövbekar Hıristiyan, bağışlanma belgeleri olmadan da cezadan ve suçtan<br />
tamamıyla bağışlanma hakkına sahiptir.<br />
37. Ölü ya da canlı her hakiki Hıristiyan, Mesih’in ve Kilise’nin bütün hayırlarından<br />
payını alır. Bu ona Tanrı tarafından verilmiştir, bağışlanma belgesi olmasa bile.<br />
38. Yine de Papa aracılığıyla bahşedilen bağışlanmalar ve [Kilise’nin rahmet hazinesine]<br />
katılmalar, daha önce de söylediğim gibi, Tanrısal bağışlanmanın ifşaası oldukları<br />
için hiçbir şekilde küçümsenmemelidir.<br />
39. En alim teologlar için bile, halkın karşısında bir yandan Endüljansların bolluğunu,<br />
diğer yandan da pişmanlığın samimiyetini salık vermeleri çok zor olacaktır.<br />
40. Hakiki pişmanlık, cezayı arar ve sever. Fakat Endüljansların bolluğu, sadece<br />
cezaların gevşekliğine ve cezalardan nefret edilmesine, en azından nefret etmek için<br />
[bir vesile oluşturmasına] sebep olur.<br />
41. Papa’nın bağışlamaları dikkatli biçimde vaazedilmelidir, zira aksi halde halk, yanlış<br />
yola saparak, sevginin diğer hayır eserlerine nispetle Endüljansı tercih etmeyi<br />
düşünebilir.<br />
42. Hıristiyanlara; Endüljans satın almanın, diğer merhamet işleri ile hiçbir şekilde<br />
karıştırılmaması gerektiğinin Papa’nın da görüşü olduğu öğretilmelidir.<br />
43. Hıristiyanlara; fakirlere hibe ya da muhtaçlara yardım etmekle, bağışlanma belgesi<br />
satın almaktan daha hayırlı bir şey yaptığı öğretilmelidir.<br />
44. Sevgi, sevginin eserleriyle büyür ve insan böylece hayra erişir. Fakat bağışlanma<br />
belgeleriyle insanlar hayra erişmez, sadece cezadan kısmen serbest kalır.<br />
45. Hıristiyanlara; muhtaç birisini görmezlikten gelerek parasını bağışlanma belgesi<br />
satın almak için harcayanların, Papa’nın Endüljansını değil, Tanrı’nın gazabını satın<br />
almış oldukları öğretilmelidir.<br />
46. Hıristiyanlara; ihtiyaçlarından fazlasına sahip olanlar hariç, aileleri için hayati<br />
öneme sahip olan para ve eşyayı kendilerine ayırmaları ve bunları kesinlikle<br />
bağışlanma belgeleri için harcamamaları öğretilmelidir.<br />
47. Hıristiyanlara; bağışlanma belgelerini satın almanın, bir Tanrı emri değil, serbest<br />
iradenin bir kararı olduğu öğretilmelidir.<br />
48. Hıristiyanlara; bağışlanma belgeleri bahşeden Papa’nın aslında, bu Endüljansların<br />
getirdiği paradan ziyade dualara ihtiyaç duyduğu, bu yüzden de esasen bu duaları<br />
arzuladığı [ve beklediği] öğretilmelidir.<br />
49. Hıristiyanlara; bütün güvenlerini emanet etmedikçe Papa’nın bahşettiği bağışlanma<br />
belgelerinin yararlı, fakat bu belgeler dolayısıyla Tanrı korukularını kaybetmelerinin<br />
ise tamamıyla zararlı olduğu öğretilmelidir.<br />
50. Hıristiyanlara; Papa’nın, Endüljans vaizlerinin kullandığı cebir ve zordan haberi<br />
olsaydı Aziz Petros Kilisesi’ni Mesih’in kuzularının deri, et ve kemikleri üzerine inşa<br />
etmektense onun yanıp kül olmasını yeğleyeceği öğretilmelidir.<br />
51. Hıristiyanlara; Papa’nın asıl arzu ve görevinin, bazı Endüljans avcılarının zorla para<br />
topladıkları pek çok insana zati parasından vermek olduğu, Aziz Petros Kilisesi’ni<br />
bile bu amaç için satıp elde edeceği parayı o muhtaçlara vermek isteyeceği<br />
öğretilmelidir.<br />
52. Bağışlanma belgelerinin selameti güvenceye aldığı beyhude bir düşüncedir, aracılar<br />
ve hatta bizzat Papa ruhunu bu Endüljans için kefil etse bile.<br />
53. Çevre kiliselerde bağışlanma belgelerinin vaaz edilebilmesi için Kilise’de Tanrı<br />
Kelamı’nın susması için uğraşanlar Mesih ve Papa düşmanlarıdır.<br />
54. Aynı vaaz süresi içinde Kelam’a ayrıldığı kadar veya ondan daha fazla bir süreyi<br />
bağışlanma belgelerine ayırmak Tanrı Kelamı’na haksızlık etmektir.<br />
55. Bağışlanma belgesi, ki bu çok küçük bir şeydir, tek bir çanla, tek bir alay ve<br />
seremoni ile kutlanıyorsa; İncil’in, ki bu en büyük olandır, yüz çanla, yüz alayla ve<br />
yüz seremoniyle vaaz edilmesi gerektiği Papa’nın tartışmasız görüşüdür.<br />
56. Papa’nın Endüljansı ihsan ettiği Kilise’nin Rahmet Hazineleri, Mesih halkı tarafından<br />
yeterince bilinmediği gibi, bu Hazinelerin içeriği dahi isimlendirilmemiştir.<br />
57. Hazinelerin fani şeylerden meydana gelmediği aşikardır, zira aksi takdirde vaizlerin<br />
çoğu bu hazineleri bu kadar bol elle dağıtmaz, onları ellerinde biriktirip artırmaya<br />
çalışırlardı.<br />
58. Ayrıca bu Hazineler, Mesih ya da Azizlerin fazilet ve kazanımlarından da meydana<br />
gelmemiştir, zira Papa olmadan bile bu Hazineler kendiliğinden içsel insana inayet,<br />
dışsal insana ise dert, ölüm ve cehennem sağlamaktadır.<br />
59. Aziz Laurentius Kilise Hazinesinin fakirlere ait olduğunu söylerken, bu ifadeyi<br />
çağının anlayışı içinde kullanmıştır.<br />
60. Bu Hazinenin Mesih’in fazileti aracılığıyla armağan edilmiş olan Kilise Anahtarları<br />
olduğunu söylersek cüret etmiş olmayız.<br />
61. Çünkü kendisine tahsis edilmiş olan cezaların ve belirli hallerin affedilmesi için<br />
Papa’nın bizzatihi yeterli ve yetkin olduğu açıktır.<br />
62. Kilise’nin hakiki Hazinesi Tanrı’nın ihtişam ve inayetine dair En Kutsal İncil’dir.<br />
63. Fakat bu Hazine, birinciyi sonuncu yaptığı için doğal olarak çoğunluğun nefretini<br />
