tanrı
Westminster İnanç Açıklaması’nın Kısa Katekizm’inde (ilmihalinde) şöyle bir soru yer almaktadır: “Mesih krallık görevini nasıl yapar?” Bunun cevabı, “Mesih krallık görevini, bizleri Kendisine boyun eÄŸdirerek, bizleri yönetip koruyarak, Kendisinin ve bizim bütün düşmanlarımızı zapt ederek ve yenerek yapar” demektedir.
Bizi zevk için ezip geçecek bir Tanrı’ya aslında güvenmemiz ve hatta saygıdan kaynaklı bir korku duymamız mümkün deÄŸildir. Fakat bizlerin uÄŸruna kendi ellerine çiviler çaktırabilecek olan bir Tanrı’ya yürekten bir saygı ve bu saygıdan kaynaklı korku duyarız. Ve yürekten güveniriz.

Bu nedenle, Reform geleneÄŸindeki bir Hristiyan için Tanrı’nın egemenliÄŸinin kurtaran lütfü her zaman esas olandır. Yani Luther’in lütfü vurgulaması, Calvin’in öğretisinde Tanrı hükümranlığını öne çıkarmak ÅŸartıyla lütfün ne denli önemli olduÄŸunun dile getirilmesi ÅŸeklinde yerini bulmaktadır. Her ÅŸeye kadir, her ÅŸeyin sahibi, evrenin hakimi olan o yüce Yaratan o görkeminin ifadesi olarak yaptığı her ÅŸeyi lütfundan dolayı yapmaktadır. Mesih İsa’da bize saÄŸlanan kurtarış, bağışlanma, sonsuz yaÅŸam hep bu hükümran Tanrı’nın lütfunun bize dökülmesidir. Bu geleneÄŸin samimi inanlısının bakış açısı hep bu en zirve noktadan baÅŸlamaktadır.

Yunus peygamber kurtarışın Tanrı’ya ait olduÄŸunu çok iyi bir biçimde bize hatırlatmaktadır. KurtuluÅŸ, insan katılımıyla söz konusu olan bir hadise deÄŸildir. Tamamen ilahi bir biçimde Tanrı elinden bize ulaÅŸan bir olaydır. Baba’nın o seçip çağıran sevgisine göre Mesih İsa’nın kurtaran iÅŸinin Ruh’ça bize uygulanmasıdır.
EÄŸer bu kurtarma iÅŸinde bizim gücümüz, katılımımız olsaydı Tanrı’nın Mesih İsa’daki kurtarış amacına insan istemi karışır ve karışıklık olurdu. Bu nedenle ve İncil’in bize bildirisi doÄŸrultusunda kurtuluÅŸ hiçbir biçimde insanın iradesiyle ve istemiyle gerçekleÅŸen bir olay deÄŸildir. Tanrı’nın evlatları olarak, Tanrı’da yeniden doÄŸuÅŸu alarak doÄŸmamız, yani Mesih İsa’ya samimi bir imanla inanmamız tamamen göklerdeki Baha’ınızın iradesi doÄŸrultusundadır.

İşte, Reform geleneÄŸinde imanını sürdüren samimi bir Hristiyan’ın yaÅŸadığı ve teneffüs ettiÄŸi iman atmosferi Tanrı’nın böylesine muhteÅŸem hükümranlığı içindedir.
Bizler Tanrı’nın muhteÅŸem krallığına hayran olup tapınmayı arzuluyor ve yalnız bunu arıyoruz. YeÅŸaya’daki ÅŸu ayetleri birlikte okuyalım: “Kral Uzziyanın öldüğü yıl yüce ve görkemli Rab’bi gördüm; tahtta oturuyordu, giysisinin etekleri tapınağı dolduruyordu. Üzerinde Seraflar duruyordu; her birinin altı kanadı vardı; ikisiyle yüzlerini, ikisiyle ayaklarını örtüyor, öbür ikisiyle de uçuyorlardı. Birbirlerine şöyle sesleniyorlardı: ‘Her Åžeye Egemen RAB kutsal, kutsal, kutsaldır. YüceliÄŸi bütün dünyayı dolduruyor’. Ser afların sesinden kapı söveleriyle eÅŸikler sarsıldı, tapınak dumanla doldu. ‘Vay başıma! Mahvoldum’ dedim, ‘Çünkü dudakları kirli bir adamım, dudakları kirli bir halkın arasında yaşıyorum. Buna karşın Kral’ı, Her Åžeye Egemen RAB’bi gözlerimle gördüm/ Seraflar’dan biri bana doÄŸru uçtu, elinde sunaktan maÅŸayla aldığı bir kor vardı” (YÅŸa. 6:16).
Ya da Eyü. 42:46′ya bakalım: “‘Dinle de konuÅŸayım9 dedin, ‘Ben sorayım, sen anlat/ Kulaktan duymaydı bildiklerim senin hakkında, ÅŸimdiyse gözlerimle gördüm seni. Bu yüzden kendimi hor görüyor, toz ve kül içinde tövbe ediyorum.”

Bu ve benzeri ayetlere baktığımızda Reform geleneÄŸindeki samimi bir Hristiyan’ı iman ve ibadet için harekete geçiren o muhteÅŸem Tanrı hükümranlığını görebilmek mümkündür. Ancak yaratılana düşen, bu muhteÅŸem Kral’ın önünde eÄŸilip, diz çöküp, yürek secdesiyle secde etmek ve bütün yüceliÄŸi O’na, yalnız O’na vermektedir.
Yaratılmamızın tek ve büyük nedeni aslında Westminster Kısa İlmihali’nde çok açıkça dile getirilmiÅŸtir. Westminster Kısa İlmihali’nin ilk sorusu ÅŸudur: “İnsanın var olmasının, varlığının, yaratılmasının yegane, tek, esas olan amacı nedir?” Hemen bu soruya şöyle bir cevap gelir: “İnsanın varlığının, var olmasının, yaratılmasının tek ve biricik amacı Tanrı’yı yüceltmesi ve sonsuza dek O’ndan zevk almasıdır.”

Yazan: Rev. Prof. Robert Lynn