<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hristiyan Blog &#124; Hristiyanlık ile ilgili bilgiler ve güncel haberler</title>
	<atom:link href="http://www.hristiyanblog.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hristiyanblog.com</link>
	<description>Hristiyanlık ile ilgili bilgilerin bulunduğu güncel blog</description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Nov 2010 09:33:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>Irak&#8217;ta Kiliseye Baskın: 52 Ölü, 67 Yaralı</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/irakta-hristiyan-olduruldu/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/irakta-hristiyan-olduruldu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Nov 2010 14:21:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[ırak]]></category>
		<category><![CDATA[katliam]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=910</guid>
		<description><![CDATA[İslamcı Militanlar Irak&#8217;ta kilise bastı ve bir çok kişiyi rehin aldı. Güvenlik güçleri bu duruma müdahale etse de en az 52 kişi öldü, 67 kişi ise yaralandı. Akşam ibadetinde yaklaşık 100 kişi bulunuyordu. O sırada Bağdat Kilisesine giren militanlar, kilisenin pastörüne saldırarak onu öldürdü. Daha sonra saldırganlar El-Kaide militanlarının hapisten çıkarılması için ve hristiyan olup [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/11/iraqchristians.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-911" title="ırak kilisesi" src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/11/iraqchristians.jpg" alt="" width="256" height="180" /></a>İslamcı Militanlar Irak&#8217;ta kilise bastı ve bir çok kişiyi rehin aldı. Güvenlik güçleri bu duruma müdahale etse de en az 52 kişi öldü, 67 kişi ise yaralandı. Akşam ibadetinde yaklaşık 100 kişi bulunuyordu. O sırada Bağdat Kilisesine giren militanlar, kilisenin pastörüne saldırarak onu öldürdü. Daha sonra saldırganlar El-Kaide militanlarının hapisten çıkarılması için ve hristiyan olup Mısır&#8217;a giden 2 kadının kendilerine verilmesi için istekte bulundu. Daha önce müslüman olan 2 kadın, iman ettikten sonra Mısır&#8217;a sığınmıştı. Mısır kilisesi hristiyan olan kadınları teröristlere vermek istemiyor ve onları saklıyor. Militanlar, Mısır ve Irak kiliselerinin bu kadınları kendilerine vermemesi durumunda kilisedeki kadınlara saldıracaklarını ve onları alıkoyacaklarını duyurdu.</p>
<p>Tüm bu tehditlere rağmen Mısır hükümeti önlem almamakta ısrarcı. Sadece olanlardan mutsuz olduklarını belirten yetkili polis birimleri, kiliselere herhangi bir koruma sağlamıyor. Dolayısıyla kiliselerdeki insanların hayatları tehlikede. Lütfen dua ederken Ortadoğu&#8217;da hristiyanların çektikleri acıları ve oradaki kiliselerin zor durumlarını hatırlayın.</p>
<blockquote><p>O zaman sizi sıkıntıya sokacak, öldürecekler. Benim adımdan ötürü bütün uluslar sizden nefret edecek. -Matta 24:9</p>
<p>Evet, öyle bir saat geliyor ki, sizi öldüren herkes Tanrı`ya hizmet ettiğini sanacak. Bunları, Baba`yı ve beni tanımadıkları için yapacaklar. Bunları size şimdiden bildiriyorum. Öyle ki, saati gelince bunları size söylediğimi hatırlayasınız. Başlangıçta bunları size söylemedim. Çünkü sizinle birlikteydim.”  -Yuhanna 16:2-4</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/irakta-hristiyan-olduruldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>31 Ekim 1517</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/31-ekim-1517/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/31-ekim-1517/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Oct 2010 21:29:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Reform]]></category>
		<category><![CDATA[martin luther]]></category>
		<category><![CDATA[protestan reformu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=905</guid>
		<description><![CDATA[Bugün 31 Ekim 2010. Tam 493 yıl önce 1517 yılında Martin Luther 95 maddelik tezini Wittenberg Kale Kilisesi&#8217;nin kapısına asarak hristiyanlıkta protestan reformunu başlattı. Martin Luther: “Disputatio pro Declaratione Virtutis Indulgentiarum” (Endüljansların Kudretine ve Yararına Dair İfşaatlarla İlgili Münazara) 31 Ekim 1517 Hakikat aşkıyla ve hakikatin temellerini açığa çıkarma arzusuyla saygıdeğer Papaz Martin Luther (serbest [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/10/luther1.jpg" alt="" title="luther" width="207" height="355" class="alignleft size-full wp-image-908" />Bugün 31 Ekim 2010. Tam 493 yıl önce 1517 yılında Martin Luther 95 maddelik tezini Wittenberg Kale Kilisesi&#8217;nin kapısına asarak hristiyanlıkta protestan reformunu başlattı.</p>
<p><strong>Martin Luther:</strong><br />
<em>“Disputatio pro Declaratione Virtutis Indulgentiarum”<br />
(Endüljansların Kudretine ve Yararına Dair İfşaatlarla İlgili Münazara)<br />
31 Ekim 1517</em></p>
<blockquote><p>Hakikat aşkıyla ve hakikatin temellerini açığa çıkarma arzusuyla saygıdeğer Papaz<br />
Martin Luther (serbest sanatlar ve kutsal teoloji Magister’i ve de aynı yerde üniversite<br />
profesörü) önderliğinde Wittenberg’de aşağıdaki önermeler hakkında bir münazara<br />
yapılacaktır. Bu yüzden şahsen Wittenberg’e gelip de sözlü olarak tartışamayacak<br />
olanların fikirlerini yazılı olarak sunmalarını rica etmektedir. Rabbimiz İsa Mesih adına.<br />
Amin.
</p></blockquote>
<p><span id="more-905"></span><br />
1.Rabbimiz ve Efendimiz İsa Mesih “Tövbe Edin”<br />
(Matta 4:17: “İsa vazedip: Tövbe edin, çünkü göklerin melekutu yakındır, demeğe o vakitten başladı.”hakkı kullanabilir.<br />
Buna rağmen suçları affetme hakkı olmadığı düşünülürse, suç tamamıyla affedilmiş sayılmayacaktır.)<br />
diye buyurduğunda, inananların tüm<br />
hayatının tövbe olması gerektiğini istemiştir.<br />
2. Bu söz, rahiplerce icra edilen sakramental tövbe, yani günah çıkarma ve kefaret<br />
ödeme olarak anlaşılamaz.<br />
3. Bununla beraber sadece içsel tövbe demek de değildir. Hayır, bedene dışsal olarak<br />
çeşitli ıstıraplar vermeyen, nefsi köreltmeye yaramayan içsel tövbeler yoktur.<br />
4. O halde [günahın] cezası, insanın kendi kendini yargılaması devam ettiği sürece<br />
bitmeyecektir. Zira bu, hakiki içsel tövbedir ve göklerin melekutuna kavuşmamıza<br />
dek sürecektir.<br />
5. Papa ya şahsen ya da Kilise Kanunu’nun otoritesiyle verdiği cezaların dışındakileri<br />
bağışlayamaz ya da bunları bağışlamak istemez.<br />
6. Papa suçları bağışlarken bunların Tanrı tarafından bağışlandığını ilan edip buna<br />
şahadet etmesi gerekir ve sadece kendi affetme yetkisi dahilindeki hallerde bu<br />
Matta 4:17: “İsa vazedip: Tövbe edin, çünkü göklerin melekutu yakındır, demeğe o vakitten başladı.”<br />
hakkı kullanabilir. Buna rağmen suçları affetme hakkı olmadığı düşünülürse, suç<br />
tamamıyla affedilmiş sayılmayacaktır.<br />
7. Tanrı suçu bağışlarken, kişiyi hem her şeyde mütevazı kılar ve hem de onu kendi<br />
vekili olan rahibin hükmü altına alır.<br />
8. Tövbe usullerine dair Kilise Kanunları sadece yaşayan insanlar için bağlayıcıdır, söz<br />
konusu Kanunlar’a göre hiçbir şey ölmüşlere tatbik edilemez.<br />
9. O halde Papa’nın şahsında teveccüh eden Kutsal Ruh bize karşı müşfiktir, çünkü<br />
saldığı fermanlarda Papa, ölümden ve zorunlu hallerden her seferinde imtina eder.<br />
10. Ölmekte olanların durumunda Araf için de Kanuni kefaret (“Kilise Kanunu” anlamında.) buyuran rahiplerin<br />
yaptıkları bu yüzden cahilce ve fenadır.<br />
11. Kanuni cezanın Araf cezasına dönüştürülmesi fikri, apaçık biçimde görülebileceği<br />
üzere, piskopozlar uyurken ekilip yeşeren yaban dikeni gibidir.<br />
12. Eskiden Kanuni cezalar, hakiki pişmanlığın göstergesi olarak Absolüsyon’dan (“Absolüsyon”: Günahtan bağışlanma sakramenti.)<br />
Esasen, ruhun cismani sınırlarından “mezun” olma işlemi<br />
anlamındadır.<br />
sonra değil önce verilirdi.<br />
13. Ölmekte olanlar bütün cezalardan ölüm dolayısıyla kurtulmuşlardır. Kanuni<br />
kurallara göre onlar, artık ölmüş kabul edilir ve bu nedenle bütün cezalardan<br />
hukuken serbest kalırlar.<br />
14. Ölmekte olanların kusurlu ruh hali ile kusurlu Tanrı aşkı, zorunlu olarak beraberinde<br />
büyük bir korku getirir. Tanrı aşkı ne kadar az ve ruh hali ne kadar kusurlu ise,<br />
korku da o kadar büyük olur.<br />
15. Bu korku ve dehşet, Araf cezasını oluşturmak açısından (başka şeyler hakkında<br />
hiçbir şey söylemiyoruz) tek başına yeterlidir, çünkü bu, ümitsizliğin dehşetine çok<br />
yakındır.<br />
16. Cehennem, Araf ve Cennet arasındaki fark ümitsizlik, yarı ümitsizlik ile güven ve<br />
selamet arasındaki fark kadar birbirinden ayrı gibi.<br />
17. Araf’taki ruhların dehşetin azalmasına ve Tanrı aşkının artmasına ihtiyaç duydukları<br />
açıktır.<br />
18. Ayrıca ne akıl, ne de Kutsal Kitap delilleri onların mükafat kazanabilme ya da Tanrı<br />
aşklarının artabilmesi halinin dışında olduğunu ispat edemeyeceği de aşikardır.<br />
19. Onların ya da en azından bazılarının, kendi selametlerinden emin oldukları ya da<br />
bunun teminat altında olduğunu düşündükleri halde, biz bu hallerden çok emin<br />
olsak da bu hallerin ispat edilemeyeceği aşikardır.<br />
20. Buna göre, bütün cezaların tam bağışlanmasından söz eden Papa, gerçekte bütün<br />
cezaları değil kendisinin hükmettiği cezaları bağışladığını demek istemektedir.<br />
21. Buna göre, Papa’nın bağışlamasıyla bir insanın bütün cezalardan kurtulduğunu ve<br />
selamete erdiğini söyleyen Endüljans vaizleri yanılgı içindedir.<br />
22. Zira Papa, Kanun’a göre bu hayatta ödenmesi gereken hiçbir cezayı Araf’taki ruhlar<br />
için bağışlayamaz.<br />
23. Eğer birinin bütün cezalarını bağışlamak mümkün olsaydı, bunu ancak en<br />
mükemmel insanlar için yapmak mümkün oldurdu, yani en azlar için.<br />
24. Ayrım yapmaksızın ve büyük bir şatafatla yürütülen cezadan kurtulma vaatleri,<br />
insanların büyük bir kısmının mecburen aldatılması anlamına gelir.<br />
25. Papa’nın Araf üzerinde sahip olduğu kudret, herhangi bir piskopozun ya da papazın<br />
özel olarak kendi piskopozluk bölgesindeki ya da cemaati dahilindeki kudretinden<br />
hiçbir farkı yoktur.<br />
26. Papa, anahtarların gücüyle değil de (ki bu konuda o bu güce sahip değildir),<br />
başkası adına yalvararak [Araf’taki] ruhların bağışlanmasını dilediğinde doğru<br />
yapmış olur.<br />
27. Paranın para kutusuna atılmasıyla birlikte ruhun daha o an [Araf’tan] uçup<br />
kurtulduğu sadece bir insan öğretisidir.<br />
28. Paranın para kutusuna atılmasıyla, ancak kârın ve hırsın artacağı kesindir, ama<br />
Kilise’nin başkası adına yalvarmasının bir netice vermesi sadece Tanrı lütfuna<br />
kalmıştır.<br />
29. Araf’taki bütün ruhların oradan parayla kurtulmak istediğini kim bilebilir ki? Örneğin<br />
Aziz Severinus ile Paskalis’in bunu istemedikleri rivayet edilir.<br />
30. Hiç kimse kendi pişmanlığında samimi olup olmadığını bilemez, tam bağışlanmaya<br />
kavuşup kavuşmadığını ise hiç bilemez.<br />
31. Gerçekten tövbekar olan insan çok nadirdir, aynı şekilde gerçekten ve samimiyetle<br />
Endüljans satın alan insan da çok nadirdir.<br />
32. Bağışlanma belgelerine sahip oldukları için kendi selametlerinden emin olanlar,<br />
bunu onlara öğreten üstatlarla birlikte ebediyete kadar mahkum olacaklardır.<br />