kazanmıştır.<br />
64. Öte yandan sonuncuyu birinci yapan Endüljans hazinesi doğal olarak en çok kabul<br />
görendir.<br />
65. Bu yüzden İncil’in Hazineleri geçmişte zenginliğin sahiplerini (“Tanrı sevgisi ve iman sahibi” anlamında.)<br />
avlamak için<br />
kullanılmış ağlardır.<br />
66. Endüljans hazineleri ise, zenginlik sahiplerini (“Mal ve mülk sahibi” anlamında.)<br />
avlamak için kullanılan ağlardır.<br />
67. Vaizlerin büyük bir çığırkanlıkla Endüljansın en büyük lütuf olduğunu dile<br />
getirmeleri gerçekten de bir lütuf, zira bu iyi bir kazanç kapısı.<br />
68. Fakat gerçekte bunlar, Tanrı’nın inayeti ve Haç’ın takvası ile karşılaştırıldığında en<br />
küçük olanlardır.<br />
69. Piskopoz ve papazların Papa’nın Endüljans Komiserleri’ne büyük bir saygıyla izin<br />
verme zorunluluğu vardır.<br />
70. Fakat bundan da fazla olarak, gözlerini daha da çok keskinleştirmek ve kullaklarını<br />
daha da çok açmak zorundadırlar, ki bu Komiserler, Papa’nın vekilliğini vaaz<br />
edecekleri yere kendi saçmalıklarını vaaz etmesinler.<br />
71. Papalığın bağışlanma belgelerinin hakikatine karşı gelenler aforoz edilsin ve<br />
lanetlensinler.<br />
72. Fakat Endüljans vaizlerinin haddini bilmezliğine ve küstahlığına karşı muhafızlık<br />
edenlere kutlu olsun.<br />
73. Papa, bağışlanma belgelerinin ticaretinde çeşitli hileler yapanlara karşı haklı<br />
biçimde hiddetlenip onları aforoz etmektedir.<br />
74. Fakat Papa, bağışlanma belgelerini bahane ederek kutsal sevgi ve hakikatte hile<br />
yapmaya kalkışanlara karşı daha da çok hiddetlenme isteğindedir.<br />
75. Papa’nın Endüljanslarının, Tanrı Doğuran’a (“Tanrı Doğuran” Meryem (theotokhos) anlamındadır.)<br />
karşı bir tecavüzü bile (ki bu<br />
imkansızdır) affedecek kadar güçlü olduğunu sanmak delilikten başka bir şey<br />
değildir.<br />
76. Biz ise buna karşılık, Papa’nın Endüljansının, en küçük bir affedilebilir günahı bile<br />
bizzatihi suçu açısından kaldıramadığını söylüyoruz.<br />
77. Denmektedir ki, Aziz Petros şimdi Papa olsaydı daha fazla inayet ihsan etmesi<br />
mümkün olamazdı. Bu, Aziz Petros’a ve Papa’ya karşı bir küfürdür.<br />
78. Biz ise buna karşılık, mevcut Papa’nın ve genel olarak bütün Papaların daha da<br />
büyük inayetleri tasarruflarında bulundurduklarını söylüyoruz. Bu inayet İncil’dir:<br />
Korintoslular’a Birinci Mektup 12’de yazılmış olduğu üzere: “Şifa veren ruhsal<br />
bağışlar ve yetenekler”<br />
(Korintoslulara Birinci Mektup: “Ruhsal bağışlar çeşit çeşittir, ama onları sağlayan Ruh aynıdır.” (12:4). “Yine<br />
aynı Ruh aracılığıyla birine iman, o tek Ruh’la başkasına hastaları iyi etmek için ruhsal bağışlar verilir. Birine<br />
mucizeler oluşturan güçlü işler, başkasına peygamberlik, başkasına ruhları ayırt edebilme yeteneği, başkasına<br />
çeşitli diller, başkasına da yabancı dilleri çevirme yeteneği verilir. Bunların tümünü tek ve aynı Ruh etkiler;<br />
istemi uyarınca herkese ayrı ayrı dağıtır.” (12:9-11).)<br />
vs.<br />
79. [Endüljans vaizlerince tertip edilip Kilise’lere yerleştirilen] Papalık armasıyla tezyin<br />
edilerek öncelikli bir yere asılmış olan bir Endüljans Haçının Mesih Haç’ı ile eşit<br />
değerde olduğunu söylemek küfürdür.<br />
80. Böyle şeylerin halk arasında yayılmasına neden olan vaazlara izin veren piskopoz,<br />
papaz ve teologlar mutlaka hesap vereceklerdir.<br />
81. Bu küstah Endüljans vaazları yüzünden okumuş adamların bile, Papa’nın saygısına<br />
karşı iftirada bulunanları engellemeleri ve hatta Laik’lerin kurnaz şüphelerinden<br />
kurtarmaları zorlaştırmaktadır.<br />
82. Örneğin:<br />
(Burada söz konusu iftiralara ve “kurnaz şüpheler”e örnekler vermektedir.)<br />
Kilise’yi inşa etmek için kullandığı hayırsız para uğruna, yani çok da<br />
geçerli olmayan bir nedenle, sonsuz sayıda ruhu selamete kavuşturduğuna göre,<br />
kutsal sevgi aşkına ve Araf’taki ruhların acil ihtiyaçları dikkate alındığında, yani<br />
gerçekten geçerli bir nedenle, Papa niçin Araf’ı bütün ruhlardan boşaltmıyor?<br />
83. Yahut: Endüljans’la selamete kavuşmuş olanlar için dua etmek yanlışsa eğer,<br />
ölmüşlerin cenaze törenlerine ve seneyi devriye törenlerine niçin devam ediliyor?<br />
Ayrıca ölmüşler adına kurulan vakıfların iade edilmesine ya da kapatılmasına izin<br />
verilmiyor?<br />
84. Yahut: Tanrı ve Papa karşısındaki bu yeni dindarlık nasıl bir şeydir ki, kafir ve<br />
düşman bir adama Tanrı dostu bir inananın ruhunu Araf’tan satın alarak onu<br />
kurtarma izni veriliyor da, bu inanan ve mahbubun ruhu kendi ihtiyacı dolayısıyla<br />
saf sevgi aşkına serbest bırakılmıyor?<br />
85. Yahut: Fiilen ve kullanılmaya kullanılmaya bizzatihi iptal edilmiş sayılan Kilise’nin<br />
Tövbe Kanunları niçin kaldırılmıyor da, hala Endüljansların ihsan edilmesi<br />
neticesinde para karşılığında bunlardan doğan cezalardan (sanki bu Kanun daha<br />
geçerliymişçesine) bağışlanma sağlanıyor?<br />
86. Yahut: Şimdiki zenginliği en zengin para babalarından daha çok olan Papa, sadece<br />
Aziz Petros Kilisesi’ni fakir inananların parası yerine kendi parasıyla inşa ettirmiyor?<br />
87. Yahut: Papa zaten tam tövbe ederek tüm günahlarının cezalarından bağışlanmaya<br />
