Hristiyan Yaşantısının Amacı

Hristiyan olduğum ilk zamanlarda, Hristiyan topluluğunun üyeleriyle tanıştırılmıştım. Çok geçmeden benden, Tanrı’yla her gün belirli bir vakit geçirmem, Kutsal Kitabı okuyup dua etmem beklendiğini anladım. Kilise’ye gitmem bekleniyordu. Artık küfür etmeyerek, içki ve sigara içmeyerek ya da bunun benzeri şeyleri yapmayarak inancımı belli etmem bekleniyordu. Kutsal Kitabın sözünü ettiği doğruluğun bunun çok ötesinde bir şey olduğundan haberim yoktu. Buna rağmen, çoğu yeni Hıristiyan gibi, bu şeylere önem vermeyi öğrendim. Kişisel mektuplarım yeni bir biçim almıştı. Yeni Antlaşma mektuplarından alıntılar gibilerdi sanki. Çok geçmeden, güncelik konuşmalarımda Hıristiyan türü laf kalabalıkları yapmayı da öğrenmiştim. Artık hiçkimseye birşey “söylemiyordum”, yanlızca onlarla “paylaşıyordum”. Her iyi şey, “bereket” oldu, ve artık cümlelerime basmakalıp ruhsal sözler serpiştirmekten kendimi alıkoyamıyordum.
Tabi çok geçmeden anladım ki Hristiyan yaşantısı, gündelik dua zamanlarından ve kutsanmış kelimelerden çok daha öte bir kavramdı. Tanrı’nın daha fazlasını istediğini anladım. İmanımda ve itaatimde olgunlaşmamı, sütü aşıp, et yememi arzuluyor Tanrı. Ayrıca farkettim ki, Hristiyan dili hem Hristiyan olmayan hem de Hristiyanlar için anlamsız bir iletişim biçimidir. Gerçek tanrısallığı bulmaktan çok konuşmalarımda bir ayetin cümle yapısını taklit etmekle ilgilendiğimi anladım.
Devamını okumak için tıklayın!