33. Papa’nın bağışlanma belgelerinin Tanrı ile insanı uzlaştıran, Tanrı’nın paha biçilemez<br />
bir armağanı olduğunu söyleyenlere karşı ne kadar tetikte olunsa azdır.<br />
34. Zira bu Endüljans lütufları, sakramental kefaretin cezalarıyla ilgilidir, bunlar ise<br />
insanlar tarafından tayin edilmiştir.<br />
35. Araf’tan ruh satın alıp kurtarmak ya da günah çıkarma belgeleri satın almak<br />
isteyenler için pişmanlık beyanının gerekli olmadığını vaazedenler, Hıristiyanca<br />
öğretiyor değildirler.<br />
36. Her hakiki tövbekar Hıristiyan, bağışlanma belgeleri olmadan da cezadan ve suçtan<br />
tamamıyla bağışlanma hakkına sahiptir.<br />
37. Ölü ya da canlı her hakiki Hıristiyan, Mesih’in ve Kilise’nin bütün hayırlarından<br />
payını alır. Bu ona Tanrı tarafından verilmiştir, bağışlanma belgesi olmasa bile.<br />
38. Yine de Papa aracılığıyla bahşedilen bağışlanmalar ve [Kilise’nin rahmet hazinesine]<br />
katılmalar, daha önce de söylediğim gibi, Tanrısal bağışlanmanın ifşaası oldukları<br />
için hiçbir şekilde küçümsenmemelidir.<br />
39. En alim teologlar için bile, halkın karşısında bir yandan Endüljansların bolluğunu,<br />
diğer yandan da pişmanlığın samimiyetini salık vermeleri çok zor olacaktır.<br />
40. Hakiki pişmanlık, cezayı arar ve sever. Fakat Endüljansların bolluğu, sadece<br />
cezaların gevşekliğine ve cezalardan nefret edilmesine, en azından nefret etmek için<br />
[bir vesile oluşturmasına] sebep olur.<br />
41. Papa’nın bağışlamaları dikkatli biçimde vaazedilmelidir, zira aksi halde halk, yanlış<br />
yola saparak, sevginin diğer hayır eserlerine nispetle Endüljansı tercih etmeyi<br />
düşünebilir.<br />
42. Hıristiyanlara; Endüljans satın almanın, diğer merhamet işleri ile hiçbir şekilde<br />
karıştırılmaması gerektiğinin Papa’nın da görüşü olduğu öğretilmelidir.<br />
43. Hıristiyanlara; fakirlere hibe ya da muhtaçlara yardım etmekle, bağışlanma belgesi<br />
satın almaktan daha hayırlı bir şey yaptığı öğretilmelidir.<br />
44. Sevgi, sevginin eserleriyle büyür ve insan böylece hayra erişir. Fakat bağışlanma<br />
belgeleriyle insanlar hayra erişmez, sadece cezadan kısmen serbest kalır.<br />
45. Hıristiyanlara; muhtaç birisini görmezlikten gelerek parasını bağışlanma belgesi<br />
satın almak için harcayanların, Papa’nın Endüljansını değil, Tanrı’nın gazabını satın<br />
almış oldukları öğretilmelidir.<br />
46. Hıristiyanlara; ihtiyaçlarından fazlasına sahip olanlar hariç, aileleri için hayati<br />
öneme sahip olan para ve eşyayı kendilerine ayırmaları ve bunları kesinlikle<br />
bağışlanma belgeleri için harcamamaları öğretilmelidir.<br />
47. Hıristiyanlara; bağışlanma belgelerini satın almanın, bir Tanrı emri değil, serbest<br />
iradenin bir kararı olduğu öğretilmelidir.<br />
48. Hıristiyanlara; bağışlanma belgeleri bahşeden Papa’nın aslında, bu Endüljansların<br />
getirdiği paradan ziyade dualara ihtiyaç duyduğu, bu yüzden de esasen bu duaları<br />
arzuladığı [ve beklediği] öğretilmelidir.<br />
49. Hıristiyanlara; bütün güvenlerini emanet etmedikçe Papa’nın bahşettiği bağışlanma<br />
belgelerinin yararlı, fakat bu belgeler dolayısıyla Tanrı korukularını kaybetmelerinin<br />
ise tamamıyla zararlı olduğu öğretilmelidir.<br />
50. Hıristiyanlara; Papa’nın, Endüljans vaizlerinin kullandığı cebir ve zordan haberi<br />
olsaydı Aziz Petros Kilisesi’ni Mesih’in kuzularının deri, et ve kemikleri üzerine inşa<br />
etmektense onun yanıp kül olmasını yeğleyeceği öğretilmelidir.<br />
51. Hıristiyanlara; Papa’nın asıl arzu ve görevinin, bazı Endüljans avcılarının zorla para<br />
topladıkları pek çok insana zati parasından vermek olduğu, Aziz Petros Kilisesi’ni<br />
bile bu amaç için satıp elde edeceği parayı o muhtaçlara vermek isteyeceği<br />
öğretilmelidir.<br />
52. Bağışlanma belgelerinin selameti güvenceye aldığı beyhude bir düşüncedir, aracılar<br />
ve hatta bizzat Papa ruhunu bu Endüljans için kefil etse bile.<br />
53. Çevre kiliselerde bağışlanma belgelerinin vaaz edilebilmesi için Kilise’de Tanrı<br />
Kelamı’nın susması için uğraşanlar Mesih ve Papa düşmanlarıdır.<br />
54. Aynı vaaz süresi içinde Kelam’a ayrıldığı kadar veya ondan daha fazla bir süreyi<br />
bağışlanma belgelerine ayırmak Tanrı Kelamı’na haksızlık etmektir.<br />
55. Bağışlanma belgesi, ki bu çok küçük bir şeydir, tek bir çanla, tek bir alay ve<br />
seremoni ile kutlanıyorsa; İncil’in, ki bu en büyük olandır, yüz çanla, yüz alayla ve<br />
yüz seremoniyle vaaz edilmesi gerektiği Papa’nın tartışmasız görüşüdür.<br />
56. Papa’nın Endüljansı ihsan ettiği Kilise’nin Rahmet Hazineleri, Mesih halkı tarafından<br />
yeterince bilinmediği gibi, bu Hazinelerin içeriği dahi isimlendirilmemiştir.<br />
57. Hazinelerin fani şeylerden meydana gelmediği aşikardır, zira aksi takdirde vaizlerin<br />
çoğu bu hazineleri bu kadar bol elle dağıtmaz, onları ellerinde biriktirip artırmaya<br />
çalışırlardı.<br />
58. Ayrıca bu Hazineler, Mesih ya da Azizlerin fazilet ve kazanımlarından da meydana<br />
gelmemiştir, zira Papa olmadan bile bu Hazineler kendiliğinden içsel insana inayet,<br />
dışsal insana ise dert, ölüm ve cehennem sağlamaktadır.<br />
59. Aziz Laurentius Kilise Hazinesinin fakirlere ait olduğunu söylerken, bu ifadeyi<br />
çağının anlayışı içinde kullanmıştır.<br />
60. Bu Hazinenin Mesih’in fazileti aracılığıyla armağan edilmiş olan Kilise Anahtarları<br />
olduğunu söylersek cüret etmiş olmayız.<br />
61. Çünkü kendisine tahsis edilmiş olan cezaların ve belirli hallerin affedilmesi için<br />
Papa’nın bizzatihi yeterli ve yetkin olduğu açıktır.<br />
62. Kilise’nin hakiki Hazinesi Tanrı’nın ihtişam ve inayetine dair En Kutsal İncil’dir.<br />
63. Fakat bu Hazine, birinciyi sonuncu yaptığı için doğal olarak çoğunluğun nefretini<br />
kazanmıştır.<br />
64. Öte yandan sonuncuyu birinci yapan Endüljans hazinesi doğal olarak en çok kabul<br />
görendir.<br />
65. Bu yüzden İncil’in Hazineleri geçmişte zenginliğin sahiplerini (“Tanrı sevgisi ve iman sahibi” anlamında.)<br />
avlamak için<br />
kullanılmış ağlardır.<br />
66. Endüljans hazineleri ise, zenginlik sahiplerini (“Mal ve mülk sahibi” anlamında.)<br />
avlamak için kullanılan ağlardır.<br />
67. Vaizlerin büyük bir çığırkanlıkla Endüljansın en büyük lütuf olduğunu dile<br />
getirmeleri gerçekten de bir lütuf, zira bu iyi bir kazanç kapısı.<br />
68. Fakat gerçekte bunlar, Tanrı’nın inayeti ve Haç’ın takvası ile karşılaştırıldığında en<br />
küçük olanlardır.<br />
69. Piskopoz ve papazların Papa’nın Endüljans Komiserleri’ne büyük bir saygıyla izin<br />
verme zorunluluğu vardır.<br />
70. Fakat bundan da fazla olarak, gözlerini daha da çok keskinleştirmek ve kullaklarını<br />
daha da çok açmak zorundadırlar, ki bu Komiserler, Papa’nın vekilliğini vaaz<br />
edecekleri yere kendi saçmalıklarını vaaz etmesinler.<br />
71. Papalığın bağışlanma belgelerinin hakikatine karşı gelenler aforoz edilsin ve<br />
lanetlensinler.<br />
72. Fakat Endüljans vaizlerinin haddini bilmezliğine ve küstahlığına karşı muhafızlık<br />
edenlere kutlu olsun.<br />
73. Papa, bağışlanma belgelerinin ticaretinde çeşitli hileler yapanlara karşı haklı<br />
biçimde hiddetlenip onları aforoz etmektedir.<br />
74. Fakat Papa, bağışlanma belgelerini bahane ederek kutsal sevgi ve hakikatte hile<br />
yapmaya kalkışanlara karşı daha da çok hiddetlenme isteğindedir.<br />
75. Papa’nın Endüljanslarının, Tanrı Doğuran’a (“Tanrı Doğuran” Meryem (theotokhos) anlamındadır.)<br />
karşı bir tecavüzü bile (ki bu<br />
imkansızdır) affedecek kadar güçlü olduğunu sanmak delilikten başka bir şey<br />
değildir.<br />
76. Biz ise buna karşılık, Papa’nın Endüljansının, en küçük bir affedilebilir günahı bile<br />
bizzatihi suçu açısından kaldıramadığını söylüyoruz.<br />
77. Denmektedir ki, Aziz Petros şimdi Papa olsaydı daha fazla inayet ihsan etmesi<br />
mümkün olamazdı. Bu, Aziz Petros’a ve Papa’ya karşı bir küfürdür.<br />
78. Biz ise buna karşılık, mevcut Papa’nın ve genel olarak bütün Papaların daha da<br />
büyük inayetleri tasarruflarında bulundurduklarını söylüyoruz. Bu inayet İncil’dir:<br />
Korintoslular’a Birinci Mektup 12’de yazılmış olduğu üzere: “Şifa veren ruhsal<br />
bağışlar ve yetenekler”<br />
(Korintoslulara Birinci Mektup: “Ruhsal bağışlar çeşit çeşittir, ama onları sağlayan Ruh aynıdır.” (12:4). “Yine<br />
aynı Ruh aracılığıyla birine iman, o tek Ruh’la başkasına hastaları iyi etmek için ruhsal bağışlar verilir. Birine<br />
mucizeler oluşturan güçlü işler, başkasına peygamberlik, başkasına ruhları ayırt edebilme yeteneği, başkasına<br />
çeşitli diller, başkasına da yabancı dilleri çevirme yeteneği verilir. Bunların tümünü tek ve aynı Ruh etkiler;<br />
istemi uyarınca herkese ayrı ayrı dağıtır.” (12:9-11).)<br />
vs.<br />
79. [Endüljans vaizlerince tertip edilip Kilise’lere yerleştirilen] Papalık armasıyla tezyin<br />
edilerek öncelikli bir yere asılmış olan bir Endüljans Haçının Mesih Haç’ı ile eşit<br />
değerde olduğunu söylemek küfürdür.<br />
80. Böyle şeylerin halk arasında yayılmasına neden olan vaazlara izin veren piskopoz,<br />
papaz ve teologlar mutlaka hesap vereceklerdir.<br />
81. Bu küstah Endüljans vaazları yüzünden okumuş adamların bile, Papa’nın saygısına<br />
karşı iftirada bulunanları engellemeleri ve hatta Laik’lerin kurnaz şüphelerinden<br />
kurtarmaları zorlaştırmaktadır.<br />
82. Örneğin:<br />
(Burada söz konusu iftiralara ve “kurnaz şüpheler”e örnekler vermektedir.)<br />
Kilise’yi inşa etmek için kullandığı hayırsız para uğruna, yani çok da<br />
geçerli olmayan bir nedenle, sonsuz sayıda ruhu selamete kavuşturduğuna göre,<br />
kutsal sevgi aşkına ve Araf’taki ruhların acil ihtiyaçları dikkate alındığında, yani<br />
gerçekten geçerli bir nedenle, Papa niçin Araf’ı bütün ruhlardan boşaltmıyor?<br />
83. Yahut: Endüljans’la selamete kavuşmuş olanlar için dua etmek yanlışsa eğer,<br />
ölmüşlerin cenaze törenlerine ve seneyi devriye törenlerine niçin devam ediliyor?<br />
Ayrıca ölmüşler adına kurulan vakıfların iade edilmesine ya da kapatılmasına izin<br />
verilmiyor?<br />
84. Yahut: Tanrı ve Papa karşısındaki bu yeni dindarlık nasıl bir şeydir ki, kafir ve<br />
düşman bir adama Tanrı dostu bir inananın ruhunu Araf’tan satın alarak onu<br />
kurtarma izni veriliyor da, bu inanan ve mahbubun ruhu kendi ihtiyacı dolayısıyla<br />
saf sevgi aşkına serbest bırakılmıyor?<br />
85. Yahut: Fiilen ve kullanılmaya kullanılmaya bizzatihi iptal edilmiş sayılan Kilise’nin<br />
Tövbe Kanunları niçin kaldırılmıyor da, hala Endüljansların ihsan edilmesi<br />
neticesinde para karşılığında bunlardan doğan cezalardan (sanki bu Kanun daha<br />
geçerliymişçesine) bağışlanma sağlanıyor?<br />
86. Yahut: Şimdiki zenginliği en zengin para babalarından daha çok olan Papa, sadece<br />
Aziz Petros Kilisesi’ni fakir inananların parası yerine kendi parasıyla inşa ettirmiyor?<br />
87. Yahut: Papa zaten tam tövbe ederek tüm günahlarının cezalarından bağışlanmaya<br />
ve kutsal Hazineden tam paydaşlığa hak kazanmış olanların nesini bağışlamakta<br />
veya neyin paydaşlığını ihsan etmektedir?<br />
88. Yahut: Papa şimdi tek bir defa yaptığını günde yüz defa yapsa ve her inanana bu<br />
bağışlanmaları ve paydaşlıkları ihsan etse, Kilise’ye bundan daha büyük bir kutsiyet<br />
gelebilir miydi?<br />