ve kutsal Hazineden tam paydaşlığa hak kazanmış olanların nesini bağışlamakta<br />
veya neyin paydaşlığını ihsan etmektedir?<br />
88. Yahut: Papa şimdi tek bir defa yaptığını günde yüz defa yapsa ve her inanana bu<br />
bağışlanmaları ve paydaşlıkları ihsan etse, Kilise’ye bundan daha büyük bir kutsiyet<br />
gelebilir miydi?<br />
89. Papa bağışlanma belgelerini para kazanmak için değil de ruhları selamete<br />
kavuşturmak için ihsan ettiğinden, aynı etkiye sahip oldukları halde bundan önce<br />
ihsan edilmiş olan Endüljansları ve bağışlanma belgelerini niçin iptal etmektedir?<br />
90. Laik’lerin bu hoş olmayan argümanlarını ve şüphelerini sadece cebren bastırmak ve<br />
makul argümanlar göstermeden bunlardan kaçınmak, Kilise’yi ve Papa’yı<br />
düşmanlarının alay konusu haline getirmekte, Hıristiyanların ise mutsuz olmasına<br />
neden olmaktadır.<br />
91. Bu halde bağışlanmalar Papa’nın ruhuna ve düşüncesine uygun biçimde vaaz<br />
edilseydi eğer, bütün bu şüpheler kolayca çözümlenecek, hatta ortaya bile<br />
çıkmayacaktı.<br />
92. O zaman şu [yalancı] peygamberlere lanet olsun ki, Hıristiyanlara “Barış, Barış”<br />
derler de aslında barış değildir.<br />
93. Öte yandan şu [gerçek] peygamberlere kutlu olsun ki, Hıristiyanlara “Haç, Haç”<br />
derler de aslında [dert olup taşınması gereken] bir haç değildir.<br />
94. Hıristiyanların cezalar, ölümler ve cehennemden geçerek başları olan Mesih’i takip<br />
etme hususunda gayretkeş olmaları öğütlenmeli;<br />
95. ve yalancı bir ruhani teminatla kendilerini teselli edecekleri yerde pek çok ıstırap<br />
yaşayarak Göklerin Melekutu’na varmaları hususundan emin olmaları gerektiği<br />
söylenmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/31-ekim-1517/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>John Calvin’in Yaşamı</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/john-calvin-biyografi/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/john-calvin-biyografi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 22:05:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Reform]]></category>
		<category><![CDATA[biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[john calvin]]></category>
		<category><![CDATA[kalvin]]></category>
		<category><![CDATA[kalvinizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=413</guid>
		<description><![CDATA[John Calvin 10 Temmuz 1509&#8242;da Fransa&#8217;nın Noyon kentinde doğdu. Gramer ve dil konusunda Maturius Corderius&#8217;un gözetmenliğinde Paris&#8217;te eğitim aldı ve Montaign Koleji&#8217;nde İspanyol bir profesörden felsefe dersleri aldı. Genç Calvin&#8217;in yaşamı daha çok, Noyon Psikoposu&#8217;nun yardımcısı olan babası tarafından kontrol edilmekteydi. Her ne kadar Calvin kendisini sıradan insanlardan birisi olarak tanımlasa da, babası oldukça hırslı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/11/johncalvin.jpg" alt="john calvin" title="john calvin" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-414" /><br />
John Calvin 10 Temmuz 1509&#8242;da Fransa&#8217;nın Noyon kentinde doğdu. Gramer ve dil konusunda Maturius Corderius&#8217;un gözetmenliğinde Paris&#8217;te eğitim aldı ve Montaign Koleji&#8217;nde İspanyol bir profesörden  felsefe dersleri aldı. Genç Calvin&#8217;in yaşamı daha çok, Noyon Psikoposu&#8217;nun yardımcısı olan babası tarafından kontrol edilmekteydi. Her ne kadar Calvin kendisini sıradan insanlardan birisi olarak tanımlasa da, babası oldukça hırslı bir kişiydi. Oğlunun entellektüel ve zeka bakımından arkadaşlarından bir hayli farklı olduğunu farkeden babası, onun aristokrat bir ailenin gözetiminde eğitim almasını istedi. Bu eğitim için genç Calvin, Montmore ailesinin gözetimine bırakıldı. Bu ailenin yanındaki eğitimini tamamladıktan sonra Calvin, Sorbonne Üniversitesi&#8217;ne gitti. Calvin&#8217;in babası, oğlunun bir gün rahip olacağını ve gençliğinden beri açıkça herkes tarafından görülen yetenekleriyle Katolik Kilisesi&#8217;nde önemli bir pozisyona yükseleceğini umut ediyordu. Bir süre sonra Calvin&#8217;in babası bu yöndeki planlarını değiştirmeye başladı. Avukatların rahiplerden çok daha fazla para kazandıklarını gördüğünde, oğlunun bütün çalışmalarını bırakıp bir hukuk fakültesinde okumasını istedi. <span id="more-413"></span>Calvin, isteksiz de olsa babasının sözünü dinleyerek Paris&#8217;in en seçkin hukuk fakültelerinden birisinde eğitimine başladı. Ancak Calvin, hayatının bu döneminde yaşamının geri kalanında gerçekten ne yapmak istediği konusunda kendisine sorular sormaya başlamıştı. Aslında ne bir rahip ne de bir avukat olmak istiyordu. Calvin&#8217;in istediği tek şey, bir ilim adamı olarak kitap yazmak ve insanların bu kitapları okuduklarını bilmekti. Calvin yaklaşık 23 yaşlarındayken, Romalı Stoacı filozof Seneca&#8217;nın yazdığı De Clementia (Merhamet Üzerine) adlı kitap üzerine bir yorum kitabı yazdı. Kitabın konusunun ve içeriğinin üst düzeyde bir dilde yazılması nedeniyle Calvin bu kitaptan elde edeceğini umduğu ünü elde edememişti.  </p>
