‘Bütün Dinler Temelde Aynıdır’ Yanılgısı

Amerika adeta bir kazan gibi. Her çeÅŸit etnik grup ve inançtan gelen birçok insan bir milleti oluÅŸturuyor e pluribus unum, birçok kiÅŸiden teklik oluÅŸuyor. Bizim milli birlik görüşümüz dini hoÅŸgörü kuralının önemi üzerinde ayakta duruyor. Dinsel hoÅŸgörü kuralı bütün dini sistemlere kendini ifade etme ve yasa önünde eÅŸitlik garantisi veriyor. Hiçbir din ne hükümetin ne de yasaların önünde ayrıcalıklı olma hakkına sahip olamıyor. Amerika BirleÅŸik Devleti hükümeti kurucu babalarının arzusu doÄŸrultusunda “milli bir din üzerine” bina olmuyor. Bu nedenle yasalar önünde ayrıcalıklı konumda olabilecek hiçbir devlet kilisemiz bulunmamaktadır.
Eşit hoşgörü kuralı yüzünden aklımıza hiçbir dinin ayrıcalıklı bir iddiasının bulunabileceği fikri gelmemektedir. Yasal dini tolerans, iddia edilen hiçbir değer hakkında bir fikir ileri sürememektedir. Eşit hoşgörü aynı zamanda eşit değer anlamına da gelmektedir. Bu nedenle Hristiyanlar ya da başka din sahipleri kendi inançları hakkında ayrıcalıklı
iddialarda bulundukları zaman bu durumun ortaya koyduğu dar görüş şok ve kızgınlıkla cevap bulmaktadır. Ayrıcalıklı bir biçimde dinsel iddialarda bulunmak milletin yüzüne çarpan bir tokat gibidir.
Altmışlı yıllarda iÅŸaret parmağını havaya kaldırmak sadece ünlü bir futbol takımının liderliÄŸini gösterme simgesi deÄŸil; aynı zamanda ‘İsa Hareketi” denilen bir hareketin üyelerinin Tanrı’ya giden tek yolun Mesih İsa’nın yolu olduÄŸunu göstermek için kullandıkları bir simgeydi. İsa topluluÄŸunun ateÅŸliliÄŸi büyük bir karşı koyma ve düşmanlıkla karşılandı.
YaÅŸadığım en utanç verici an üniversite birinci sınıfta İngilizce dersinde oldu. Halkın oldukça acı çektiÄŸi ve yüreklerini alçalttığı bir dönemdi. Öğretmenimiz eski bir savaÅŸ muhabiriydi ve aleni bir biçimde Hristiyanlık düşmanlığı yapıyordu. Sınıfın ortasında bana bakarak “Bay Sproul, Mesih İsa’nın Tanrı’ya gidilen tek yol olduÄŸuna inanıyor musun?” diye sordu. Sınıfta bütün gözlerin bana çevrildiÄŸinin bilincinde sorunun ağırlığını hissediyordum. Aklım böyle bir durumdan kaçacak delik arıyordu. EÄŸer “evet” desem diÄŸerlerinin bana ne kadar kızacaklarını biliyordum. Aynı zamanda “hayır” desem Mesih İsa’ya ihanet etmiÅŸ olacağımı da biliyordum. Sonunda neredeyse duyulmayacak bir ÅŸekilde homurdandım: “Evet, inanıyorum.” Öğretmen öfkeden gözleri dönmüş bir biçimde bana cevap verdi. Bütün sınıfın önünde, “Bu iÅŸittiÄŸim en dar görüşlü, baÄŸnaz ve küstahça bir ifade. Kendi dininin tek yol olduÄŸunu iddia ettiÄŸine göre sen gerçekten aşırı derecede bencil birisi olmalısın” dedi. Hiç cevap vermeksizin sakin bir biçimde Sandalyeme oturdum.