89. Papa bağışlanma belgelerini para kazanmak için değil de ruhları selamete<br />
kavuşturmak için ihsan ettiğinden, aynı etkiye sahip oldukları halde bundan önce<br />
ihsan edilmiş olan Endüljansları ve bağışlanma belgelerini niçin iptal etmektedir?<br />
90. Laik’lerin bu hoş olmayan argümanlarını ve şüphelerini sadece cebren bastırmak ve<br />
makul argümanlar göstermeden bunlardan kaçınmak, Kilise’yi ve Papa’yı<br />
düşmanlarının alay konusu haline getirmekte, Hıristiyanların ise mutsuz olmasına<br />
neden olmaktadır.<br />
91. Bu halde bağışlanmalar Papa’nın ruhuna ve düşüncesine uygun biçimde vaaz<br />
edilseydi eğer, bütün bu şüpheler kolayca çözümlenecek, hatta ortaya bile<br />
çıkmayacaktı.<br />
92. O zaman şu [yalancı] peygamberlere lanet olsun ki, Hıristiyanlara “Barış, Barış”<br />
derler de aslında barış değildir.<br />
93. Öte yandan şu [gerçek] peygamberlere kutlu olsun ki, Hıristiyanlara “Haç, Haç”<br />
derler de aslında [dert olup taşınması gereken] bir haç değildir.<br />
94. Hıristiyanların cezalar, ölümler ve cehennemden geçerek başları olan Mesih’i takip<br />
etme hususunda gayretkeş olmaları öğütlenmeli;<br />
95. ve yalancı bir ruhani teminatla kendilerini teselli edecekleri yerde pek çok ıstırap<br />
yaşayarak Göklerin Melekutu’na varmaları hususundan emin olmaları gerektiği<br />
söylenmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/31-ekim-1517/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyanın ve İnsanın Yaratılışı</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/dunya-yaratilis/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/dunya-yaratilis/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Oct 2010 18:22:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=899</guid>
		<description><![CDATA[Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı`nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu. Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu. Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu. Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/10/kkyaratilis.jpg" alt="" title="yaratılış" width="610" height="200" class="alignnone size-full wp-image-900" /></p>
<p>Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı`nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu. Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu. Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu. Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu. Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı. Kubbeye “Gök” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu. Tanrı, “Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün” diye buyurdu ve öyle oldu. Kuru alana “Kara”, toplanan sulara “Deniz” adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. Tanrı, “Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin” diye buyurdu ve öyle oldu. Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar, tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu.<span id="more-899"></span> Tanrı şöyle buyurdu: “Gökkubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.” Ve öyle oldu. Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gökkubbeye yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu. Tanrı, “Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun” diye buyurdu. Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli varlıkları yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. Tanrı, “Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın” diyerek onları kutsadı. Akşam oldu, sabah oldu ve beşinci gün oluştu. Tanrı, “Yeryüzü çeşit çeşit canlı yaratık, evcil ve yabanıl hayvan, sürüngen*fa* türetsin” diye buyurdu. Ve öyle oldu. Tanrı çeşit çeşit yabanıl hayvan, evcil hayvan, sürüngen yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. Tanrı, “İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.” Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı. Onları kutsayarak, “Verimli olun, çoğalın” dedi, “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun. İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere -soluk alıp veren bütün hayvanlara- yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.” Ve öyle oldu. Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu.</p>
<p>Gök ve yer bütün öğeleriyle tamamlandı. Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi. Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, Yarattığı bütün işi bitirip dinlendi. Göğün ve yerin Yaratılış öyküsü: RAB Tanrı göğü ve yeri Yarattığında, yeryüzünde yabanıl bir fidan, bir ot bile bitmemişti. Çünkü RAB Tanrı henüz yeryüzüne yağmur göndermemişti. Toprağı işleyecek insan da yoktu. Yerden yükselen buhar*fb* bütün toprakları suluyordu. RAB Tanrı Adem`i topraktan Yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu. RAB Tanrı doğuda, Aden`de bir bahçe dikti. Yarattığı Adem`i oraya koydu. Bahçede iyi meyve veren türlü türlü güzel ağaç yetiştirdi. Bahçenin ortasında yaşam ağacıyla iyiyle kötüyü bilme ağacı vardı. Aden`den bir ırmak doğuyor, bahçeyi sulayıp orada dört kola ayrılıyordu. İlk ırmağın adı Pişon`dur. Altın kaynakları olan Havila sınırları boyunca akar. Orada iyi altın, reçine ve oniks bulunur. İkinci ırmağın adı Gihon`dur, Kûş sınırları boyunca akar. Üçüncü ırmağın adı Dicle`dir, Asur`un doğusundan akar. Dördüncü ırmak ise Fırat`tır. RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem`i oraya koydu. Ona, “Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin” diye buyurdu, Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün. Sonra, “Adem`in yalnız kalması iyi değil” dedi, “Ona uygun bir Yardımcı Yaratacağım.” RAB Tanrı yerdeki hayvanların, gökteki kuşların tümünü topraktan Yar.atmıştı. Onlara ne ad vereceğini görmek için hepsini Adem`e getirdi. Adem her birine ne ad verdiyse, o canlı o adla anıldı. Adem bütün evcil ve yabanıl hayvanlara, gökte uçan kuşlara ad koydu. Ama kendisi için uygun bir Yardımcı bulunmadı. RAB Tanrı Adem`e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Adem`den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın Yaratarak onu Adem`e getirdi. Adem, “İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, Etimden alınmış ettir” dedi, “Ona `Kadın denilecek, Çünkü o adamdan alındı.” Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak. Adem de karısı da çıplaktılar, henüz utanç nedir bilmiyorlardı. (Kutsal Kitap, Yaratılış Bölümü 1. ve 2. bölümler)</p>
<p><a href="http://www.hristiyan.gen.tr/kutsal-kitap.php">Kutsal Kitap&#8217;tan yaratılışı okumaya devam etmek için burayı tıklayın!</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/dunya-yaratilis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Thomas Cosmades Rab&#8217;bimizin Yanına Gitti</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/thomas-cosmades-rabbimizin-yanina-gitti/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/thomas-cosmades-rabbimizin-yanina-gitti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Sep 2010 18:09:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[thomas cosmades]]></category>
		<category><![CDATA[vefat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=892</guid>
		<description><![CDATA[Değerli büyüğümüz, İstanbul doğumlu olan ve Türkiye’de 50 yılı aşkın zamandır hizmet eden, güvenilir incil çevirileriyle ve yazdığı makaleler ile ülkemizde hizmet eden kardeşimiz Thomas Cosmades çok sevdiği RAB&#8217;bimizin yanına ve ebediyete intikal etmiştir. Kendisi ve verdiği tanıklık için RAB&#8217;be şükrediyor, onun gibi sadık, dürüst imanlıların kiliselerimizde yetişmesini diliyoruz. -Hristiyan bilgi kaynağı (http://www.hristiyan.gen.tr) THOMAS COSMADES: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-881 alignnone" title="cosmades1" src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/09/cosmades1.jpg" alt="" width="257" height="192" /></p>
<p>Değerli büyüğümüz, İstanbul doğumlu olan ve Türkiye’de 50 yılı aşkın zamandır hizmet eden, güvenilir incil çevirileriyle ve yazdığı makaleler ile ülkemizde hizmet eden kardeşimiz Thomas Cosmades çok sevdiği RAB&#8217;bimizin yanına ve ebediyete intikal etmiştir. Kendisi ve verdiği tanıklık için RAB&#8217;be şükrediyor, onun gibi sadık, dürüst imanlıların kiliselerimizde yetişmesini diliyoruz. -Hristiyan bilgi kaynağı (<a href="http://www.hristiyan.gen.tr">http://www.hristiyan.gen.tr</a>)</p>
<p><strong>THOMAS COSMADES: ‘HEP İSTANBULLU KALACAĞIM!’</strong></p>
<p>“Ben özbeöz bir Anadolu çocuğuyum. Kendimi böyle adlandırırım. Ben bu toprağın çocuğuyum derim!” sözleriyle başladı hayatını anlatmaya. Bizim zamanımızda Türkiye’de bizlere “Ekaliyet” denirdi. Şimdi “azınlık” deniyor. Evet azınlığız, ama hepimiz o toprağın çocuğuyuz gerçekten. Gerek ana, gerek baba tarafım Kapadokya’da doğmuş büyümüş, özbeöz Kapadokyalı insanlardır. Ben de köken olarak Kapadokyalıyım. 29 Nisan 1924’de İstanbul’da doğmuşum. Dünyayı dolaştım. Uzun yıllar Amerika’da, Yunanistan’da, Almanya’da yaşadım. Bana “Nerelisin?” diye sorduklarında, daima “İstanbulluyum!” cevabını verdim. Ben İstanbulluyum, hep İstanbullu kalacağım!<span id="more-892"></span></p>
<p>Çocukluğum, gençliğim Üsküdar’da geçti. Biz Kapadokyalıyız. Bununla daima seviniriz, hatta gururlanırız. Çünkü Kapadokya, Küçük Asya’nın, Anadolu’nun seçkin, en güzel bölgelerinden biridir. Atalarım Kayseri’nin Talas denilen çok güzel bir kasabasından İstanbul’a gelmişler. Hem ana, hem de baba tarafından atalarım Kapadokya’da, Talas’da yaşamışlardır. Atalarımın dilleri Türkçe idi. Gerçi biz Rumuz, Yunanlıyız, ama benim atalarım Rumcayı eğri büğrü konuşabiliyorlardı. Asıl konuşma dilleri Türkçe idi. Bu nedenle ben Rumcayı sonradan öğrendim. Anadilim Türkçe idi. Ben Türkçe örf, adet ve geleneklere göre yetişmiş bir çocuğum.</p>
<p>İSTANBUL DEYİNCE&#8230;</p>
<p>İstanbul deyince aklıma, çocukluğumun geçtiği Üsküdar İcadiye semtindeki hatıralar geliyor. Benim doğup büyüdüğüm, Kuzguncuk Tepesi’nde, İcadiye’deki evimiz “Kiriya Despina’nın evi diye bilinirdi. “Kiriya” Rumcada “Bayan, hanım” demektir. Despina ise büyükannemin adıydı. Boğaz’a hakim bir yerde, kartal yuvası gibi ahşap bir konaktı. Boğaz, masmavi önümüzden akardı. Boğaz’ın kenarındaki yalılar, saraylar, konaklar inci gibi görülürdü. Çok yerler gördüm. Ama Boğaz gibi güzel bir yer göremedim. Niceler, niceler Boğaz’ın güzelliği konusunda benimle hemfikirdir.</p>
<p>TOMA EFENDİ</p>
<p>Annemin babası, aslen Kapadokya’nın Fertek kasabasındanmış. Çok önceleri İstanbul’a gelmiş, sarraflıkta çok başarılı olmuş. Zenginlemiş. Yaşı ilerleyince evlenmeye karar vermiş. O zamanlar soyumuz Ortodoks dininden ayrılarak Amerikalı misyonerlerin Anadolu’da tanıttıkları Protestan inancını benimsemişler. Protestanlar sadece kendi inancında olanlarla evleniyorlarmış. Bu nedenle İstanbul’daki Toma Efendi’de Kapadokyalı bir Protestan kızla evlenmek istemiş. Yayamın erkek kardeşi, ona Talas’daki bir okulda öğretmenlik yapan Despina’yı tavsiye etmiş. Toma Efendi tavsiyeyikabul etmiş, müstakbel eşini İstanbul’a davet etmiş. Öğretmen Despina, bir tatar kervanıyla Kayseri’den Samsun’a gelmiş. Oradan da vapurla İstanbul’a ulaşmış. Kendisini iskelede Toma Efendi karşılamış. Böyle bir tanışmayla evlenmişler. İki kızları dünyaya gelmiş. Küçük kız Mariya, büyüyünce benim annem olmuş.</p>
<p>BABA TARAFIM</p>