<p>Calvin yazdığı kitaplarda hemen hemen kendisinden hiç bahsetmezdi. Bu yüzden Calvin&#8217;in nasıl iman ettiği konusunda elimizdeki tek bilgi, Mezmurlar üzerine yazdığı yorum kitabının önsözünde bulunmaktadır. Calvin burada kendisi hakkında şunları söylemektedir: “Hırslı ve kendim için bir ad kazanmak üzere çıktığım bu yolculukta devam ederken, Tanrı yolumu başka bir yöne çevirdi ve bana beklenmedik bir iman verdi”. Calvin&#8217;in yüreğindeki bu değişimin tarihi tam olarak tesbit edilemese de, 1532 yılından olduğu tahmin edilmektedir. 1534 yılında Calvin, babasının onun eğitim masraflarını karşılaması için atamış olduğu Katolik Kilisesi&#8217;ndeki görevinden istifa etti ve aldığı maaşı tamamen geri çevirdi. Babasının ölümü üzerine Noyon&#8217;a geri dönen Calvin, burada bir süre kaldıktan sonra tekrar Paris&#8217;e geri döndü.  </p>
<p>Paris Üniversitesi&#8217;nin rektörlüğüne Nicholas Cop atanmıştı. Cop, rektörlüğüne başlayacağı ilk günde bir konuşma yapmak için kürsünün arkasına geçti. Calvin&#8217;in hazırladığı tahmin edilen bu konuşmanın içeriği ve konuşmanın en sonunda “insan sadece lütuf aracılığı ile aklanır” sözü dinleyenler üzerinde bir soğuk duş etkisi yarattı. Böylece birçok kişi Nicholas&#8217;ın Protestan olduğunu anladı. Nicholas hiçbir zaman görevine başlayamadı çünkü bu konuşmayı yaptıktan sonra hayati tehlike nedeniyle sürekli kaçmak zorunda kaldı. Bu olay üzerine Sorbonne halkı ve Parlamento, Protestanlara ve özellikle Calvin&#8217;e karşı cephe aldılar. Tüm yetkililer Calvin&#8217;i aramaya başlamışlardı. Bir akşam kapısında birçok polis ve yetkili gören Calvin, arka pencereden atlayarak kaçtı ve 1533 yılından beri bir kaçak olarak yaşayarak acil olarak Paris&#8217;i terketmek zorunda kaldı. Calvin 1534 yılı içerisinde Paris&#8217;e geri döndü ve “Ölen ruhların bir çeşit uykuda oldukları” öğretisine karşı bir yazı yazdı. Bu yazısı üzerine önceki seferden daha da sert bir tepkiyle karşılaştı ve Fransa&#8217;yı terketmesi istendi. Ardından Calvin Basel&#8217;e gitti ve burada İbranice eğitimini tamamladıktan sonra ölümsüz eseri “Hristiyan İnancının Temelleri” (Institutes of Christian Religion) adlı kitabının ilk baskısını yayınladı. Calvin bu kitabı, inançları henüz tam olarak sistematize edilmemiş Protestanlar&#8217;ı bilgilendirmek ve uğrunda ölünen bu imanın nelerden oluşması gerektiğini açıklamak için yazmıştı.  Bu eseri Fransa Kralı I. Francis&#8217;e adadıktan sonra, Fransa&#8217;da imanları yüzünden öldürülen Protestanlar&#8217;ın inançlarını açıklayan başka bir savunma yazdı.  </p>
<p>Fransa&#8217;daki durumu göz önüne aldığında Calvin, amaçlarını yerine getirebilmek için rahatça kitaplarını yazabileceği ve çalışabileceği bir yere ihtiyacı olduğuna karar verdi. Bunun için en uygun yerin ise Strazburg olduğunu biliyordu. Fakat Strazburg&#8217;a giden sınır yollarının kapatılmış olduğunu gören Calvin, Cenevre&#8217;den geçerek kente varma amacındaydı. Cenevre&#8217;de sadece bir gece kalmayı düşünüyordu fakat Reformist bir teolog olan William Farrel, Calvin&#8217;in şehre geldiğinden haberdar edilmişti. Calvin&#8217;le görüşen Farrel ona, “Senin kesinlikle Cenevre&#8217;de kalman gerekir. Senin yardımına ihtiyacım var” dedi. Fakat Calvin kararlı bir şekilde “Hayır!Ben Strazburg&#8217;a gidip kitap yazmaktan başka birşey düşünmüyorum” dedi. Farrel, Calvin&#8217;in inatçılığına ve Cenevre&#8217;yi terketme isteğine o kadar kızdı ki sonunda ona, “Eğer Strazburg&#8217;a gidersen, Tanrı bütün çalışmalarını lanetleyecektir” dedi.  </p>
<p>Cenevre&#8217;de kalmaya karar veren Calvin, şehir komitesi tarafından hem kilise görevine hem de üniversitede teoloji profesörlüğüne atandı. Her ne kadar Cenevre şehir komitesi Protestanlık lehine düşünüyor olsa da, halk hala Katolik&#8217;ti. Bu nedenle Calvin&#8217;i kimse sevmiyor ve ona zulmetmek için ellerinden gelen her fırsatı kollluyorlardı. Calvin sokakta yürürken köpeklerini onun peşinden salıyor, hayvanlarına Calvin adını veriyorlardı. Bazen de gecenin ilerleyen saatlerinde insanlar Calvin&#8217;in penceresinin altında silahlarını ateşliyor, evini taşlıyorlardı. 1547 yılında bir gün vaaz vermek için kürsüye çıktığında bir tehdit mektubu gördü. Mektupta, eğer şehri terketmezse en yakın zamanda öldürüleceği yazıyordu. Bunlar sadece Katolikler&#8217;le olan sorunlardı. Oysa bir de Protestanlar&#8217;la olan sorunlar vardı. Cenevre&#8217;de bulunan Protestanlar arasında daha büyük gruplaşmalar vardı. Calvin, Protestanlar arasındaki bu çatışmanın tam ortasında kalmıştı. Belki de genç bir pastörün başına gelebilecek en kötü şey Calvin&#8217;in başına gelmişti. Düşmanlarından bir tanesi onun hakkında asılsız bir haber yaymaya başladı. Bu haber, aslında Calvin&#8217;in gizliden gizliye Tanrı&#8217;yı reddeden bir kişi olduğuydu. Calvin bu konuda kendisini savunmak zorundaydı fakat kendisini ne kadar savunduysa bu dedikodu da o kadar çok yayıldı. Cenevre&#8217;de geçirdiği bu birkaç yıl Calvin için çok zor geçmişti. Calvin&#8217;in Cenevre&#8217;ye gelişinden sonra herşey o kadar kötüye gitmişti ki, en sonunda şehir komitesi William Farrel ve Calvin&#8217;in Cenevre&#8217;den ayrılmalarını ve geri dönmemelerini istediler.  </p>