Ders bittikten sonra öğretmenimle özel olarak konuÅŸmaya gittim. KonuÅŸmamızda ona neden Mesih İsa’nın bana göre tek yol olduÄŸunu açıklamaya çalıştım. Ona Mesih İsa’nın Tanrı’ya giden tek yol olma ihtimalinin hiç deÄŸilse teorik olarak olabilirliÄŸini düşünüp düşünmediÄŸini sordum. Aslında buna imkan olabileceÄŸini söyledi. Bir kiÅŸinin dar kafalı ve küstah olmaksızın da Mesih İsa’nın Tanrılığına inanabileceÄŸi ihtimalinin olup olamayacağını sordum. Mesih’in Tanrılığına inanmamakla birlikte küstah olmaksızın birinin buna inanabileceÄŸim kabul etti. Bundan sonra Mesih İsa’nın Tanrı’ya giden tek yol olmasının sebebinin Mesih İsa’nın böyle öğrettiÄŸi için olduÄŸunu ona açıkladım. Ona Mesih İsa’nın “Yol, gerçek ve yaÅŸam Ben’im; Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez’ (Yuhanna 14:6) dediÄŸini hatırlattım. Aynı zamanda Yeni AntlaÅŸma’nın Mesih İsa için Baba’nın “biricik OÄŸlu” ve “Bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek baÅŸka hiçbir ad yoktur” (Elçilerin İşleri 4:12) dediÄŸine iÅŸaret ettim. Sonra “Mesih İsa’ya baÄŸlılıkla çoÄŸulculuÄŸun modern ruhu arasında ne denli gerildiÄŸimi görüyor musunuz?” dedim. “Mesih İsa öyle söylediÄŸi için benim Mesih’in tekliÄŸine inanmamın mümkün olduÄŸunu görüyor musunuz? EÄŸer ben Mesih İsa’nın tek yol olduÄŸuna ve bunun da sadece benim yolum olduÄŸu için böyle olduÄŸuna inansaydım o zaman bu küstahlık ve bencillikten kaynaklı bir hareket olmuÅŸ olacaktı. O zaman öğretmenim bir kiÅŸinin küstah olmaksızın Mesih İsa’nın tekliÄŸine inanabileceÄŸine kanaat getirdi ve benden samimiyetle özür diledi. Bununla birlikte küstahlık konusundan çok daha ciddi konularda sorular sormaya baÅŸladı. “Kendisine yalnızca tek yolla ulaşılmasını saÄŸlayan bir Tanrı’ya nasıl inanırsınız? Kendisini bir kurtarıcı ve bir imanla sınırlayan bir Tanrı dar görüşlü bir Tanrı olmuÅŸ olmaz mı?”
“Temel Olarak Bütün Dinler Aynı DeÄŸil midir?”
Son incelememizde karşılaÅŸtığımız nokta “KurtuluÅŸa yalnızca tek bir yol saÄŸlayan Tanrı çok dar görüşlü bir Tanrı mıdır” ÅŸeklindedir.
Bu tarz bir soru ile karşılaÅŸmamızın bir nedeni de on dokuzuncu yüzyılda yapılan karşılaÅŸtırmalı dinler çalışmalarının bir sonucudur. On dokuzuncu yüzyılda uzman araÅŸtırmacılar birlikte belli baÅŸlı dinlerin ayırt edici karakteristik özellikleri üzerinde çalışıyorlardı. Burada kullanılan “asıl söz” “özü” sözcüğüydü. Birçok ciddi dinsel çalışmalar “Dinin Özü” ya da “Hristiyanlığın Özü” baÅŸlıklarıyla basıldı. Bütün bu kitaplar dinsel gerçeklerin temel niteliklerin bütün dinlerde olduÄŸu eÄŸilimini gösteriyordu.
Dinler sık sık en alt noktadaki ortak paydalarına indirgeni vermekteydi. Oldukça sık bir biçimde dinin özü “Tanrı’nın evrensel babalığı ve insanın evrensel kardeÅŸliÄŸi” gibi söylemlerle özetleniyordu. Bu nedenle dinlerin yüreklerdeki iÅŸlevinin aynı ÅŸekilde olduÄŸu görülüyordu. “Dinsel inancın dış görünümü ve uygulamaları kültürden kültüre deÄŸiÅŸir, ama amaçlarındaki kök aynıdır” görüşüne çıkılıyordu. Bütün dinler öz olarak aynı ÅŸeyi söylüyorsa o zaman onlar arasında hiçbiri kendisinin deÄŸer olarak ayrıcalıklı olduÄŸunu iddia etmesi mümkün deÄŸildi.