<p>Baba tarafından soyum Kapadokyalı’dır. Babamın babasının adı Vasil Ağa imiş. Vasil Ağa da Protestan inancını benimsemiş. O da Kapadokya’nın Talas’ından. Rumların en önemli merkezlerinden birisi olan Kapadokya’da bir gelenek varmış. Kapadokyalılar genç erkeklerini meslek öğrenmek, görgülerini artırmak için İstanbul, İzmir, Trabzon, Adana, Mersin gibi büyük ticaret merkezlerine gönderirlermiş. Oralarda iş yeri açıp varlıklı hale gelenler, döner gelir Kapadokyalı bir kızla evlenirlermiş. Dedem Vasil Ağa da genç yaşında İstanbul’a çalışmaya gelmiş, çeşitli işlerde çalışmış. Okuma imkânı olmamış. Ama öğrenmeye çok meraklıymış. Bir ara Odesa’ya gitmiş, orada çalışmış, Rusça öğrenmiş. Tekrar İstanbul’a dönmüş. Bu arada varlıklı bir Rum aile ile dostluk kurmuş. Bu aile, genç Vasil’i kendi evlâtları gibi bağırlarına basmışlar ve konaklarında hizmetçilik yapan Helena isimli sarışın, mavi gözlü, Rusya’dan gelme, Polonya kökenli bir kızla evlendirmişler. Bu evlilik genç Vasil’e güzel olanaklar sağlamış. Vasil keresteci dükkanı açmış. Zamanla İstanbul’un büyük kereste toptancılarından biri haline gelmiş. Vasil Ağa diye ünlenmiş. Vasil Ağa ile Helena çiftinin altısı erkek biri kız toplam yedi çocukları olmuş. 1892’de ikinci oğul olarak babam Mihail dünyaya gelmiş.</p>
<p>Babam Mihail ile annem Mariya 1922’de evlenmişler. İlk çocukları olarak ben dünyaya gelmişim. Doğum tarihim 29 Nisan 1924.</p>
<p>OKUL YILLARIM</p>
<p>Ben Cumhuriyet çocuğuyum. Okul hayatım Atatürk döneminde geçti. Atatürk’ü çok sever ve sayardık. İlkokulu Kuzguncuk Rum İlkokulu’nda bitirdim. Bir yıl Fener Rum Lisesi’ne gittim. Okulumuza “Kırmızı Okul” derlerdi. Fener semtinin çok güzel tarihi bir binasıydı. Bu okulun çok kişi tarafından bilinen bir özelliği, en üstte bir gözlemevi (Observatuvar) olmasıydı. Başlangıç yıllarında okulun sunduğu derslerden biri de bu idi.</p>
<p>Rumca’yı okullarda öğrendim. Fener Rum Lisesi’nden Robert Kollej’e geçtim. İngilizceyi burada öğrendim. O yılların çok kaliteli eğitim veren okullarından biriydi. Bu okula gitmiş olmak hayatımda bana çok imkân verdi. Robert Kollej’de okurken Atatürk vefat etmişti. Ben on dört yaşındaydım. Hepimiz için çok üzücü, büyük bir olaydı. Hepimiz cenaze törenine katılmak için Dolmabahçe’ye gitmiştik.</p>
<p>Fakat Robert Koleji bitiremeden 1943 yılında ayrılmak zorunda kaldım. Çünkü, babam tüm kazancını Varlık Vergisi borcunu ödemeye yatırıyordu. Robert Kolej parasını ödeyemez hale geldi. Ben de istemeden, büyük bir keder içinde okul hayatımı yarıda bıraktım, çalışmaya başladım. Balıkpazarı’nda Kayserili bir pastırma tüccarının ticarethanesinde katip oldum. Bu yıllar İkinci Cihan Harbi yıllarıydı.</p>
<p>Okul hayatım, Atatürk reformlarının heyecanı içinde geçti. Tarih derslerimizde hep Osmanlı İmparatorluğu’nun ve padişahların kötülüklerini; yeni kurulan Cumhuriyet’in iyiliklerini öğrenirdik. “Geçmişi kapatalım! Geçmişterki acı olayları unutalım! Yeni bir Cumhuriyet kurduk. Bunu yaşatalım!” anlayışı hakimdi. Ermenilerin, Rumların başına gelenleri konuşmak imkansızdı. Bu konular ne evlerde, ne de okullarda konuşulmazdı;  hepsi de tabuydu.</p>
<p>KERESTECİLER ÇARŞISI ALEVLER İÇİNDE</p>
<p>Ben çocukluk dünyamın hatıraları arasında hayal meyal hatırlıyorum. Herhalde üç dört yaşlarında olacağım. Yıl 1927 ya da 1928 olabilir. Bir gece annemin, babamın “Keresteciler Çarşısı yanıyormuş! Eyvah! Dükkânımız gitti! Eyvah mahvolduk!” diye bağırışıyla uyanmıştım. Yangının alevleri ta bizim evden görülüyordu. Bu yangın evimizde uzun zaman konuşuldu. Bu nedenle benim hafızamda derin bir iz bırakmış.</p>
<p>Eminönü’nden Unkapanı’na doğru uzanan yolun başlangıcı o dönemlerde bambaşka bir durumdaydı. Şimdilerde Yağ İskelesi olarak bilinen yerde çok büyük bir Keresteciler Çarşısı varmış. Bu çarşıda toptan kereste ticareti yapılırmış. O yıllarda binalar genellikle ahşap yapı olarak inşa edildiğinden, kereste ticareti İstanbul’da önemli bir iş alanıymış. Keresteciler Çarşısı’nda dedem Vasil Ağa’nın toptancı dükkanı varmış. Çarşı esnafının hemen hemen tümü Rummuş. Arabalar, hamallar, mavnalar tahta, kereste taşırmış akşamlara kadar.</p>
<p>İşte bu çarşı bir gecede yandı kül oldu. Tüccarlar varlıklarını kaybettiler.</p>
<p>Türk emekçiler de çorbacılarını yitirdiler. “Çorbacı” sözünü bugünün kuşakları bilmez. Rum ve Ermeni tüccarların yanında çalışan taşradan gelme işçiler, hamallar, arabacılar vb kendilerine iş veren bu insanlara “çorbacı” derlerdi. Kendilerine çorbayı sağladıklarından olsa gerek. Emekçilerin çorbacılara bağlılığı, saygısı derindi. Gayrimüslim işadamları da bu Türk çalışanları sever, onlara güvenirdi. Aralarında çok sıcak ve samimi bir iş bağlılığı vardı.</p>
<p>DÖNELİM KONUMUZA</p>
<p>Dedem Vasil Ağa, bu durumu hiç düşünmemişti. Ticari hayatı bir gecede yok olmuştu. Çarşıyı kimin yaktığı, yangının nasıl çıktığı bir türlü anlaşılamadı. Dedem bu yangından sonra ticaret hayatını noktaladı. Babam yanan çarşıya yakın bir yerde küçük bir kereste dükkânı açtı. Ailemizin geçimini sağlamaya çalışıyordu. Dedem ise Bakırköy’deki konağını yok pahasına sattı. İstanbul’u bir daha görmemek üzere Galata’dan vapura binip terk etti. Yunanistan’ın Pire şehrinde bir ev satın aldı. Fakat Pire’de huzur bulamadan, İstanbul hasreti içinde iki yıl sonra kalp krizinden ölüverdi.</p>
<p>Babaannem Helena ise, dedemden on yıl sonra, Yunanistan Hitler ordularının işgali altında iken, açlıktan telef olanlar arasına katılmıştı!</p>
<p>FUTBOL TAKIMLARI</p>
<p>Genç yıllarımda futbol oynardım. Ama kulüplerde değil, mahalle takımlarında.</p>
<p>İstanbul’da Rumların ve Ermenilerin kendilerine özel futbol takımları vardı. “Pera” adlı futbol takımı, Rumlardan meydana gelirdi. “Şişli” ise Ermenilerin futbol takımı idi. Bu takımlarda çok iyi futbolcular vardı. Pera ve Şişli takımları güçlü takımlar olmalarına rağmen, Türkiye Ligi takımları arasına alınmazlardı. Bu iki takım yılda birkaç kere sadece kendi aralarında oynarlardı. Neden Türk takımlarıyla maç yapmazlardı? Bu bir ayrımcılıktı. Dediklerine göre, memleketi yönetenler Rum ya da Ermeni futbol takımı Türk takımlarından biriyle oynarken olay çıkmasından korkuyorlarmış.</p>
<p>ZOR BİR DÖNEM</p>
<p>Atatürk’ün ölümüne yakın yıllarda dünya savaşa doğru gidiyordu. Ben Robert Kolej’de İspanya İçsavaşı’nı takip ederdim. O yıllarda solcuydum. İspanya’da Cunhuriyetçilerin kazanmasını tüm gönlümle istiyordum. Olmadı. Hitler’in yardımıyla, Faşist Franko kuvvetleri, Cumhuriyetçileri yendi. İspanya faşist bir rejim altında karanlık günleri yaşıyordu. Almanya’da ise naziler dünyayı savaşa götürüyordu. Gelişmeleri büyük bir kaygı içinde izliyordum.</p>
<p>Atatürk’ün ölümünden sonra, İsmet Paşa cumhurbaşkanı oldu. Böylece İnönü’nün Millî Şef’lik dönemi başladı. İnönü dönemi aşırı milliyetçiliğin, biz azınlıklara karşı sistemli baskı, dışlama ve yok etme uygulamalarının başlangıcı oldu.</p>
<p>1939 yılında 20 tertip, 25-45 yaş arası Hıristiyan erkekleri askere alındı. Amele Taburları’nda çalıştırılmaya başlandı. Olup bitenleri, siyasi gelişmeleri büyük bir korku ve tedirginlik içinde izliyordum. Babam o yıl 47 yaşında olduğundan askere alınmaktan kurtulmuştu. Eğer gitseydi her şeyimizi kaybederdik. Allah’tan iki yaş farktan kurtardı.</p>
<p>Amele Taburları dönemi bitti. Gidenler geri geldi. Bu sefer 1942 yılında Varlık Vergisi belâsı Gayrimüslimlerin başında patladı. Gazeteler Rum, Ermeni, Yahudi vatandaşları aşağılayan haberlere geniş yer veriyordu. Bunların çoğu yalan ve uydurmaydı.</p>
<p>Gayrimüslim tüccarlara, esnaflara, doktorlara, kısaca azınlıklara büyük miktarlarda vergiler koydular. Birçok insan bütün malını mülkünü satsa bile kendisinden istenen vergi borcunu ödeyemecekti. Ödeyemeyenler vatan haini ilan ediliyor, Aşkale’ye gönderiliyordu.</p>
<p>Babama da çok yüksek vergi konmuştu. Hepimiz korku içindeydik. Evimizi, dükkanımızı satsalar babamın borcunu ödeyemezdik. İşte böyle bir karagünde Maliyede çalışan bir Türk babama yardımcı oldu. Babamın Varlık Vergisi borcunu takside bağladı. Ödeme süresini uzattı. Böylece babam Aşkale’ye gitmekten kurtuldu. Bu da babamın ikinci şansı idi. 1942 kışında, Rusya’nın Almanya’ya karşı üstünlüğü anlaşılınca ve savaşın sonu belli olmaya başlayınca Saraçoğlu Hükümeti’nin siyasetinde yumuşama oldu.</p>
<p>Aşkale sürgünleri serbest bırakıldı. Fakat birçok insan sermayesini, malını mülkünü kaybetmişti. Vasil Ağaların malları Hacı Ağaların eline geçmişti! Aşkale’den dönenler ise iyice korkmuş, fakirleşmişti. Türkiye’yi terk etmenin yollarını arıyordu. Artık azınlıklara Türkiye’de güvenli bir gelecek olmadığı anlaşılmıştı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/thomas-cosmades-rabbimizin-yanina-gitti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>John Calvin’in Yaşamı</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/john-calvin-biyografi/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/john-calvin-biyografi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 22:05:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Reform]]></category>
		<category><![CDATA[biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[john calvin]]></category>
		<category><![CDATA[kalvin]]></category>
		<category><![CDATA[kalvinizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=413</guid>
		<description><![CDATA[John Calvin 10 Temmuz 1509&#8242;da Fransa&#8217;nın Noyon kentinde doğdu. Gramer ve dil konusunda Maturius Corderius&#8217;un gözetmenliğinde Paris&#8217;te eğitim aldı ve Montaign Koleji&#8217;nde İspanyol bir profesörden felsefe dersleri aldı. Genç Calvin&#8217;in yaşamı daha çok, Noyon Psikoposu&#8217;nun yardımcısı olan babası tarafından kontrol edilmekteydi. Her ne kadar Calvin kendisini sıradan insanlardan birisi olarak tanımlasa da, babası oldukça hırslı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/11/johncalvin.jpg" alt="john calvin" title="john calvin" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-414" /><br />
John Calvin 10 Temmuz 1509&#8242;da Fransa&#8217;nın Noyon kentinde doğdu. Gramer ve dil konusunda Maturius Corderius&#8217;un gözetmenliğinde Paris&#8217;te eğitim aldı ve Montaign Koleji&#8217;nde İspanyol bir profesörden  felsefe dersleri aldı. Genç Calvin&#8217;in yaşamı daha çok, Noyon Psikoposu&#8217;nun yardımcısı olan babası tarafından kontrol edilmekteydi. Her ne kadar Calvin kendisini sıradan insanlardan birisi olarak tanımlasa da, babası oldukça hırslı bir kişiydi. Oğlunun entellektüel ve zeka bakımından arkadaşlarından bir hayli farklı olduğunu farkeden babası, onun aristokrat bir ailenin gözetiminde eğitim almasını istedi. Bu eğitim için genç Calvin, Montmore ailesinin gözetimine bırakıldı. Bu ailenin yanındaki eğitimini tamamladıktan sonra Calvin, Sorbonne Üniversitesi&#8217;ne gitti. Calvin&#8217;in babası, oğlunun bir gün rahip olacağını ve gençliğinden beri açıkça herkes tarafından görülen yetenekleriyle Katolik Kilisesi&#8217;nde önemli bir pozisyona yükseleceğini umut ediyordu. Bir süre sonra Calvin&#8217;in babası bu yöndeki planlarını değiştirmeye başladı. Avukatların rahiplerden çok daha fazla para kazandıklarını gördüğünde, oğlunun bütün çalışmalarını bırakıp bir hukuk fakültesinde okumasını istedi. <span id="more-413"></span>Calvin, isteksiz de olsa babasının sözünü dinleyerek Paris&#8217;in en seçkin hukuk fakültelerinden birisinde eğitimine başladı. Ancak Calvin, hayatının bu döneminde yaşamının geri kalanında gerçekten ne yapmak istediği konusunda kendisine sorular sormaya başlamıştı. Aslında ne bir rahip ne de bir avukat olmak istiyordu. Calvin&#8217;in istediği tek şey, bir ilim adamı olarak kitap yazmak ve insanların bu kitapları okuduklarını bilmekti. Calvin yaklaşık 23 yaşlarındayken, Romalı Stoacı filozof Seneca&#8217;nın yazdığı De Clementia (Merhamet Üzerine) adlı kitap üzerine bir yorum kitabı yazdı. Kitabın konusunun ve içeriğinin üst düzeyde bir dilde yazılması nedeniyle Calvin bu kitaptan elde edeceğini umduğu ünü elde edememişti.  </p>