<p>Calvin Cenevre&#8217;den ayrıldıktan sonra Strazburg&#8217;taki Fransız bir imanlı topluluğunun pastörü olarak çalışması için davet edildi. Burada diğer bir ünlü teolog olan Martin Bucer ile tanıştı.Strazburg, Avrupa&#8217;da imanları yüzünden zulüm gören Protestanlar&#8217;ın sığındıkları ilk şehirdi. Şehrin önde gelen pastörleri Bucer ve Capito&#8217;ydu. Şehrin pazar yerinde Luther, Reformasyon, Kutsal Kitap&#8217;ın yeni çevirisi gibi konular konuşuluyor, hemen hemen her gün halka açık dersler veriliyordu.  </p>
<p>Calvin bu şehirde durmadan çalışmaya devam etti. Üniversitede teoloji dersleri veriyor, haftada 4 kez vaaz veriyor ve kilise işleriyle ilgileniyordu. Hristiyan İnancının Temelleri adlı kitabını altı bölümden 17 bölüme kadar çıkarmıştı. Calvin bu dönemde, kendisinden devamlı eşşiz bir yardımcı ve mükemmel bir eş diye bahsettiği Idelette De Bure ile tanışıp evlendi. Ancak Calvin, evliliğinin ilk 52 haftasının 45 haftasında, kilise hizmetini yapabilmek için evde yoktu.</p>
<p>Cenevre Komitesi, 1541 yılında yeni bir kararla Calvin&#8217;i tekrardan geri çağırdı. Calvin isteksiz de olsa Cenevre&#8217;ye geri döndü. Fakat şehir komitesine kilise yapısıyla ilgili bazı şartlar öne sürdü.  </p>
<p>Calvin kilisede bu düzenlemeleri yaparak bir anlamda Presbiteryenliğin kurucusu konumuna gelmiş sayılabilir. Calvin yalnızca Cenevre&#8217;deki kiliseyi organize etmekle kalmadı, aynı zamanda başka şeyler de yaptı. Bu yaptıkları genelde insanların pek fazla bilmediği türden şeylerdi. Tüm Avrupa&#8217;da Protestanlar&#8217;a baskı yapılıyordu ve bu baskıdan kaçmak isteyenlerin sığındıklar şehirlerden birisi de Cenevre&#8217;ydi. Calvin bu sığınmacılara nasıl yardım edebileceği konusunda düşünüyor ve onlar için kaygı çekiyordu. Yüreğindeki bu istekle, Cenevre&#8217;ye gelen yabancıları orada yaşayan yerli halkla kaynaştırmak, birleştirmek için bazı çalışmalara başladı. Onlara yiyecek, kalacak yer ve para sağlamaya çalıştı. Bulabildiği kadar onlara iş buluyor, gelen sığınmacı ve yetim çocuklar için ise sığınma evleri açtırıyordu. Calvin mektuplarından birisinde özel olarak ilgilendiği yaşlı bir kadından bahseder. Bu yoğun hayat temposu içerisinde Calvin, her sabah saat 5&#8242;te bu kadının yatağının başına gelerek ona Kutsal Kitap okurdu. Mektuplarında bu yaşlı kadının ölümden nasıl korktuğunu anlatır. Calvin, Kutsal Kitab&#8217;ın sözleriyle ve kendi düşünceleriyle bu kadına esenlik vermeye, rahatlatmaya çalışırdı. Yazmış olduğu aynı mektupta bir pastörün sorumluluklarından bahsederken şu sözleri de ekledi : “Bizler ağlayanlarla ağlamalıyız. Bunun anlamı şudur: Eğer bizler Hristiyansak, komşularımızın üzüntülerini paylaşmalıyız ve onların gözyaşlarına isteyerek ortak olmalıyız. Onları rahatlatmalıyız”.  Mektuplarındaki bu sözlerden Calvin&#8217;in gerçekten topluluğu ile nasıl derin bir iletişim içinde olduğunu anlayabiliriz. </p>
<p>Bir başka mektubu da, Fransa&#8217;da müjdeyi duyuran bir grup gence, Katolikler tarafından yakalanıp hapse atıldıkları sırada yazmıştı. Bu 5 genç mahkemeye çıkarılıp ölüm cezasına çarptırılmışlardı. Calvin bir anlamda bu mektubu onları rahatlatmak ve teşvik etmek için yazmıştı. Bu mektubu, onların öleceklerini bilerek, yüreği bununla dolu bir şekilde yazmıştır. Calvin bu gençleri, ne pahasına olursa olsun imanlarında güçlü kalmaları için teşvik eder. Bir başka yazdığı mektupta ise doğal bir afet sonucu eşini kaybeden bir kişiyi teselli etmeye çalışır. Calvin şöyle der: “Kardeşim, senin neler hissettiğini çok iyi biliyorum çünkü ben de eşimi kaybettim. Böylesine güç zamanlarda bizleri teselli eden tek şey, Tanrı&#8217;nın yüceliğine ve iyiliğine bakmaktır”. Calvin, Idelette De Bure ile 10 yıl mutlu bir evlilik yaşar fakat bu süre sonunda sevgili Idelette&#8217;ni kaybeder. Idelette&#8217;in Calvin&#8217;le olan evliliğinden bir oğlu olur fakat bu çocuk doğum esnasında hayatını kaybeder. Calvin bu olayı, “çok acı ve derin bir yara” olarak tarif etmesine rağmen, “Rab bize böylesine büyük bir acı verdi. Fakat O da bir Baba&#8217;dır ve bu yüzden çocukları için en iyisinin ne olduğunu O bilir” demiştir. İki yıl sonra bir kızları olur fakat bu çocuklarını da yüksek ateşten dolayı kaybederler. Ardından üçüncü bir çocukları olur fakat onu da aynı şekilde ölüm beklemektedir. Calvin ve Idelette, bütün bu acıların ortasında Rab&#8217;be hizmet etmeye ve O&#8217;nun yüceliği için hayatlarından vazgeçmeye hazır bir şekilde yola devam etmektedirler. Bütün bu olanların üzerine Papa yanlıları Calvin hakkında, “ Bu alçak, Idelette ile evlendi. Bu güzel kadın en verimli olduğu dönemde olmasına rağmen, bu adi adamın adı yeryüzünde daha fazla bulunmasın diye ona bir çocuk veremedi”. diyorlardı.  </p>