Dinlerin özü hakkındaki bu arayışın dışında ÅŸimdi yeni ve oldukça kabul gören “daÄŸ analojisi” ortaya çıkmıştır. Buna göre Tanrı dağın en tepe noktasındadır ve insan dağın eteÄŸindedir. Dinin öyküsü Tanrı ile iliÅŸki ve birliktelik için dağın doruÄŸuna ulaÅŸmak için insanın gösterdiÄŸi gayretin kaydıdır. Dağın birçok yolu vardır. Bunlardan bazıları dağın tepesine oldukça kestirme olarak giderler. DiÄŸer yollar ise dağın her tarafını dolanan oldukça kıvrımlı yollardır, ama eninde sonunda dağın tepesine ulaşırlar. Böyle bir görüşe göre, yönleri her ne kadar farklı olursa olsun, bütün dinler eninde sonunda aynı yere varır.
“Bütün yollar Tanrı’ya çıkar” tarzındaki inanç sonucunda oldukça hatırı sayılır bir sayıda ekümenik hareketlerin ortaya çıkmasına neden olmuÅŸtur. Birtakım dini çabalar ve hatta Babailik gibi yeni dinler, yeni birleÅŸmiÅŸ bir din altında bütün dinlerin tamamen sentezini ve birleÅŸmesini aramaktadır. Bir keresinde bir Bahai önderi ile konuÅŸmuÅŸtum. Bana bütün dinlerin eÅŸit deÄŸerde olduÄŸunu söylemiÅŸti. İslamla Budizm, Konfuçyüs inancı ile Yahudilik ve Hristiyanlıkla Taoizm arasında var olan ayrılıkları ortaya koydum. Bu kiÅŸi bana İslam, Yahudilik ve diÄŸerleri hakkında bilmediÄŸini ve bildiÄŸi ÅŸeyin bütün dinlerin aynılığı olduÄŸunu söyledi. Bir kiÅŸinin dinlerin neyi kabul edip neyi etmediÄŸini bilmeden nasıl hepsinin aynı olduÄŸu konusunda hüküm yürütebileceÄŸi konusundaki merakımı dile getirdim. Nasıl olur da kiÅŸisel Tanrı görüşünü reddeden Budizm ile kiÅŸisel Tanrı’nın varlığını öne süren Hristiyanlık aynı zamanda doÄŸru olabilir? Aynı iliÅŸkide ve aynı zamanda hem kiÅŸisel bir Tanrı’nın varlığı hem de yokluÄŸu olabilir mi? Ölümden sonra yaÅŸamı reddeden Ortodoks Yahudilikle, ölümden sonra yaÅŸamı kabul eden Hristiyanlık nasıl eÅŸit doÄŸrulukta olur? Kafirlerin öldürülebileceÄŸi konusunu onaylayan klasik İslamın ahlak anlayışı ile düşmanlarınızı bile sevin diyen Hristiyan ahlak anlayışı nasıl eÅŸit deÄŸerde olur?
Bütün dinleri eşit değerde kabul etmenin ancak iki yolu olabilir. Bunlardan bir tanesi gerçekçiliği bir kenara koyarak, aralarındaki bütün belli başlı ayrılıkları bir bir inkar etmek, diğeri ise bu zıtlıkları önemsiz ve inancın esası olmayan bir takım temellere indirgemektir. Son söylediğimiz bizi sistemli bir biçimde aşağıya indirgeme gayretine itmektedir. Böylesi bir eksiltme her dinin hayati önem taşıyan ve kendisini bağlayan esasını soyarak dini en alt düzeydeki ortak paydasına indirgemedir.
