
Aslında insan Tanrı konusunda yalnızca iki seçeneÄŸe sahiptir. O zaman bize düşen sadece iki seçenek bulunmaktadır. Yaratılmış olarak ya Tanrı’yı yüceltip O’ndan sonsuza kadar zevk almak ya da bunun tam aksini yapmak. Bunun ikisi arasında olabilecek, durulabilecek her hangi bir yer yoktur.
Biz yolda yürürken, gezerken, çalışırken, otururken, kalkarken, ibadet ederken, dua ederken hep O muhteÅŸem hükümranın yarattığı, tamamladığı yeryüzünde, göğün altındayız. Ve kısacası aslında hepimiz O’na ait olduÄŸumuz için herkesin böylesi bir tek hükümranın önünde diz çökmekten ve O’na yücelik vermekten baÅŸka çıkar yolu yoktur. Ve böyle bir hükümranın, “Mesih Rab’dir” diye bize ilan ettiÄŸi müjdesinin ardı sıra gitmekten baÅŸka da aslında yolumuz yoktur.
Tanınan bir ilahiyatçı olan B.B Warfield, özellikle Hristiyan inancının Reform geleneÄŸine öncülük eden Calvin’in açıkladığı Kutsal Kitap öğretiÅŸleri üzerinde dururken, Tanrı’ya tam bir baÄŸlılığın ve tam bir güvenin dua için en iyi duruÅŸ olduÄŸunu ve bunun tam, tek doÄŸru ve kalbe ait bir inanç ve din olduÄŸunu ifade etmektedir. Ve buradan bizi hemen İncil’deki o iyi bilinen anlatıma götürür. Bu anlatımında Mesih İsa, vergi görevlisiyle Ferisinin dualarını, dua yüreklerini, tavır ve davranışlarını karşılaÅŸtırmaktadır:
“Kendi doÄŸruluklarına güvenip baÅŸkalarına tepeden bakan bazı kiÅŸilere İsa ÅŸu benzetmeyi anlattı: ‘Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kiÅŸi dua etmek üzere tapınaÄŸa çıktı. Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: ‘Tanrım, öbür insanlara soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere ya da ÅŸu vergi görevlisine benzemediÄŸim için sana şükrederim. Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.’ Vergi görevlisi ise uzakta durdu, gözlerini göğe kaldırmak bile istemiyordu, ancak göğsünü döverek, ‘Tanrım, ben günahkara merhamet et’ diyordu.
“Size ÅŸunu söyleyeyim, Ferisi deÄŸil, bu adam aklanmış olarak evine döndü. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir” (Luk. 18:914).
Ferisi örneklemesinde, o dönemin çok tutucu bir din önderinin aslında kendisinin pek de farkında olmadan yaptığı o önemli hatalar dile getirilmektedir. Bu dini önder ne yazık ki, kendisini tam doÄŸru bir dindar görürken bencillik, kendini beÄŸenmiÅŸlik, gurur, baÅŸarı, kendinden tatmin olmak gibi bir takım hal ve hareketleri üzerinde taşımaktadır. Aslında bu örnekteki Ferisi kendisini Tanrı’yla en yakın kiÅŸi olarak deÄŸerlendirmektedir. Oysa iÅŸin aslı ve hatta görünüşü sanki kendisinin Tanrı’ya ihtiyacı yokmuÅŸ da, Tanrı’nın kendisine ihtiyacı varmış gibi bir görünüştür.
Vergi mültezimiyse o dönemde Roma için vergi toplamasından ötürü zaten halkın, İsrail’in hor gördüğü bir kiÅŸidir ve burada Tanrı’nın hoÅŸnut olduÄŸu kiÅŸi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü o, gerçekten samimi bir biçimde Tanrı’ya baÄŸlı olarak, yürekten dua etmekte ve hatta günahlılığının farkında, gözlerini bile Rab’be kaldıramamaktadır.