<p>Calvin yazdığı kitaplarda hemen hemen kendisinden hiç bahsetmezdi. Bu yüzden Calvin&#8217;in nasıl iman ettiği konusunda elimizdeki tek bilgi, Mezmurlar üzerine yazdığı yorum kitabının önsözünde bulunmaktadır. Calvin burada kendisi hakkında şunları söylemektedir: “Hırslı ve kendim için bir ad kazanmak üzere çıktığım bu yolculukta devam ederken, Tanrı yolumu başka bir yöne çevirdi ve bana beklenmedik bir iman verdi”. Calvin&#8217;in yüreğindeki bu değişimin tarihi tam olarak tesbit edilemese de, 1532 yılından olduğu tahmin edilmektedir. 1534 yılında Calvin, babasının onun eğitim masraflarını karşılaması için atamış olduğu Katolik Kilisesi&#8217;ndeki görevinden istifa etti ve aldığı maaşı tamamen geri çevirdi. Babasının ölümü üzerine Noyon&#8217;a geri dönen Calvin, burada bir süre kaldıktan sonra tekrar Paris&#8217;e geri döndü.  </p>
<p>Paris Üniversitesi&#8217;nin rektörlüğüne Nicholas Cop atanmıştı. Cop, rektörlüğüne başlayacağı ilk günde bir konuşma yapmak için kürsünün arkasına geçti. Calvin&#8217;in hazırladığı tahmin edilen bu konuşmanın içeriği ve konuşmanın en sonunda “insan sadece lütuf aracılığı ile aklanır” sözü dinleyenler üzerinde bir soğuk duş etkisi yarattı. Böylece birçok kişi Nicholas&#8217;ın Protestan olduğunu anladı. Nicholas hiçbir zaman görevine başlayamadı çünkü bu konuşmayı yaptıktan sonra hayati tehlike nedeniyle sürekli kaçmak zorunda kaldı. Bu olay üzerine Sorbonne halkı ve Parlamento, Protestanlara ve özellikle Calvin&#8217;e karşı cephe aldılar. Tüm yetkililer Calvin&#8217;i aramaya başlamışlardı. Bir akşam kapısında birçok polis ve yetkili gören Calvin, arka pencereden atlayarak kaçtı ve 1533 yılından beri bir kaçak olarak yaşayarak acil olarak Paris&#8217;i terketmek zorunda kaldı. Calvin 1534 yılı içerisinde Paris&#8217;e geri döndü ve “Ölen ruhların bir çeşit uykuda oldukları” öğretisine karşı bir yazı yazdı. Bu yazısı üzerine önceki seferden daha da sert bir tepkiyle karşılaştı ve Fransa&#8217;yı terketmesi istendi. Ardından Calvin Basel&#8217;e gitti ve burada İbranice eğitimini tamamladıktan sonra ölümsüz eseri “Hristiyan İnancının Temelleri” (Institutes of Christian Religion) adlı kitabının ilk baskısını yayınladı. Calvin bu kitabı, inançları henüz tam olarak sistematize edilmemiş Protestanlar&#8217;ı bilgilendirmek ve uğrunda ölünen bu imanın nelerden oluşması gerektiğini açıklamak için yazmıştı.  Bu eseri Fransa Kralı I. Francis&#8217;e adadıktan sonra, Fransa&#8217;da imanları yüzünden öldürülen Protestanlar&#8217;ın inançlarını açıklayan başka bir savunma yazdı.  </p>
<p>Fransa&#8217;daki durumu göz önüne aldığında Calvin, amaçlarını yerine getirebilmek için rahatça kitaplarını yazabileceği ve çalışabileceği bir yere ihtiyacı olduğuna karar verdi. Bunun için en uygun yerin ise Strazburg olduğunu biliyordu. Fakat Strazburg&#8217;a giden sınır yollarının kapatılmış olduğunu gören Calvin, Cenevre&#8217;den geçerek kente varma amacındaydı. Cenevre&#8217;de sadece bir gece kalmayı düşünüyordu fakat Reformist bir teolog olan William Farrel, Calvin&#8217;in şehre geldiğinden haberdar edilmişti. Calvin&#8217;le görüşen Farrel ona, “Senin kesinlikle Cenevre&#8217;de kalman gerekir. Senin yardımına ihtiyacım var” dedi. Fakat Calvin kararlı bir şekilde “Hayır!Ben Strazburg&#8217;a gidip kitap yazmaktan başka birşey düşünmüyorum” dedi. Farrel, Calvin&#8217;in inatçılığına ve Cenevre&#8217;yi terketme isteğine o kadar kızdı ki sonunda ona, “Eğer Strazburg&#8217;a gidersen, Tanrı bütün çalışmalarını lanetleyecektir” dedi.  </p>
<p>Cenevre&#8217;de kalmaya karar veren Calvin, şehir komitesi tarafından hem kilise görevine hem de üniversitede teoloji profesörlüğüne atandı. Her ne kadar Cenevre şehir komitesi Protestanlık lehine düşünüyor olsa da, halk hala Katolik&#8217;ti. Bu nedenle Calvin&#8217;i kimse sevmiyor ve ona zulmetmek için ellerinden gelen her fırsatı kollluyorlardı. Calvin sokakta yürürken köpeklerini onun peşinden salıyor, hayvanlarına Calvin adını veriyorlardı. Bazen de gecenin ilerleyen saatlerinde insanlar Calvin&#8217;in penceresinin altında silahlarını ateşliyor, evini taşlıyorlardı. 1547 yılında bir gün vaaz vermek için kürsüye çıktığında bir tehdit mektubu gördü. Mektupta, eğer şehri terketmezse en yakın zamanda öldürüleceği yazıyordu. Bunlar sadece Katolikler&#8217;le olan sorunlardı. Oysa bir de Protestanlar&#8217;la olan sorunlar vardı. Cenevre&#8217;de bulunan Protestanlar arasında daha büyük gruplaşmalar vardı. Calvin, Protestanlar arasındaki bu çatışmanın tam ortasında kalmıştı. Belki de genç bir pastörün başına gelebilecek en kötü şey Calvin&#8217;in başına gelmişti. Düşmanlarından bir tanesi onun hakkında asılsız bir haber yaymaya başladı. Bu haber, aslında Calvin&#8217;in gizliden gizliye Tanrı&#8217;yı reddeden bir kişi olduğuydu. Calvin bu konuda kendisini savunmak zorundaydı fakat kendisini ne kadar savunduysa bu dedikodu da o kadar çok yayıldı. Cenevre&#8217;de geçirdiği bu birkaç yıl Calvin için çok zor geçmişti. Calvin&#8217;in Cenevre&#8217;ye gelişinden sonra herşey o kadar kötüye gitmişti ki, en sonunda şehir komitesi William Farrel ve Calvin&#8217;in Cenevre&#8217;den ayrılmalarını ve geri dönmemelerini istediler.  </p>
<p>Calvin Cenevre&#8217;den ayrıldıktan sonra Strazburg&#8217;taki Fransız bir imanlı topluluğunun pastörü olarak çalışması için davet edildi. Burada diğer bir ünlü teolog olan Martin Bucer ile tanıştı.Strazburg, Avrupa&#8217;da imanları yüzünden zulüm gören Protestanlar&#8217;ın sığındıkları ilk şehirdi. Şehrin önde gelen pastörleri Bucer ve Capito&#8217;ydu. Şehrin pazar yerinde Luther, Reformasyon, Kutsal Kitap&#8217;ın yeni çevirisi gibi konular konuşuluyor, hemen hemen her gün halka açık dersler veriliyordu.  </p>
<p>Calvin bu şehirde durmadan çalışmaya devam etti. Üniversitede teoloji dersleri veriyor, haftada 4 kez vaaz veriyor ve kilise işleriyle ilgileniyordu. Hristiyan İnancının Temelleri adlı kitabını altı bölümden 17 bölüme kadar çıkarmıştı. Calvin bu dönemde, kendisinden devamlı eşşiz bir yardımcı ve mükemmel bir eş diye bahsettiği Idelette De Bure ile tanışıp evlendi. Ancak Calvin, evliliğinin ilk 52 haftasının 45 haftasında, kilise hizmetini yapabilmek için evde yoktu.</p>
<p>Cenevre Komitesi, 1541 yılında yeni bir kararla Calvin&#8217;i tekrardan geri çağırdı. Calvin isteksiz de olsa Cenevre&#8217;ye geri döndü. Fakat şehir komitesine kilise yapısıyla ilgili bazı şartlar öne sürdü.  </p>
<p>Calvin kilisede bu düzenlemeleri yaparak bir anlamda Presbiteryenliğin kurucusu konumuna gelmiş sayılabilir. Calvin yalnızca Cenevre&#8217;deki kiliseyi organize etmekle kalmadı, aynı zamanda başka şeyler de yaptı. Bu yaptıkları genelde insanların pek fazla bilmediği türden şeylerdi. Tüm Avrupa&#8217;da Protestanlar&#8217;a baskı yapılıyordu ve bu baskıdan kaçmak isteyenlerin sığındıklar şehirlerden birisi de Cenevre&#8217;ydi. Calvin bu sığınmacılara nasıl yardım edebileceği konusunda düşünüyor ve onlar için kaygı çekiyordu. Yüreğindeki bu istekle, Cenevre&#8217;ye gelen yabancıları orada yaşayan yerli halkla kaynaştırmak, birleştirmek için bazı çalışmalara başladı. Onlara yiyecek, kalacak yer ve para sağlamaya çalıştı. Bulabildiği kadar onlara iş buluyor, gelen sığınmacı ve yetim çocuklar için ise sığınma evleri açtırıyordu. Calvin mektuplarından birisinde özel olarak ilgilendiği yaşlı bir kadından bahseder. Bu yoğun hayat temposu içerisinde Calvin, her sabah saat 5&#8242;te bu kadının yatağının başına gelerek ona Kutsal Kitap okurdu. Mektuplarında bu yaşlı kadının ölümden nasıl korktuğunu anlatır. Calvin, Kutsal Kitab&#8217;ın sözleriyle ve kendi düşünceleriyle bu kadına esenlik vermeye, rahatlatmaya çalışırdı. Yazmış olduğu aynı mektupta bir pastörün sorumluluklarından bahsederken şu sözleri de ekledi : “Bizler ağlayanlarla ağlamalıyız. Bunun anlamı şudur: Eğer bizler Hristiyansak, komşularımızın üzüntülerini paylaşmalıyız ve onların gözyaşlarına isteyerek ortak olmalıyız. Onları rahatlatmalıyız”.  Mektuplarındaki bu sözlerden Calvin&#8217;in gerçekten topluluğu ile nasıl derin bir iletişim içinde olduğunu anlayabiliriz. </p>
<p>Bir başka mektubu da, Fransa&#8217;da müjdeyi duyuran bir grup gence, Katolikler tarafından yakalanıp hapse atıldıkları sırada yazmıştı. Bu 5 genç mahkemeye çıkarılıp ölüm cezasına çarptırılmışlardı. Calvin bir anlamda bu mektubu onları rahatlatmak ve teşvik etmek için yazmıştı. Bu mektubu, onların öleceklerini bilerek, yüreği bununla dolu bir şekilde yazmıştır. Calvin bu gençleri, ne pahasına olursa olsun imanlarında güçlü kalmaları için teşvik eder. Bir başka yazdığı mektupta ise doğal bir afet sonucu eşini kaybeden bir kişiyi teselli etmeye çalışır. Calvin şöyle der: “Kardeşim, senin neler hissettiğini çok iyi biliyorum çünkü ben de eşimi kaybettim. Böylesine güç zamanlarda bizleri teselli eden tek şey, Tanrı&#8217;nın yüceliğine ve iyiliğine bakmaktır”. Calvin, Idelette De Bure ile 10 yıl mutlu bir evlilik yaşar fakat bu süre sonunda sevgili Idelette&#8217;ni kaybeder. Idelette&#8217;in Calvin&#8217;le olan evliliğinden bir oğlu olur fakat bu çocuk doğum esnasında hayatını kaybeder. Calvin bu olayı, “çok acı ve derin bir yara” olarak tarif etmesine rağmen, “Rab bize böylesine büyük bir acı verdi. Fakat O da bir Baba&#8217;dır ve bu yüzden çocukları için en iyisinin ne olduğunu O bilir” demiştir. İki yıl sonra bir kızları olur fakat bu çocuklarını da yüksek ateşten dolayı kaybederler. Ardından üçüncü bir çocukları olur fakat onu da aynı şekilde ölüm beklemektedir. Calvin ve Idelette, bütün bu acıların ortasında Rab&#8217;be hizmet etmeye ve O&#8217;nun yüceliği için hayatlarından vazgeçmeye hazır bir şekilde yola devam etmektedirler. Bütün bu olanların üzerine Papa yanlıları Calvin hakkında, “ Bu alçak, Idelette ile evlendi. Bu güzel kadın en verimli olduğu dönemde olmasına rağmen, bu adi adamın adı yeryüzünde daha fazla bulunmasın diye ona bir çocuk veremedi”. diyorlardı.  </p>