Neden böyle bir eksiltmeye gidilmektedir? Belki bunu gerektiren birçok unsur söz konusudur. Belki de bunun en belli başlı nedeni dinsel karmaşayı ve bunların getirdiği kargaşalıkları ortadan kaldırmaktır. Dinsel inançların arasındaki farklılıklar insanlar arasında tartışmalara, aileler arasında düşmanlıklara, dinsel zulmün çeşitli eziyetlerine hatta birçok durumda savaşlara yol açmaktadır. Bu nedenle eğer bizler evrensel bir dinsel öz bulursak bu tarz bir bedel ödemek zorunda kaldığımız tartışmalara bir son vermiş olabiliriz. Bunda asıl amaç barıştır. Ödenmesi gereken bedel de gerçektir.
EÄŸer din hayatın en önemli konularına deÄŸiniyorsa, dini tartışmaların hararetli olması normaldir. EÄŸer biz gerçekle ilgileniyorsak gerçeklik konusundaki iddiaların farklılıklarını reddetmekle hiçbir yere ulaÅŸamayız. Eksiltme yolu ile üretilmiÅŸ barış yanlış ve dünyasal bir barıştır. Burada kargaÅŸa çıkmasını önlemek için barışın olmadığı bir anda “barış, barış” diye bağıran sahte İsrail peygamberlerini hatırlamalıyız. Aynı zamanda Yeremya’nın “Esenlik yokken, ‘Esenlik, esenlik9 diyerek halkımın yarasını sözde iyileÅŸtirdiler” (Yeremya 8:11) ÅŸeklindeki ağıtı buraya tam uygun bir ağıttır.
Dinsel tartışmalarda aranan tek şey hoşgörü kokan bir ortam olmalıdır. Tartışma esnasında söylenilen hiçbir şeyin aslında önemli olmadığını da söylemek gerekir. Her inanan kişinin hakkını korumak kişiyi her türlü dinsel baskı korkusundan uzak tutmaktır. Bir başka deyişle böyle bir tartışmada her birbirine zıt olan taraf aslında kendince doğrudur. Yasa altında farklılıkların eşit hoşgörüye, gerçeğe göre eşit değer taşıdığına dikkat etmeliyiz.
“Tanrı Neden Dar Görüşlüdür?”
Hala dar görüşlü Tanrı’nın kurtulmak için yalnızca tek bir yol bırakması sorununa cevap vermemiÅŸtik. Bu tek bir dinin açıklandığı tek bir kültür içinde yaÅŸayan bir kiÅŸinin kendisini diÄŸer kültürlerden çok daha ayrıcalıklı sanması gibi deÄŸil midir? (Bu sorunun cevabı oldukça kafa karıştırdığı için, Mesih İsa’yı duymamış birçok kiÅŸinin sorduÄŸu bu soru için bir bölüm ayırdım.) Fakat ÅŸimdi kurtuluÅŸ için yalnız tek yol saÄŸlama konusunda Tanrı’nın dar görüşlülüğü sorusunu daha iyi araÅŸtıralım. “Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniÅŸ ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaÅŸama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır” (Matta 7:13). Böylesine dar bir kapıya sahip bir Tanrı nasıl bir Tanrı’dır? Bu soru ciddi bir suçlamayı da içermektedir: Böyle bir Tanrı insanları kurtarmak için gerekli olanı yapmamıştır.
Şimdi bu suçlamayı varsayımsal açıdan ele alalım. Şimdi hem kutsal hem doğru olan bir Tanrı olduğunu düşünelim. Bu Tanrı insanlığı özgür bir biçimde yaratmış ve yaşam armağanını vermiş olduğunu düşünelim. Aynı zamanda yarattıklarına mükemmel bir ortam bahşettiğini ve düzen içinde yarattığı bütün yüceliğinden kendi yarattıklarına paylaşma özgürlüğünü verdiğini düşünelim. Bütün bu durum içinde bu Tanrı’nın üzerlerine ufak bir yasaklama getirdiğini ve bu yasağa uymayanların öleceklerini söylediğini farz edelim. Böylesi bir Tanrı kendi yetkisi çiğnendiğinde yaşam armağanı üzerine ceza getiren bir yasaklama koyma hakkına sahip midir?