<p>Avrupa&#8217;da Michael Servetus adında sapkın öğretilere inanan bir kişi vardı. Servetus üçlübirliği reddediyordu ve bu inancını  belirten iki kitap yazmıştı. Servetus bu inancı yüzünden vatanı İspanya&#8217;dan kaçmak zorunda kalmıştı. Fransa&#8217;ya geldiğinde Katolikler Servetus&#8217;u yakalayarak hapse atmışlar ve daha sonra mahkemede yargılayarak Tanrı&#8217;ya karşı küfretme suçundan dolayı ölüm cezasına çarptırmışlardı. Fakat bu kişi her nasılsa hapishaneden kaçmayı başararak Cenevre&#8217;ye gitmişti. Bir gün Calvin kilisede vaaz verirken, vaazın tam ortasında Servetus içeriye girdi ve kim olduğu anlaşılır anlaşılmaz yakalandı. Protestanlar da Servetus&#8217;u Katolikler kadar sevmiyorlardı. Böylece Servetus, yargılanmak üzere bir mahkemeye çıkarıldı. Calvin de uzman tanık olarak bu mahkemeye çağrıldı. Daha önce geçen 15 yılda Servetus&#8217;un Calvin&#8217;e bazı mektuplar yazmış olduğu ve bu mektuplarında Calvin&#8217;le fikir çatışmasına girmek istediği ortaya çıkmıştı. İşte bu nedenle Calvin, Servetus&#8217;un öğretisinin ne olduğunu çok iyi biliyordu. Servetus herşeye rağmen üçlübirliğe karşı olan inancında ısrar etti ve herkesin önünde bunu kabul etmediğini açıkça belirtti. Bu mahkeme süresince Calvin, Servetus&#8217;a yol göstermek niyetindeydi. Onunla müjdeyi paylaşarak, içinde bulunduğu yanlıştan onu kurtarmaya çalıştı fakat Servetus her seferinde bunu reddetti. Mahkemenin son duruşmasında hakim, Servetus&#8217;u ölüm cezasına çarpttırdı. Calvin, inanılmaz bir merhamet ve acıma duygusuyla hakime giderek; ölüm cezasının kaldırılmasını, daha farklı bir ceza ile cezalandırılmasını istedi. Calvin&#8217;in bu isteği hakim tarafından reddedildi ve Servetus, Cenevre&#8217;de diri diri yakılarak öldürüldü.  </p>
<p>Calvin&#8217;in Katolik yetkililerden kaçarak Fransa&#8217;ya gittiği dönemlerde Servetus ona bir mektup göndererek buluşmak ve neden üçlübirliğe inandığını kendisine açıklamasını istemişti. Calvin o gün hayatını tehlikeye atarak Servetus&#8217;la buluşmak üzere Paris&#8217;e gitti. Fakat Servetus randevuya gelmemişti. Buradan da anlaşılacağı üzere Calvin, Servetus&#8217;u kazanmak için tekrar tekrar çaba sarfetmişti. Reform&#8217;a veya Calvinizm&#8217;e karşı çıkanların Calvin&#8217;in adını kötülemek için kullandıkları bu olayda aslında Calvin&#8217;in hemen hemen hiç rolü yoktur. Calvin&#8217;in argümanlarını ve teolojisini beğenmeyip, çürütemeyenler her zaman “Calvin, Servetus&#8217;u yaktı!” diye bağırmaya devam edeceklerdir. Fakat tarih bize tamamen farklı bir şey söylemektedir. Yukarıda anlatılanlara ek olarak verilebilecek başka bir yararlı bilgi de, Calvin&#8217;in Cenevre&#8217;de vatandaş statüsünde bile olamamasıdr. Bu yüzden Servetus&#8217;un yakılmasını istese bile bu yönde oy kullanma yetkisine de sahip değildi. Daha önce şiddetli bir şekilde kovulduğu bu şehirde böylesine bir yetkiye sahip olduğu söylenemez.   </p>
<p>Bütün bu skandallar, dedikodular ve suçlamaların ortasında Calvin Rab&#8217;be bütün yaşamını sunmaya devam ediyordu. Hristiyan İnancının Temelleri kitabını 7 kez yazdı ve 6 bölümden 80 bölüme kadar genişletti. Bu kitabı 3 kez Fransızcaya çevirdi. Cenevre&#8217;de yaşamış olan ve Calvin&#8217;i çok yakından tanıyan bir kişi şöyle demişti: “Gece ve gündüz, Rab&#8217;bin önünde bir an bile çalışmayı bırakmadı”. Cenevre, Calvin&#8217;in bunca yoğun çalışmaları neticesinde ahaki yapısını gerçekten de değiştirmişti. Calvin 1536 yılında Cenevre&#8217;ye geldiğinde bu kent, genelevleri ve birahaneleri ile meşhurdu. Calvin şehre geldikten sonra fahişeler genelevleri bırakmaya ve insanlar artık içki içerek sarhoş oldukları bu birahanelere uğramamaya başlamışlardı. Cenevre&#8217;de çok büyük bir değişim yaşanmıştı ve insanlar Tanrı Sözü&#8217;nün vaaz edilmesi altında yaşamaya çağrılıyorlardı.Bir zamanlar Sodom ve Gomorra gibi olan bu şehir şimdi yeni bir Yeruşalem&#8217;e dönmüştü. İskoç Reformcu John Knox, Kraliçe I. Mary&#8217;nin zulmünden kaçarak Cenevre&#8217;ye gelmişti. Knox, bu şehirdeki Tanrı sevgisine ve tanrısallığa hayran kalmıştı. Arkadaşlarına yazdığı mektupta şunları yazmıştı:  </p>
<p>“Elçilerin yaşadıkları günden itibaren dünya üzerinde kurulmuş olan en mükemmel Mesih&#8217;in okulu burasıdır. Diğer yerlerde de Mesih&#8217;in vaaz edildiğini biliyorum ama ben daha önce dünya üzerindeki hiçbir yerde davranış şekillerinin, hayat biçimlerinin ve dinin böylesine içtenlikle değiştirildiğine tanık olmamıştım”  </p>
<p>Calvin aktif bir misyoner ve kilise kurucusuydu. Çoğu kişinin görüşü, “Calvinistler önceden belirlenmişliğe inandıklarından, müjdecilikle ilgilenmemeleri normaldir” şeklindedir. Fakat Calvin bunun tam tersini söylemiştir : “Tanrı insanları seçtiğinden dolayı, bizler Tanrı&#8217;nın bu yüce görevine katılmalıyız. Çünkü bu seçilmişlik aracılığıyla insanların Mesih&#8217;e gelecekleri ümidi vardır”. Calvin yazmış olduğu “Hristiyan İnancının Temelleri” adlı kitabında da bu soruya cevap verir: “Seçilmişlik ya da önceden belirlenmişlik öğretisinin içerisinde yüce görevi yerine getirme kavramı var mıdır?” Kitapta Calvin şöyle der: “Bizler, bu seçilmişlerin arasında kimler olduğunu bilemediğimiz için tanıştığımız herkesi sahip olduğumuz kurtuluşu ve esenliği paylaşmaya çağırıyoruz”  </p>
<p>18 .yüzyılda yaşamış ve Amerika&#8217;daki “Büyük Uyanış”ın en önemli iki baş karakteri olan George Whitefield ve Jonathan Edwards&#8217;da Calvinisttiler. Bu inanışla Amerika&#8217;nın doğu sahili de dahil olmak üzere baştan aşağı bütün eyaletleri gezerek vaaz verdiler ve müjdeyi duyurdular. Bunun sonucunda da binlerce kişi Mesih&#8217;e geldi.  </p>