<p>Avrupa&#8217;da Michael Servetus adında sapkın öğretilere inanan bir kişi vardı. Servetus üçlübirliği reddediyordu ve bu inancını  belirten iki kitap yazmıştı. Servetus bu inancı yüzünden vatanı İspanya&#8217;dan kaçmak zorunda kalmıştı. Fransa&#8217;ya geldiğinde Katolikler Servetus&#8217;u yakalayarak hapse atmışlar ve daha sonra mahkemede yargılayarak Tanrı&#8217;ya karşı küfretme suçundan dolayı ölüm cezasına çarptırmışlardı. Fakat bu kişi her nasılsa hapishaneden kaçmayı başararak Cenevre&#8217;ye gitmişti. Bir gün Calvin kilisede vaaz verirken, vaazın tam ortasında Servetus içeriye girdi ve kim olduğu anlaşılır anlaşılmaz yakalandı. Protestanlar da Servetus&#8217;u Katolikler kadar sevmiyorlardı. Böylece Servetus, yargılanmak üzere bir mahkemeye çıkarıldı. Calvin de uzman tanık olarak bu mahkemeye çağrıldı. Daha önce geçen 15 yılda Servetus&#8217;un Calvin&#8217;e bazı mektuplar yazmış olduğu ve bu mektuplarında Calvin&#8217;le fikir çatışmasına girmek istediği ortaya çıkmıştı. İşte bu nedenle Calvin, Servetus&#8217;un öğretisinin ne olduğunu çok iyi biliyordu. Servetus herşeye rağmen üçlübirliğe karşı olan inancında ısrar etti ve herkesin önünde bunu kabul etmediğini açıkça belirtti. Bu mahkeme süresince Calvin, Servetus&#8217;a yol göstermek niyetindeydi. Onunla müjdeyi paylaşarak, içinde bulunduğu yanlıştan onu kurtarmaya çalıştı fakat Servetus her seferinde bunu reddetti. Mahkemenin son duruşmasında hakim, Servetus&#8217;u ölüm cezasına çarpttırdı. Calvin, inanılmaz bir merhamet ve acıma duygusuyla hakime giderek; ölüm cezasının kaldırılmasını, daha farklı bir ceza ile cezalandırılmasını istedi. Calvin&#8217;in bu isteği hakim tarafından reddedildi ve Servetus, Cenevre&#8217;de diri diri yakılarak öldürüldü.  </p>
<p>Calvin&#8217;in Katolik yetkililerden kaçarak Fransa&#8217;ya gittiği dönemlerde Servetus ona bir mektup göndererek buluşmak ve neden üçlübirliğe inandığını kendisine açıklamasını istemişti. Calvin o gün hayatını tehlikeye atarak Servetus&#8217;la buluşmak üzere Paris&#8217;e gitti. Fakat Servetus randevuya gelmemişti. Buradan da anlaşılacağı üzere Calvin, Servetus&#8217;u kazanmak için tekrar tekrar çaba sarfetmişti. Reform&#8217;a veya Calvinizm&#8217;e karşı çıkanların Calvin&#8217;in adını kötülemek için kullandıkları bu olayda aslında Calvin&#8217;in hemen hemen hiç rolü yoktur. Calvin&#8217;in argümanlarını ve teolojisini beğenmeyip, çürütemeyenler her zaman “Calvin, Servetus&#8217;u yaktı!” diye bağırmaya devam edeceklerdir. Fakat tarih bize tamamen farklı bir şey söylemektedir. Yukarıda anlatılanlara ek olarak verilebilecek başka bir yararlı bilgi de, Calvin&#8217;in Cenevre&#8217;de vatandaş statüsünde bile olamamasıdr. Bu yüzden Servetus&#8217;un yakılmasını istese bile bu yönde oy kullanma yetkisine de sahip değildi. Daha önce şiddetli bir şekilde kovulduğu bu şehirde böylesine bir yetkiye sahip olduğu söylenemez.   </p>
<p>Bütün bu skandallar, dedikodular ve suçlamaların ortasında Calvin Rab&#8217;be bütün yaşamını sunmaya devam ediyordu. Hristiyan İnancının Temelleri kitabını 7 kez yazdı ve 6 bölümden 80 bölüme kadar genişletti. Bu kitabı 3 kez Fransızcaya çevirdi. Cenevre&#8217;de yaşamış olan ve Calvin&#8217;i çok yakından tanıyan bir kişi şöyle demişti: “Gece ve gündüz, Rab&#8217;bin önünde bir an bile çalışmayı bırakmadı”. Cenevre, Calvin&#8217;in bunca yoğun çalışmaları neticesinde ahaki yapısını gerçekten de değiştirmişti. Calvin 1536 yılında Cenevre&#8217;ye geldiğinde bu kent, genelevleri ve birahaneleri ile meşhurdu. Calvin şehre geldikten sonra fahişeler genelevleri bırakmaya ve insanlar artık içki içerek sarhoş oldukları bu birahanelere uğramamaya başlamışlardı. Cenevre&#8217;de çok büyük bir değişim yaşanmıştı ve insanlar Tanrı Sözü&#8217;nün vaaz edilmesi altında yaşamaya çağrılıyorlardı.Bir zamanlar Sodom ve Gomorra gibi olan bu şehir şimdi yeni bir Yeruşalem&#8217;e dönmüştü. İskoç Reformcu John Knox, Kraliçe I. Mary&#8217;nin zulmünden kaçarak Cenevre&#8217;ye gelmişti. Knox, bu şehirdeki Tanrı sevgisine ve tanrısallığa hayran kalmıştı. Arkadaşlarına yazdığı mektupta şunları yazmıştı:  </p>
<p>“Elçilerin yaşadıkları günden itibaren dünya üzerinde kurulmuş olan en mükemmel Mesih&#8217;in okulu burasıdır. Diğer yerlerde de Mesih&#8217;in vaaz edildiğini biliyorum ama ben daha önce dünya üzerindeki hiçbir yerde davranış şekillerinin, hayat biçimlerinin ve dinin böylesine içtenlikle değiştirildiğine tanık olmamıştım”  </p>
<p>Calvin aktif bir misyoner ve kilise kurucusuydu. Çoğu kişinin görüşü, “Calvinistler önceden belirlenmişliğe inandıklarından, müjdecilikle ilgilenmemeleri normaldir” şeklindedir. Fakat Calvin bunun tam tersini söylemiştir : “Tanrı insanları seçtiğinden dolayı, bizler Tanrı&#8217;nın bu yüce görevine katılmalıyız. Çünkü bu seçilmişlik aracılığıyla insanların Mesih&#8217;e gelecekleri ümidi vardır”. Calvin yazmış olduğu “Hristiyan İnancının Temelleri” adlı kitabında da bu soruya cevap verir: “Seçilmişlik ya da önceden belirlenmişlik öğretisinin içerisinde yüce görevi yerine getirme kavramı var mıdır?” Kitapta Calvin şöyle der: “Bizler, bu seçilmişlerin arasında kimler olduğunu bilemediğimiz için tanıştığımız herkesi sahip olduğumuz kurtuluşu ve esenliği paylaşmaya çağırıyoruz”  </p>
<p>18 .yüzyılda yaşamış ve Amerika&#8217;daki “Büyük Uyanış”ın en önemli iki baş karakteri olan George Whitefield ve Jonathan Edwards&#8217;da Calvinisttiler. Bu inanışla Amerika&#8217;nın doğu sahili de dahil olmak üzere baştan aşağı bütün eyaletleri gezerek vaaz verdiler ve müjdeyi duyurdular. Bunun sonucunda da binlerce kişi Mesih&#8217;e geldi.  </p>
<p>10 yıllık süre içerisinde Cenevre&#8217;ye gelen göçmenlerle birlikte kentin nüfusu ikiye katlandı. 1550 yılının başlarında Calvin&#8217;in ortaya attığı bir görüşe göre her sığınmacı kendi ülkesine geri dönmeli ve Kutsal Kitap&#8217;a uygun olarak Müjde&#8217;yi ülkesinde yaymalıydı. Calvin ve beraberindeki pastörler bir plan yaptılar. Sadece insanları Fransa&#8217;ya geri göndermekle kalmayıp, önce eğitimleriyle ilgilendiler. Calvin ve öğrencileri arasındaki ilişkileri o denli yakındı ki, bu kişiler eğitimlerini tamamlayıp ülkelerine döndükten sonra aradan yıllar geçmiş olsa da, mektuplar aracılığıyla Calvin&#8217;e danışır ve ondan fikir alırlardı. Calvin&#8217;in yaşamının sonuna kadar Fransa&#8217;daki müjdecilik hareketlerinde çok büyük bir artma olmuştu. 1555 yılında Fransa&#8217;da birçok kilise kurulmuştu. 1559 yılına gelindiğinde bu kiliselerin sayısı yaklaşık 100&#8242;ü bulmuştu. 1562 yılına gelindiğinde ise bu kiliselerin sayısı tam olarak 2150&#8242;ye varmıştı. Fransa&#8217;da kurulan kiliseler inanılmaz bir hızla büyümeye başlamışlardı. Bu kiliseleri kuranlardan biri Calvin&#8217;e bir mektup yazarak şunları demişti: “Tanrı öylesine olağanüstü yollardan çalıştı ki, bizler artık 4000-5000 kişiye vaaz vermek zorunda kalıyoruz”. Montpellier&#8217;den Calvin&#8217;e gelen başka bir mektupta da, “ Rab&#8217;bin müjdesini duymak isteyen o kadar çok kişi var ki, artık Pazar günleri toplam 5000-6000 kişiye vaaz veriyoruz”. Calvin Avrupa&#8217;daki birçok farklı ülkeye müjdeciler yetiştirdi ve gönderdi. Bu ülkelerin arasında İtalya, Hollanda, Macaristan, Polonya, İngiltere, İskoçya, İspanya da bulunmaktaydı. Brezilya&#8217;da kurulan ilk topluluklar da Calvin&#8217;in atayarak gönderdiği pastörlerin çalışmalarının sonucunda oluşmuşlardı. Calvin yazdığı bir mektupta tüm bunları neden yaptığını şöyle özetlemektedir:  </p>
<p><em>“Bizler elimizden gelen bütün çabayı göstererek Tanrı&#8217;nın yüceltilmesi için gayret etmeliyiz; öyle ki tüm dünya O&#8217;nun önünde toplansın. Gerçek bir Hristiyan&#8217;ın içinde her zaman diğerlerini de Mesih&#8217;e çekme arzusu olacaktır. Bu bir Hristiyan&#8217;ın sorumluluğudur! Bizler Mesih hakkında bilmemiz gereken şeyleri sadece kendimize saklamak için değil ama tüm bu gerçeklerin Mesih&#8217;i tanımayan kişilerce de bilinmesine çaba göstermeliyiz. Tanrı&#8217;nın görkemini ve iyiliğini her bir ulusa bildirmek bizim görevimizdir”  </em></p>
<p>Calvin haftada 5 kez vaaz veriyor, üniversitede öğretiyor, kilise sorunlarıyla ilgileniyor, kitap ve tüm Kutsal Kitap üzerine yorum kitapları yazıyordu. Her gün yalnızca 5 saat uyuyan, kronik hastalıklara sahip olan ve Tanrı&#8217;nın görkemi için devamlı çalışan bedeni artık son nefesini vermeye yaklaşıyordu. Ölüm döşeğinde yatarken bile Hezekiel  kitabı üzerinde yazdığı yorum kitabını bitirmekle uğraşırken, yakın arkadaşı Theodore Beza, “Yeter artık, lütfen gücünü harcama, çok hastasın” diye onu uyardığında Calvin, “ Rab beni almak için geldiğinde, beni tembel ve boş otururken görmesini mi istersin” dedi. 27 Mayıs 1564&#8242;te Hezekiel yorum kitabını tam olarak bitiremeden Calvin, görkemi için aşağılandığı, zulüm gördüğü, kendisini inkar ettiği ve hayatından vazgeçtiği Tanrısıyla buluşmak üzere 55 yaşında gözlerini yaşama kapadı. Calvin&#8217;den kurtulmak isteyen ve ona karşı derin bir nefret besleyen Papa IV. Pius onun hakkında şunları söyledi :  </p>
<p>“Bu heretik için para hiçbir zaman çekici olmadı. Eğer böyle hizmetkarlarım olsaydı, hükümdarlığım kıtadan kıtaya yayılırdı”.  </p>
<p>John Calvin&#8230; 1509-1564&#8230;<br />
<em><br />
Çeviren: Yüce Kabakçı<br />
Bu yazı www.yucelutuf.com&#8217;un izniyle yayınlanmaktadır.<br />
Kullanmak, dağıtmak ve çoğaltmak isteyenler yucelutuf@gmail.com&#8217;a mail atabilirler.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/john-calvin-biyografi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Reformasyon Dönemi</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/reformasyon-donemi/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/reformasyon-donemi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2010 20:57:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Reform]]></category>
		<category><![CDATA[protestan reformu]]></category>
		<category><![CDATA[reformasyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=365</guid>
		<description><![CDATA[Diğer ülkelerin aksine en az can kaybı olan, sıkıntının en az olduğu ülke İskoçya&#8217;da, reform gerçeğinin John Knox&#8217;un yönetimi altında yapıldığını görüyoruz. İyi bir vaiz olmasına rağmen Calvin gibi iyi bir düşünür olmayan Knox, önceleri bir Roma Katolik rahibiydi. Roma kilisesi tarafından öldürülen Protestan George Wishart&#8217;ın etkisinde kalıyor. Katolik yanlıları Fransızlar tarafından Saint Andrew kalesinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/10/reformasyon.jpg" alt="reformasyon" title="reformasyon" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-366" /><br />
Diğer ülkelerin aksine en az can kaybı olan, sıkıntının en az olduğu ülke İskoçya&#8217;da, reform gerçeğinin John Knox&#8217;un yönetimi altında yapıldığını görüyoruz. İyi bir vaiz olmasına rağmen Calvin gibi iyi bir düşünür olmayan Knox, önceleri bir Roma Katolik rahibiydi. Roma kilisesi tarafından öldürülen Protestan George Wishart&#8217;ın etkisinde kalıyor. Katolik yanlıları Fransızlar tarafından Saint Andrew kalesinin işgaliyle bir seneden fazla esir kalan Knox, beden ile ruhun çekişmesini, dünya ile olan mücadelesini deneyimliyor. Mary&#8217;nin hükümranlığı sırasında, Franfurt&#8217;a gidiyor ve buradaki Anglikan taraftarlarıyla kendi tutucu püritan görüşlerin çekiştiğini görüyoruz. Vaazlerinde, kadınların yönetici olamayacağını söylemesi, Calvin&#8217;in bile şaşırmasına neden oluyor.<span id="more-365"></span> Bu, reformasyonu yerleştirmesinde bir zorluktu onun için. 1559&#8242;da İskoç İnanç açıklamasını oluşturuyor. Westminster standartlarının uyumlanana kadar bu inanç açıklaması kullanılıyor. 1572&#8242;de ölen Knox, bütün görüşlerini Calvin&#8217;den alıyor ki; devlet ve din ilişkilerinde, kadınlar konusunda ayrıma düşüyor onunla.</p>
<p><em>Püritanizm nedir ? Öncüleri kimlerdir ? Bugüne kadar reformasyonun gelişiminin özeti.</em><br />