Åžimdi doÄŸru iÅŸler yapmayan nankör yaratıkların Tanrı’nın ardında bile bile yasak olanı çiÄŸnediklerini farz edin. Kötülükleri üzerinde yakaladığında onları öldürmek yerine kurtardığını hayal edin. Ataları ilk isyankarlardan olan ve onların isyanları ve itaatsizlikleri yüzünden bütün dünyanın Tanrı’ya itaatsiz olduÄŸu ve her bir insanın “Kendi gözünde doÄŸru olanı yaptığı” (Hakimler 21:25) insanları düşünün. Bu insanlara raÄŸmen Tanrı’nın bu insanları kurtarmadaki kararlılığını ve onlar aracılığı ile bütün dünyayı bereketleyeceÄŸi özel bir armaÄŸanı karşılıksız olarak bir millete verdiÄŸini düşünün. Tanrı’nın bu halkı yoksulluktan ve zalim Mısır firavunun elinde köle olmaktan kurtardığını; bu ayrıcalıklı milletin özgür kalır kalmaz onları özgür kılan Tanrı’ya karşı isyan ettiÄŸini, Tanrı’nın yasasını sürekli olarak çiÄŸnediklerini düşünün.
Bütün bunlara raÄŸmen Tanrı’nın hala kurtarış konusunda niyetli olduÄŸunu, halkının kendisine dönmesi için yalvarmaları için elçiler gönderdiÄŸini düşünün. Bu insanların ilahi elçileri öldürdüğünü ve getirdikleri mesajları alaya aldıklarını, kendi elleri ile ÅŸekil verdikleri taÅŸ putlara tapmaya baÅŸladıklarını, gerçeÄŸin karşısına kendi oluÅŸturdukları dinleri koyduklarını, Yaratan’dan ziyade yaratılana taptıklarını düşünün.
En son olarak kurtarma hareketi olarak Kendi OÄŸlunda Tanrı’nın Kendisinin beden aldığını, dünyaya yargı için deÄŸil, kurtarmak için geldiÄŸini düşünün. Fakat Tanrı OÄŸlunun reddedildiÄŸini, suçlandığını, alay edildiÄŸini, iÅŸkence edildiÄŸini ve öldürüldüğünü düşünün. Buna raÄŸmen O’nu öldüren kiÅŸilerin günahlarının cezaları için Tanrı kendi öz OÄŸlu’nun öldürülmesini kabul ettiÄŸini ve Tanrı’nın Kendi OÄŸlu’nun katillerine af, tam bir bağışlama, bütün günahların bağışlanmasından kaynaklanan aÅŸkın bir esenlik, ölüm üzerine zafer ve tam bir mutlulukta sonsuz hayat bahÅŸettiÄŸini düşünün.
Tanrı’nın acısız, hastalıksız, ölümün ve gözyaşının olmadığı bir gelecek vaadini karşılıksız olarak bu insanlara verdiÄŸini düşünün. Tanrı’nın bu insanlara “Sizden beklediÄŸim tek ÅŸey var. İstediÄŸim ÅŸey biricik OÄŸlu’mu yüceltmeniz ve yalnız O’na tapınıp yalnız O’na hizmet etmenizdir” dediÄŸini farz edin. Farzedin ki Tanrı bunların hepsini gerçekten yaptı ve siz buna raÄŸmen “Tanrı, bu pek iyi deÄŸil, yeterli ÅŸeyler yapmadın” demeÄŸi düşünür müydünüz?
EÄŸer insan gerçekten Tanrı’ya karşı evrensel bir ihanete kalkışmışsa kurtuluÅŸ için neden Tanrı’nın bize saÄŸladığı farklı yollar olsun? Tanrı’ya karşı evrensel isyanın ışığında, asıl soru neden tek yol olduÄŸu konusunda deÄŸil, neden bir baÅŸka yolun olmadığı konusunda olmalıdır. Bu soruyu cevaplayacak baÅŸka bir yol bilmiyorum.
Yazan: R.C. Sproul
Yorumlar
Yorum yapın Geri izleme