<p>10 yıllık süre içerisinde Cenevre&#8217;ye gelen göçmenlerle birlikte kentin nüfusu ikiye katlandı. 1550 yılının başlarında Calvin&#8217;in ortaya attığı bir görüşe göre her sığınmacı kendi ülkesine geri dönmeli ve Kutsal Kitap&#8217;a uygun olarak Müjde&#8217;yi ülkesinde yaymalıydı. Calvin ve beraberindeki pastörler bir plan yaptılar. Sadece insanları Fransa&#8217;ya geri göndermekle kalmayıp, önce eğitimleriyle ilgilendiler. Calvin ve öğrencileri arasındaki ilişkileri o denli yakındı ki, bu kişiler eğitimlerini tamamlayıp ülkelerine döndükten sonra aradan yıllar geçmiş olsa da, mektuplar aracılığıyla Calvin&#8217;e danışır ve ondan fikir alırlardı. Calvin&#8217;in yaşamının sonuna kadar Fransa&#8217;daki müjdecilik hareketlerinde çok büyük bir artma olmuştu. 1555 yılında Fransa&#8217;da birçok kilise kurulmuştu. 1559 yılına gelindiğinde bu kiliselerin sayısı yaklaşık 100&#8242;ü bulmuştu. 1562 yılına gelindiğinde ise bu kiliselerin sayısı tam olarak 2150&#8242;ye varmıştı. Fransa&#8217;da kurulan kiliseler inanılmaz bir hızla büyümeye başlamışlardı. Bu kiliseleri kuranlardan biri Calvin&#8217;e bir mektup yazarak şunları demişti: “Tanrı öylesine olağanüstü yollardan çalıştı ki, bizler artık 4000-5000 kişiye vaaz vermek zorunda kalıyoruz”. Montpellier&#8217;den Calvin&#8217;e gelen başka bir mektupta da, “ Rab&#8217;bin müjdesini duymak isteyen o kadar çok kişi var ki, artık Pazar günleri toplam 5000-6000 kişiye vaaz veriyoruz”. Calvin Avrupa&#8217;daki birçok farklı ülkeye müjdeciler yetiştirdi ve gönderdi. Bu ülkelerin arasında İtalya, Hollanda, Macaristan, Polonya, İngiltere, İskoçya, İspanya da bulunmaktaydı. Brezilya&#8217;da kurulan ilk topluluklar da Calvin&#8217;in atayarak gönderdiği pastörlerin çalışmalarının sonucunda oluşmuşlardı. Calvin yazdığı bir mektupta tüm bunları neden yaptığını şöyle özetlemektedir:  </p>
<p><em>“Bizler elimizden gelen bütün çabayı göstererek Tanrı&#8217;nın yüceltilmesi için gayret etmeliyiz; öyle ki tüm dünya O&#8217;nun önünde toplansın. Gerçek bir Hristiyan&#8217;ın içinde her zaman diğerlerini de Mesih&#8217;e çekme arzusu olacaktır. Bu bir Hristiyan&#8217;ın sorumluluğudur! Bizler Mesih hakkında bilmemiz gereken şeyleri sadece kendimize saklamak için değil ama tüm bu gerçeklerin Mesih&#8217;i tanımayan kişilerce de bilinmesine çaba göstermeliyiz. Tanrı&#8217;nın görkemini ve iyiliğini her bir ulusa bildirmek bizim görevimizdir”  </em></p>
<p>Calvin haftada 5 kez vaaz veriyor, üniversitede öğretiyor, kilise sorunlarıyla ilgileniyor, kitap ve tüm Kutsal Kitap üzerine yorum kitapları yazıyordu. Her gün yalnızca 5 saat uyuyan, kronik hastalıklara sahip olan ve Tanrı&#8217;nın görkemi için devamlı çalışan bedeni artık son nefesini vermeye yaklaşıyordu. Ölüm döşeğinde yatarken bile Hezekiel  kitabı üzerinde yazdığı yorum kitabını bitirmekle uğraşırken, yakın arkadaşı Theodore Beza, “Yeter artık, lütfen gücünü harcama, çok hastasın” diye onu uyardığında Calvin, “ Rab beni almak için geldiğinde, beni tembel ve boş otururken görmesini mi istersin” dedi. 27 Mayıs 1564&#8242;te Hezekiel yorum kitabını tam olarak bitiremeden Calvin, görkemi için aşağılandığı, zulüm gördüğü, kendisini inkar ettiği ve hayatından vazgeçtiği Tanrısıyla buluşmak üzere 55 yaşında gözlerini yaşama kapadı. Calvin&#8217;den kurtulmak isteyen ve ona karşı derin bir nefret besleyen Papa IV. Pius onun hakkında şunları söyledi :  </p>
<p>“Bu heretik için para hiçbir zaman çekici olmadı. Eğer böyle hizmetkarlarım olsaydı, hükümdarlığım kıtadan kıtaya yayılırdı”.  </p>
<p>John Calvin&#8230; 1509-1564&#8230;<br />
<em><br />
Çeviren: Yüce Kabakçı<br />
Bu yazı www.yucelutuf.com&#8217;un izniyle yayınlanmaktadır.<br />
Kullanmak, dağıtmak ve çoğaltmak isteyenler yucelutuf@gmail.com&#8217;a mail atabilirler.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/john-calvin-biyografi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Reformasyon Dönemi</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/reformasyon-donemi/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/reformasyon-donemi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2010 20:57:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Reform]]></category>
		<category><![CDATA[protestan reformu]]></category>
		<category><![CDATA[reformasyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=365</guid>
		<description><![CDATA[Diğer ülkelerin aksine en az can kaybı olan, sıkıntının en az olduğu ülke İskoçya&#8217;da, reform gerçeğinin John Knox&#8217;un yönetimi altında yapıldığını görüyoruz. İyi bir vaiz olmasına rağmen Calvin gibi iyi bir düşünür olmayan Knox, önceleri bir Roma Katolik rahibiydi. Roma kilisesi tarafından öldürülen Protestan George Wishart&#8217;ın etkisinde kalıyor. Katolik yanlıları Fransızlar tarafından Saint Andrew kalesinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/10/reformasyon.jpg" alt="reformasyon" title="reformasyon" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-366" /><br />