Püritanizmin sözlük anlamı: Püritan görüşleri doktrini (1). Püritanizmin tarih içerisinde almış olduğu evrim ve çeşitlilik, Püritanizme dair monist bir tanımlama getirmeyi güçleştirmektedir. Ünlü tarihçi Christopher Hill&#8217;in dediği gibi &#8221; Püriten &#8221; sözcüğü birçok yalnış anlama ve karıştırmayla hastalıklı bir hal almıştır. Öyleyse, öncelikle Püritanizmin karakterinde varolan bu çeşitlilik çözümlenmeye çalışılmalıdır (2). 16 ve 17. yüzyıllarda, 1. Elizabeth&#8217;in İngiliz kilisesinde başlattığı reformist harekete karşı çıkan, kendini &#8221; saflığı &#8221; aramak olarak tanımlayan bir Protestan doktrin ve ibadet şeklidir (3). 16. yüzyılda, M. Luther ve J. Calvin&#8217;in öncülüğünde Katolik kilisesine ve Papa&#8217;nın otoritesine karşı girişilen Reform hareletinin sonucunda doğmuştur ( 1529 ).</p>
<p>Püritanizmin atası Protestanlık diyorsak, öncüleri: Luther, Calvin, Zwingli, Bucer, Knox&#8217;dur. 16. yy. Avrupa&#8217;sında reform hareketi ( öze dönüş hareketi ) özellikle Zürih&#8217;de Ulrich Zwingli, Strazburg&#8217;da Martin Bucer, Cenevre&#8217;de John Calvin, Wittenberg&#8217;de Martin Luther önderliğinde yayılmaya başladı. Episkopal ve papalık sistemini kabul etmeyen İskoçyalı Protestanlar, Presbiteryen sistemi oluşturdular. İlahiyatçı John Knox&#8217;un çalışmalarıyla Prespiteryenlik İskoçya&#8217;da güçlendi (4). Reformun ilkeleri, Rotterdamlı Erasmus tarafından atılmıştır ( 1466 ). İngiltere&#8217;de John Colet ve Sir Thomas More ile birlikte çalıştı. 1517&#8242;de, Luther&#8217;in 95 maddelik tezini Wittenberg kilise kapısına çakması ile de başlamıştır. Almanya&#8217;da reform, farklı akımlara yol açtı. Zwingli, Zürih&#8217;de oluşturduğu dinsel yönetim çevresinde; devleti ve kiliseyi Tanrı&#8217;ya hizmet amacıyla birleştirdi. Calvin tarafından Basel&#8217;in takibinde Cenevre&#8217;de sınandı. 1534&#8242;de başta kral 8. Henry&#8217;nin bulunduğu Anglikan kilisesi kuruldu. Protesto hareketinin yaygınlık kazanması, reformasyonun ve çeşitli kiliselerin doğmasıyla sonuçlanmıştır.<br />
<strong><a href="http://www.hristiyan.gen.tr/forum/reformasyon-donemi-t138.html">DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN!</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/reformasyon-donemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlıksız Varlık</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/sagliksiz-varlik/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/sagliksiz-varlik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2010 16:56:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıksız varlık]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=362</guid>
		<description><![CDATA[Keşke her yapı sapasağlam olsaydı. Depremlerde çöken konutlar, sele kasırgaya dayanamayan binalar, emekçilerin canını yutan ocaklar. Ve en önemlisi, yaşam yolculuğu bozukluğa, kötülüğe her an açık olan insan. Onun yaratılışına ve sonrasına ilişkin şunlar yazılmıştır: &#8220;Tanrı insanı kendi benzeyişinde yarattı. Onu Tanrı’nın benzeyişinde yarattı; onları erkek ve dişi yarattı&#8221; (Yaratılış 1:27). &#8220;Tanrı insanı doğru yarattı; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/10/sagliksizvarlik.jpg" alt="sagliksiz varlik" title="sagliksiz varlik" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-363" /><br />
Keşke her yapı sapasağlam olsaydı. Depremlerde çöken konutlar, sele kasırgaya dayanamayan binalar, emekçilerin canını yutan ocaklar. Ve en önemlisi, yaşam yolculuğu bozukluğa, kötülüğe her an açık olan insan. Onun yaratılışına ve sonrasına ilişkin şunlar yazılmıştır: &#8220;Tanrı insanı kendi benzeyişinde yarattı. Onu Tanrı’nın benzeyişinde yarattı; onları erkek ve dişi yarattı&#8221; (Yaratılış 1:27). &#8220;Tanrı insanı doğru yarattı; ama onlar pek çok düzen aradılar&#8221; (Vaiz 7:29). Budur üzücü gelişim.</p>
<p>Kutsal-kusursuz Yaratan elbette bozuk insanı yaratamazdı. O’nun Yaratıcı’lığına inanan, her yapıtı kusursuz yaptığını kabul eder. O şu bilgiyi verir Kutsal Sözü’nde: &#8220;Yüceliğim için yarattğım, ona biçim verdiğim, evet kendisini oluşturduğum, adımla çağrılan her insanı ‘getir’ diyeceğim&#8221; (Yeşaya 43:7). Yazıklar olsun! Yaşam düzeniyle Yaratanı’nı yüceltmeye yaratılan insan tam tersine, yapıcısına yüz karası olmuş: &#8220;Tanrı’nın adı uluslar arasında sizin yüzünüzden kötülenmektedir&#8221; diye yazılıdır din bağlılarına (Romalılar 2:24). Ne denli acıklı bir görünüm, değil mi?</p>
<p>İnsan tarihin hangi döneminde bozuldu? Atalarımızın Tanrı istemini bir yana itip iblisin istemini uyguladıkları an! Atalarımız iblise uyruk olmayı seçti, kutsal kusursuz yaşamdan günahlı yaşama geçti. Bunu kişisel karar ve istekleriyle yaptılar. Ve tüm insanlık ailesinin başı, kökeni, pınarı niteliğinde bu güzelim soyun her kuşağını, her canını boyunlarına aldılar. Kutsal Söz buna ‘Özgün ve Kalıtımlı Günah’ demiş. Yapımız çürüktür. Irk, ulus, dil, din, siyasi tutum, eğitim ve daha her ne varsa, temelde hepimiz günah yargısı giymiş sağlıksız Adem çocuklarıyız. Birinin Adem’e dayanmadığını savlaması, elmanın elma ağacında yetişmediğini savunması gibidir. Ama hiç kimse salt Adem’in günahlılığı sonucunda yargılanmaz. Herkes özgür isteğiyle günah işler, ardından da din şartlarına, törelerine sarılarak günahını sildirmeye çabalar. Çürük elmanın çürüklüğünü gidermeye çabalamak gibidir bu.<br />
<span id="more-362"></span><br />
Ademoğlu Yaratan’ın başlangıçta verdiği ruhsal dinçliği, doğruluğu, kutsallığı, sevgiyi hakkı, adaleti yitirdi. Günah yaşamın her yanına dal budak saldı. Bu sonuç aklı, isteği, eylemleri olumsuz biçimde etkiledi, güzeli çirkinleştirdi. Ruhsal kavram yitirilmiş bulunuyor.. Bozuk akıl bozuk istekler enikler: Bencil, kapkaççı, çalımcı, çıkarcı, inatçı, karalayıcı, büyüklenici, göz dikici, hak çiğneyici, sömürücü, terör yöntemleri bulucu, baskıcı, işkenceci, kinci, sövücü, gözdağı verici, öç alıcı, kendi kendini mahvedici. Göstergelerin tümü çürük yapılı insana yönelik..<br />
Sağlıklı, erdemli tutum hepimizin gözü önünde. Bunları uygulamaya çağrı açık açık belirtiliyor. Ne etmeli ki, ademoğlu bir sürü sağlıksız isteğe bağlı. Günaha tutsak kişi onlardan kaçacağı şeylere seğirtir, sığınacağı değerlerden uzaklaşır. İğreneceği şeyleri özler, özeneceği şeyleri teper. Yereceği şeyleri över, öveceği şeyleri yerer. Bu tutum, çürük yapının varlığa egemen kesilmesinden kaynaklanmakta. Yaratan’ın böyle dengesiz bir varlık yaratmadığı kanıt mı ister? Günahlı insanın içinden dışarıya fokur fokur irin birikintisi çıkmakta: Günah çıkartısı.</p>
<p>Hak adalet sözleri hep duyulur, öte yandan da çiğnenir. Yargı kuruluşları yasaları işlerliğe koymaya çalışır. Ne yazık; birçok alanda bunu kesinleştiremez. Tanrı’nın On Buyruk’u adalet gereğini duyurur. On Buyruk’un her biri çiğnenmiş. Tanrı adaletin uygulanışından vazgeçemez. Yasayla, şeriatla, sevapla düzeltilemeyen adalet ağlamakta. Bu savsaklığa karşı Tanrı sağlayışı sunulmakta: İnsanın günahını günahsız İsa Mesih yüklendi.  Zedelenen adaletin dileğini Mesih ödedi. Adaleti sarsan insanın sağlığı yitiktir. Adaleti zorlayan insan bunu kavrayıp imanla Rab İsa Mesih’e sığınınca, hem adaletsizliği kaldırılır, hem de İsa Mesih’in doğruluğuyla donatılır o.</p>
<p>Tanrı kayrasıyla kurtuluşa eren şu  içtenlikli ikrarı yükseltir: &#8220;Bedenin ve düşük aklın istekleri neyse onu uyguladık. Bütün ötekiler gibi, biz de doğal yapımız gereği tanrısal öfkenin çocuklarıydık&#8221; (Efesoslular 2:3). Günahlı insan kurtarıcı İsa Mesih’in bağışlamalığıyla arıtılıp affedilince bağış gönencinde yaşayana doğrultulan Tanrı buyruğu şu olur: &#8220;Bir zamanlar böyle yaşarken, siz de vaktinizi bunlarla geçiriyordunuz. Ama şimdi bunların tümünü üzerinizden atın; Kızgınlığı, öfkeyi, kötülüğü, sövücülüğü, ağzınızdan çıkabilecek kirli sözleri. Madem ki eski insanı yaptıklarıyla birlikte kesip attınız, öyleyse birbirinize yalan söylemeyin. Bunun yerine bilgide yenilenen, kendisini yaratana benzeyen yeni insanı giyindiniz&#8221; (Koloseliler 3:7-10).</p>
<p>Ademoğlu niçin içtenlikli sevgiyle sevemiyor? Niçin candan affedemiyor? Niçin kincilik besliyor? Niçin barışı geliştiremiyor? Niçin adalet kapsamında yönetilemiyor, hem de bu düzeyde yönetemiyor? Niçin yıkıcı duyguları bastıramıyor? Haksızlığa katlanacak yerde niçin haksızlığı haksızlıkla karşılıyor? Çünkü bu tür erdemli davranışlar sadece sağlam ve kutsal bir yürekten kaynaklanabilir. Öte yandan hasta yüreğin ürünü, kaynağına özgü bozukluk çıkartısıdır. Kaynağın neyse sen de osun!</p>
<p>Atamız Adem’le başlayan günah kişisel sorundur. Sonra da toplumsal ve evrensel sorun. Günah bozukluğuyla etkilenmeyen yön yoktur. İşte Kutsal Söz’ün yargısı: &#8220;Bir tek insan yüzünden günah nasıl dünyaya girdiyse günah yüzünden de ölüm dünyaya girdi. Böylece bütün insanları ölüm sardı. Çünkü tümü günah işledi&#8221; (Romalılar 5:12). Bir inancın denektaşı, günah sorununa nasıl yaklaştığı, günahtan arıtılma gereğini nasıl ele aldığıdır. İncil’in her günahlıya müjdesi şudur: &#8220;Ama Tanrı kayrasının ve armağanının bir tek insanın —İsa Mesih’in— kayrasında bunca kişi yararına bollukla dağıtılması daha kesindir&#8221; (Romalılar 5:15). Buna senden ne yanıt gerekir?</p>
<p><strong>Yazan: Thomas Cosmades</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/sagliksiz-varlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anlamsız Yaşam</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/anlamsiz-yasam/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/anlamsiz-yasam/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2010 16:49:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[anlamsız yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/anlamsiz-yasam/</guid>
		<description><![CDATA[Yaratan’ın varlığa armağan ettiği şu gözler sürekli güzellik, içaçıcılık, yapıcılık görüyor olsaydı yaşam yolculuğu beğeni dizisine, imreni gezisine dönüşürdü. Oysa gördüklerimiz bambaşka! Keşke gözlerim dinmek bilmeyen acılar zincirine tanık olmasaydı. Keşke yeryüzündeki olayları donuklaşmış biçimde görebilseydim. Keşke her olgu ve sonuçlamada canımı yatıştırabilecek gözlükleri bulup takabilseydim. Ne yazık! İsteklerimin gerçekleşemeyeceğini bilerek bunlarla yaşamaya zorunluyum. Gözlerimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2009/10/anlamsizyasam.jpg" alt="anlamsiz yaşam" title="anlamsiz yaşam" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-360" /><br />
Yaratan’ın varlığa armağan ettiği şu gözler sürekli güzellik, içaçıcılık, yapıcılık görüyor olsaydı yaşam yolculuğu beğeni dizisine, imreni gezisine dönüşürdü. Oysa gördüklerimiz bambaşka! Keşke gözlerim dinmek bilmeyen acılar zincirine tanık olmasaydı. Keşke yeryüzündeki olayları donuklaşmış biçimde görebilseydim. Keşke her olgu ve sonuçlamada canımı yatıştırabilecek gözlükleri bulup takabilseydim. Ne yazık! İsteklerimin gerçekleşemeyeceğini bilerek bunlarla yaşamaya zorunluyum.</p>
<p>Gözlerimi şimdiki yaşama açtım, yavaş yavaş dünya göz kapaklarımın önünde sergilendi: Yürek burkan, acıtan, ağlatan bir yeryuvarlağı. Baktım, hizmeti aranılan bir park uzmanı. Çölü güllük gülistanlık ediyor, çirkinliği güzelliğe dönüştürüyor. Aman bilmez kanser ciğerlerini kemiriyor, altı ayda ölümün pençesine boyun eğiyor. O güzelim iş yarıda kalıyor, ailesi ne edeceğini şaşırıyor. Anlamdan yoksun yaradılış!<br />
<span id="more-361"></span><br />