Bu örnekle Mesih İsa’nın söylemek istediÄŸi yürekten, samimi, gerçekler üzerine bina edilmiÅŸ bir imanın esas, gerçek ve kabul gören, Tanrı’yı hoÅŸnut eden bir iman olduÄŸudur.
Warfield de, Mesih İsa’nın söylemek istediÄŸinden hareketle, doÄŸru bir biçimde dua eden her bir samimi Hristiyan’ın bu vergi toplayıcısının durumunda olduÄŸunu dile getirmektedir. Tanrı böyle bir imanla yaklaÅŸan ve gerçekten samimiyetle ibadet eden bir imanlıdan hoÅŸnut olmaktadır. Mesih İsa’nın sözleri bize zaten bunu açıkça göstermektedir. Yalnız Warfield’in örneÄŸinde biraz daha geniÅŸ bir söylem dikkatimizi çekmektedir; samimi bir imanlının bu dua duruÅŸunun aslında yaÅŸamın her noktasında olması gerektiÄŸini vurgulamaktadır.
Kısacası Mesih İsa’ya samimi iman eden, O’nu kurtarıcısı ve Rab’bi olarak kabul eden ve O’nun hükümranlığının, muhteÅŸemliÄŸinin farkındalığı içinde yaÅŸayan imanlının her iÅŸinde, davranışında, kısacası yaÅŸamında O’nu yüceltmeye ve O’ndan zevk almaya devam etmesi gerekmektedir. ÇoÄŸumuz ne yazık ki, dua anında gerçekten yürekten, gönlümüzün derinliklerinde Rab’bimizle konuÅŸuruz, O’na yürek40 ten yaklaşırız ama diz üstünden kalktıktan sonra adeta artık baÅŸka insan olmuÅŸuzdur. Reform geleneÄŸinde Tanrı hükümranlığını, krallığını, görkemini anlayan samimi bir Mesih inanlısı, samimi bir Hristiyan içinse durum aslında oldukça farklı olmalıdır. O sinemaya giderken, televizyon izlerken, çalışırken, hatta eÄŸlenirken bile yine Tanrı’yı yüceltmek ve O’nun varlığından, yaratılmış olmaktan, O’nun görkeminden zevk almak durumundadır. Bu, hayat boyu ibadet, hayat boyu dua, hayat boyu Rab’bin tahtının önünde saniye saniye sürdürülen bir yaÅŸam anlamındadır.
Kısacası, bu anlayıştaki kiÅŸi için yaÅŸam bir ibadettir. Yalnız bu dünyadan kaçarak, manastıra kapanarak, sürekli dudakların ezbere dualar mırıldadığı ve insanları inanan inanmayan diye ayıran, ona kötü, buna imansız diye damga vuran radikal, bencil, gururlu bir dindarlık hayatı deÄŸildir. Bu, yaratılmış olmanın gerçekten farkına varan, Tanrı’nın yarattığı her ÅŸeyin ne kadar iyi olduÄŸunu gören, izlediÄŸi bir tiyatrodan, dinlediÄŸi güzel bir müzikten ve o muhteÅŸem Sanatçı’nın varlığından zevk alan bir biçimde yaÅŸam sürmektir. Tanrı’nın Mesih İsa’ da saÄŸladığı kurtarışı bütün bir yaÅŸam boyu saniye saniye hissetmek ve yaÅŸamaktır. Ve bu, ancak göksel bir lütuf olarak Tanrı tarafından verilmekte ve Tanrı tarafından sunulmaktadır. Bu herkese nasip olmayacağı için, buna sahip olanlar bir baÅŸka coÅŸkuyu, bir baÅŸka sevinci de paylaÅŸmaktadırlar. Lütfün deÄŸerini çok daha fazla algılamakta ve çok daha fazla bu lütfün üzerine titremektedirler.
Yazan: Rev. Prof. Robert Lynn
Yorumlar
Yorum yapın Geri izleme