Diğer ülkelerin aksine en az can kaybı olan, sıkıntının en az olduğu ülke İskoçya&#8217;da, reform gerçeğinin John Knox&#8217;un yönetimi altında yapıldığını görüyoruz. İyi bir vaiz olmasına rağmen Calvin gibi iyi bir düşünür olmayan Knox, önceleri bir Roma Katolik rahibiydi. Roma kilisesi tarafından öldürülen Protestan George Wishart&#8217;ın etkisinde kalıyor. Katolik yanlıları Fransızlar tarafından Saint Andrew kalesinin işgaliyle bir seneden fazla esir kalan Knox, beden ile ruhun çekişmesini, dünya ile olan mücadelesini deneyimliyor. Mary&#8217;nin hükümranlığı sırasında, Franfurt&#8217;a gidiyor ve buradaki Anglikan taraftarlarıyla kendi tutucu püritan görüşlerin çekiştiğini görüyoruz. Vaazlerinde, kadınların yönetici olamayacağını söylemesi, Calvin&#8217;in bile şaşırmasına neden oluyor.<span id="more-365"></span> Bu, reformasyonu yerleştirmesinde bir zorluktu onun için. 1559&#8242;da İskoç İnanç açıklamasını oluşturuyor. Westminster standartlarının uyumlanana kadar bu inanç açıklaması kullanılıyor. 1572&#8242;de ölen Knox, bütün görüşlerini Calvin&#8217;den alıyor ki; devlet ve din ilişkilerinde, kadınlar konusunda ayrıma düşüyor onunla.</p>
<p><em>Püritanizm nedir ? Öncüleri kimlerdir ? Bugüne kadar reformasyonun gelişiminin özeti.</em><br />
Püritanizmin sözlük anlamı: Püritan görüşleri doktrini (1). Püritanizmin tarih içerisinde almış olduğu evrim ve çeşitlilik, Püritanizme dair monist bir tanımlama getirmeyi güçleştirmektedir. Ünlü tarihçi Christopher Hill&#8217;in dediği gibi &#8221; Püriten &#8221; sözcüğü birçok yalnış anlama ve karıştırmayla hastalıklı bir hal almıştır. Öyleyse, öncelikle Püritanizmin karakterinde varolan bu çeşitlilik çözümlenmeye çalışılmalıdır (2). 16 ve 17. yüzyıllarda, 1. Elizabeth&#8217;in İngiliz kilisesinde başlattığı reformist harekete karşı çıkan, kendini &#8221; saflığı &#8221; aramak olarak tanımlayan bir Protestan doktrin ve ibadet şeklidir (3). 16. yüzyılda, M. Luther ve J. Calvin&#8217;in öncülüğünde Katolik kilisesine ve Papa&#8217;nın otoritesine karşı girişilen Reform hareletinin sonucunda doğmuştur ( 1529 ).</p>
<p>Püritanizmin atası Protestanlık diyorsak, öncüleri: Luther, Calvin, Zwingli, Bucer, Knox&#8217;dur. 16. yy. Avrupa&#8217;sında reform hareketi ( öze dönüş hareketi ) özellikle Zürih&#8217;de Ulrich Zwingli, Strazburg&#8217;da Martin Bucer, Cenevre&#8217;de John Calvin, Wittenberg&#8217;de Martin Luther önderliğinde yayılmaya başladı. Episkopal ve papalık sistemini kabul etmeyen İskoçyalı Protestanlar, Presbiteryen sistemi oluşturdular. İlahiyatçı John Knox&#8217;un çalışmalarıyla Prespiteryenlik İskoçya&#8217;da güçlendi (4). Reformun ilkeleri, Rotterdamlı Erasmus tarafından atılmıştır ( 1466 ). İngiltere&#8217;de John Colet ve Sir Thomas More ile birlikte çalıştı. 1517&#8242;de, Luther&#8217;in 95 maddelik tezini Wittenberg kilise kapısına çakması ile de başlamıştır. Almanya&#8217;da reform, farklı akımlara yol açtı. Zwingli, Zürih&#8217;de oluşturduğu dinsel yönetim çevresinde; devleti ve kiliseyi Tanrı&#8217;ya hizmet amacıyla birleştirdi. Calvin tarafından Basel&#8217;in takibinde Cenevre&#8217;de sınandı. 1534&#8242;de başta kral 8. Henry&#8217;nin bulunduğu Anglikan kilisesi kuruldu. Protesto hareketinin yaygınlık kazanması, reformasyonun ve çeşitli kiliselerin doğmasıyla sonuçlanmıştır.<br />
<strong><a href="http://www.hristiyan.gen.tr/forum/reformasyon-donemi-t138.html">DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN!</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/reformasyon-donemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aydınlanma Çağı ve Romantizm</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/aydinlanma-cagi-ve-romantizm/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/aydinlanma-cagi-ve-romantizm/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 18:02:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Reform]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlanma çağı]]></category>
		<category><![CDATA[katolik]]></category>
		<category><![CDATA[protestan]]></category>
		<category><![CDATA[reform hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[romantizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=26</guid>
		<description><![CDATA[Büyük Bölünme: Aydınlanma Çağı ve Romantizm 16. yy&#8217;daki Reformasyon hareketi, kilisede &#8221; büyük bölünmeye &#8221; yol açmıştır. Evet! Kilisede, gerçek bir bölünme yaşanmıştır. Hristiyan Kilisesi, Katolikler ve Protestanlar; Protestanlar da, Reformcular, Lutherciler, Anglikanlar, Anabaptistler vb. olarak bölünmüştür. Ancak genelde verilen adla &#8221; büyük bölünme &#8220;, büyük aydınlamayla 18. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu yazının devamını okumak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-27" title="Aydınlanma Çağı" src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/08/aydinlanmacagi.jpg" alt="Aydınlanma Çağı" width="541" height="200" /><br />
Büyük Bölünme: Aydınlanma Çağı ve Romantizm<br />
16. yy&#8217;daki Reformasyon hareketi, kilisede &#8221; büyük bölünmeye &#8221; yol açmıştır. Evet! Kilisede, gerçek bir bölünme yaşanmıştır. Hristiyan Kilisesi, Katolikler ve Protestanlar; Protestanlar da, Reformcular, Lutherciler, Anglikanlar, Anabaptistler vb. olarak bölünmüştür. Ancak genelde verilen adla &#8221; büyük bölünme &#8220;, büyük aydınlamayla 18. yüzyılda ortaya çıkmıştır.<br />
<a href="http://www.hristiyan.gen.tr/forum/buyuk-bolunme-aydinlanma-t142.html">Bu yazının devamını okumak için burayı tıklayın!</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/aydinlanma-cagi-ve-romantizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