Baktım erdemli bir kadın,  sevgiyle dolu bir anne, sağa sola iyilik eylemleriyle dolu; herkesin övgüsü.. Ne var ki kocası içkiye, kumara, hovardalığa tutsak; aileye ilgisi gitmiş. Üstelik ikide bir karısını pataklıyor. Anne çocuklarına tutkun. Aman, babalarının yolunu tutmasınlar, diyor. Sevgisini yağdırdığı çocuklar annenin huyunu alacak yerde, babanın düzensiz izini tutuyor. Böyle tersleme böylesi sevgiye!</p>
<p>Baktım, dünyaya gözlerini açmaları ellerinde olmayan yavrular. Gün ışığını görmeden ana rahminden kazınanlar var. Doğanlardan kimisi aç, kimisi çıplak, kimisi okumasız-yazmasız, kimisi yuvasız, kimisi ilaçsız, kimisi uyuşturucu kullanan anneden, kimisi de AIDS hastalığına tutulan insandan dünyaya gelmiş. Aralarında ne değerler kaynayıp gidiyor! Dehalar yetişebilirdi bunlardan, insanlığa geniş çapta yardım sunabilirdi, bilimi zenginleştirebilirdi. Ne yazık! Hiçbiri gerçekleşemeyecek. Yorumlanamayan bir yaşam!</p>
<p>Baktım, mitolojide Mars olarak bilinen savaş tanrısı, şu yirminci yüzyılda yaklaşık yüz milyon canı biçmiş, soykırımları uygulamış, krematoryomlar kurmuş, ocaklar kurutmuş, kentleri kül viran etmiş, tüyleri ürperten zalimlikleri işkenceleri eniklemiş ve daha neler yapmamış! Günümüzde terörizmi körüklemiş, insan haklarının yüzüne tükürmüş. Şu haksız adaletsiz ortamı düzeltmeye benim elimden ne gelebilir ki?<br />
Baktım, iki genç. Biri tığ gibi, öbürüyse gül gibi olabilirken, gencecik yaşta ayartılmış. Sigara, marijuana, şırınga derken eroin kurbanı bir erkek ve bir de kız! Sanki kadavra kesilmişler. Düşük beden, çökük omuzlar, sarsık adımlar.. Ve bu korkutucu görünüm dört bucakta genç insanları hep biçmekte. Mezar açmış ağzını! Ve şişirmiş keseyi uyuşturucu tacirleri. Yüzüne tükürülsün kahredici cehennem işkencesinin..</p>
<p>Baktım, Yaratan’ın kusursuzlukta, güzellikte oluşturduğu hava, toprak, sular, canlı varlıklar, bitkiler, kısacası tüm doğa.. Herbirinin kendine özgü sağlığı, çekiciliği belirgin. Ama baştanbaşa bozukluğa, yozlaşmaya, pisliğe bırakılmış güzelim doğa! Kirlenmiş, çirkinleşmiş, kökü kurumuş. Kurulu düzenden yararlanmak, onunla gurulanmak dururken, ademoğlu çevresini bozmuş, herşeyi yozlaştırmış, acılar zinciri oluşturmuş. Bu ne yıkıcılık, ne acımazlık! O güzel düzen neden yitirilmiş!</p>
<p>Baktım, dinler Tanrı-insan, insan-insan ilişkilerini sağlıklı doğrultuya sokacak yerde sen sen, ben ben çatışmalarını körüklüyor, Tanrı doğrultusunda hak, adalet, kutsal yaşam gereğini belirtecek yerde, bireyleri bağnazlığa sürükleyen din baskılarını, dışlamaları kışkırtıyor; yaşam düzeni yerine töreyi, biçimi öğretiyor, iç yaşam parlaklığını tanıtacak yerde, sadece göz boyayan giysiler, türbanlar, başlıklar, sakallarla alemi oyalıyor; açları doyuracak, yaşamı kurtaracak yerde siyasal oyunlarla sinirleri gerginleştiriyor kin saçıyor, adam öldürülsün, terörizm eylemleri yapılsın diye fetva çıkarıyor. Yapmacık davranışla azizlik satıyor ve azizlik ediyor. Anlamsız oyunbazlık!</p>
<p>Baktım, yalan gerçeği karanlığa boğuyor. Hiç ara verilmeksizin saf kafalara yalan pompalanıyor, nicelerin yöntemi tersine gidiyor. Yasasızlık yasasayarları bastırıyor. Adaletsizlik her yana duman attırıyor. Kaba kuvvet güçsüzü sindiriyor. Haksızlık hakka üstün geliyor, hak hukuk tarihe karışıyor. Sevgi inim inim inliyor.  Bilek gücüyle beslenen yetki yetersizi eziyor. Mezarlıklardan ses seda çıkmıyor. Kılıcın gücü kılıçsıza gülüyor. Zalimlik övülüyor; alt edilene, ona zaten bu yaraşırdı deniyor. Bu muydu herkesi eşitlikte, özgürlükte yaratanın öngördüğü ortam? Rafa mı atılacaktı tüm haklar? Böylesi düzensiz dengesiz dünyadan anlam çıkarmak da sanki ne?</p>
<p>Şu bozukdüzen dünyada anlam taşıyan, cana can katan bir ortam  aradım. Bunu bulmak için Tanrı açıklamasına döndüm: Öncesiz çağlardan, yüceliğin parlaklığından; çalkantılı yeryüzüne bambaşka biri gelmiş. İnsan değilken insan bedeni bürünmüş, salt sevgiyle donatılmış, ademoğullarının acılarına katılmış, güçlü eliyle güçsüze yardım sağlamış. Düşmanlıklar zincirini sevgiyle göğüslemiş, bir yanağına vurana öbür yanağı çevirmiş. Birgün O’nu kıskıvrak bağlamışlar, tiye alarak yargılamışlar, sonra da bir tepeye yürütüp iki eşkıya arasında asmışlar. Ama Yaratan’ın peygamberler ağzıyla haber verdiği göksel-evrensel sunu buymuş. O asılınca, üç saat süreyle her yanı karanlık örtmüş, yer titremiş, melekler ağlamış, kurtuluş bulanlar sevinmiş, Ölmüş, O’nu gömmüşler, ama üçüncü gün güçle dirilmiş, yengiyle göklere çıkmış, Kutsal Ruhu’nu göndermiş, kişileri sonsuz cezadan sonsuz yaşama aktaran Kişi olduğunu kanıtlamış. Yeniden gelişinin, hicransız düzeni gerçekleştireceğini her yanda duyurmuş. Anlamdan yoksun varlığa anlam getiren Tanrı sağlayışı meğer buymuş.</p>
<p><strong>Yazan: Thomas Cosmades</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/anlamsiz-yasam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Luigi Padovese Öldürüldü!</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/luigi-padovese-olduruldu/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/luigi-padovese-olduruldu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2010 13:50:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[cinayet]]></category>
		<category><![CDATA[Luigi Padovese]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[şehit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=563</guid>
		<description><![CDATA[HATAY&#8217;ın İskenderun İlçesi&#8217;nde görev yapan Anadolu Episkoposluğu ve Havarisel Vekilli Luigi Padovese, bugün evinde uğradığı bıçaklı saldırıda öldü. Episkopos Padovese&#8217;yi öldüren kişinin 4.5 yıldır şoförlüğünü yapan Murat A. olduğu belirlendi. Murat A. suç aletiyle birlikte yakalandı. HATAY’ın İskenderun İlçesi’nde görev yapan Katolik Kilisesi Anadolu Havarisel Episkoposu Vekili Luigi Padovese, oturduğu sitenin bahçesinde bıçakla boğazı kesilerek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/06/padovese2.jpg"><img src="http://www.hristiyanblog.com/wp-content/uploads/2010/06/padovese2.jpg" alt="" title="padovese2" width="541" height="200" class="alignnone size-full wp-image-562" /></a></p>
<p>HATAY&#8217;ın İskenderun İlçesi&#8217;nde görev yapan Anadolu Episkoposluğu ve Havarisel Vekilli Luigi Padovese, bugün evinde uğradığı bıçaklı saldırıda öldü. Episkopos Padovese&#8217;yi öldüren kişinin 4.5 yıldır şoförlüğünü yapan Murat A. olduğu belirlendi. Murat A. suç aletiyle birlikte yakalandı. HATAY’ın İskenderun İlçesi’nde görev yapan Katolik Kilisesi Anadolu Havarisel Episkoposu Vekili Luigi Padovese, oturduğu sitenin bahçesinde bıçakla boğazı kesilerek öldürüldü. 63 yaşlarındaki Luigi Padovese&#8217;nin cinayet şüphelisi olarak kendisi gibi katolik olan şoförü Murat Altun gözaltına alındı.<span id="more-563"></span></p>
<p>Olay, ilçeye bağlı deniz kenarındaki Karağaç Beldesi Sultanköy Sitesi’nde bugün saat 14.25&#8242;de meydana geldi. Anadolu ve Suriye’deki Katolik kiliselerinin bağlı olduğu Katolik Kilisesi Anadolu Havarisel Episkopos Vekili Luigi, iki katlı binanın ön bahçesinde bıçaklı saldırıya uğradı. Padovese olay yerinde can verdi. İhbar üzerine gelen polis, çevre güvenliği alarak inceleme başlattı. İskenderun’a 2004’de atanan ve çevresinde sevilen bir kişi olan Episkopos Luigi Padovese’nin cesedi Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.</p>
<p><strong>ŞOFÖRÜ GÖZALTINA ALINDI</strong><br />
Episkopos Vekili Luigi Padovese&#8217;yi bıçakla boğazını kesip öldürdüğü iddiasıyla şoförü Murat Altun gözaltına alındı. İskenderun Katolik Kilisesi&#8217;nin müştemilatında kalan Murat Altun&#8217;un katolik ve bekar olduğu belirtildi. Murat Altun&#8217;un ilk ifadesinde, şoförlüğünü yaptığı Hıristiyan din adamı Luigi Padovese&#8217;yi aralarında çıkan bir tartışma sonucu öldürdüğünü söylediği belirtildi. Emniyet yetkilileri ilk belirlemelere göre olayın siyasi bir yönünün olmadığını söyledi. Katolik Kilisesi Anadolu Havarisel Episkoposluğu 10 yıl önce kuruldu. Türkiye’nin yarısından fazlası (480.000 kilometrekare), Akdeniz’den Karadeniz’e, Ankara’dan Irak sınırına kadar olan alandaki kiliseler buraya bağlı.</p>
<p><strong>HATAY VALİSİ: ZANLI YAKALANDI</strong><br />
Hatay Valisi Mehmet Celalettin Lekesiz, Anadolu Kiliseleri Episkoposu Luigi Padovese&#8217;yi bıçaklayarak öldüren zanlının suç aletiyle yakalandığını bildirdi.</p>
<p>Lekesiz yaptığı açıklamada, konunun kendisine intikal etmesinin ardından yaptığı araştırmada, hastaneye kaldırılırken hayatını kaybeden Padovese&#8217;yi öldürdüğü iddia edilen zanlı Murat A&#8217;nın gözaltına alındığını söyledi. Vali Lekesiz, zanlı Murat A&#8217;nın Padovese&#8217;nin yaklaşık 4,5 yıldır şoförlüğünü yaptığının belirlendiğini ifade etti.</p>
<p>Olayı kapsamlı olarak araştırdıklarını kaydeden Lekesiz, şöyle konuştu:</p>
<p>“Padovese&#8217;yi bölgemizde bulunduğu için yakın tanıyoruz. Ölümü hepimizi üzdü. Zanlı suç aletiyle yakalandı. İlk araştırmaya göre konunun siyasi bir tarafı yok. 4,5 yıldır Padovese&#8217;nin şoförlüğünü yapan zanlının psikolojik sorunları olduğunu ve tedavi gördüğünü öğrendik. Padovese&#8217;nin öldürülmesi kişisel bir olay gibi görünüyor. Olayı detaylı bir şekilde araştırıyoruz.”</p>
<p><strong>TERÖRİST SALDIRIYI KINAMIŞTI</strong><br />
Padovese, Süryani Katolik Kilisesi&#8217;nde iki gün önce düzenlenen ilk ayindeki konuşmasında, İskenderun&#8217;daki 6 askerin şehit edildiği terör saldırısını kınamış, askerlere Allah&#8217;tan rahmet, yakınlarına da sabır dilemişti.</p>
<p>Anadolu Kiliseleri Episkoposu Luigi Padovese İskenderun&#8217;un, farklı dinlerin bir arada yaşadığı, farklı kültürlerin beşiği olduğunu vurgulayarak, “Süryani kilisesinin açılması anayasa ve devletin inanç özgürlüğüne verdiği önemin göstergesidir” diye konuşmuştu.</p>
<p><strong>İTALYA&#8217;NIN İZMİR KONSOLOSU CARTA BÖLGEYE GİDİYOR</strong><br />
Anadolu Katolik Kilisesi Episkoposu Luigi Padovese&#8217;nin öldürülmesi üzerine, İtalya&#8217;nın İzmir Konsolosu Simon Carta&#8217;nın bölgeye gitmekte olduğu öğrenildi.</p>
<p>İtalya&#8217;nın Ankara Büyükelçiliği yetkilileri, olayın çok yeni olduğunu ve gelişmeleri yakından takip ettiklerini söyleyerek, Konsolos Carta&#8217;nın İskenderun&#8217;a hareket ettiğini belirtti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/luigi-padovese-olduruldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Matta 27.Bölüm Animasyon</title>
		<link>http://www.hristiyanblog.com/matta-27-bolum-animasyon/</link>
		<comments>http://www.hristiyanblog.com/matta-27-bolum-animasyon/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 May 2010 13:30:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[video]]></category>
		<category><![CDATA[animasyon]]></category>
		<category><![CDATA[matta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hristiyanblog.com/?p=552</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object width="550" height="413"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=11694598&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=00ADEF&amp;fullscreen=1" /><embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=11694598&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=00ADEF&amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="550" height="413"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hristiyanblog.com/matta-27-bolum-animasyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

