Eylül, 2009 kategorisindeki yazıları görüntülüyorsunuz

gunah
Hiç düşündünüz mü, neden insanlar dinlenmek ya da tatil yapmak için genellikle şehirden uzak doğayla iç içe olan alanlara kaçar? İlginçtir ki, insanlar huzur bulmak için kalabalıklardan kaçıp tenha ve sessiz göl kenarlarında ya da dağlık bir manzara karşısında oturmayı severler. Neden? Çünkü nerede çok insan varsa orada karışıklık, kavga ve her türlü sorun da var. Tabiat ise içimizde müthiş bir ferahlık ve huzur yaratıyor.
Evet, bir önceki bölümde gördüğümüz gibi ilk insan ve içinde yaşadığı dünya gerçek anlamıyla şahaneydi, oysa insanın şimdiki haline baktığımızda çok farklı, hatta zıt bir manzarayla karşılaşıyoruz. Tanrı’nın benzerliğinden kaynaklanan olağanüstü zihniyeti ve yaratıcılığı kısmen görülse de, insan Aden bahçesindeki barışçıl uyumu ve kutsallığı yitirmiştir.

Tanrı’dan aldığı bütün ruhsal ve zihinsel kabiliyetlere rağmen şu anda yeryüzünde bulunan insan son derece gaddar ve acımasızdır. Bunun en basit ispatını her gün gazetelerde okuyabiliyoruz. İnsan hakikaten garip bir mahlûktur. Bazen en zengin, akıllı ve başarılı insanlar bile en korkunç cinayetlere ve tecavüzlere girişebiliyor. Tabiat çoğunlukla güzelliğini ve masumiyetini koruyabildi, ama insan genel anlamda yozlaştı. Demek ki, insan bir yerde büyük bir değişikliğe uğradı, çünkü ilk başta biz böyle yaratılmadık. Tanrı’nın Sözü, Yaratılış 3. bölümde bu faciaya sebep olan olayı bizlere ayrıntılı olarak aktarıyor…
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN!

Depresyon

Yorum yok

depresyon
Çağın belirgin bunalımları arasında depresyon (ruh-can çöküntüsü) gösterilebilir. Çileli soyumuzu kenetleyen, ne erkek ne kadın, ne sınıf ayrılığı ne de başka bir ayrım gözetmeyen baskı. Eski Antlaşma’da Davut’un önceli Saul bunlardan biridir. Onun krallığında bir çoban olan, müzikçiliğiyle tanınan Davut bir sıra yiğitlik göstererek topluluğun övgüsünü kazanınca, kral Saul’a amansız bir kıskançlık ruhu geldi. Baskı aşırı depresyona dönüştü. Kötü ruh onu yıpratırken Davut’un lir çalmasıyla kral yatıştırılıyordu. Buna karşın birkaç kez Davut’u öldürmek istedi o. En sonunda Saul cinci bir kadından yardım diledi, Tanrı peygamberince yargılandı. Bir savaşta yaralanınca intihar etti, Davut kral oldu. Harcanan bir varlık!

Depresyonu atlatabilenler var, öte yandan Saul gibi sağlık bulamadan tükenler.. Buna karşı kullanılan ilaçlar güçlülük ve sürümlülükte başka ilaçlardan öbek öbek önde; giderek de yükselmekte. Psikiyatri ön sırada beliren doktorluk kollarından. Sorunla ilgili kitaplar, kasetler, videolar rafları dolduruyor. Üniversiteler bilimin önemli bir dalı kılmış onu. Hastalığa oluk gibi para akıtılırken, pek çok kişi çalışamaz duruma düşüyor. Her yerde insanlar psikasten.. İstatikçiler toplumun onda birinin derece derece bu çileyi çektiğini bildiriyor. Belki de ailelerimizde, çok sevdiklerimizin içinde bu dertle çalkalananlar var. Niceler hiç farkında değilken depresyonla boğuşuyor. Ben tutulmam diye atakça konuşabilen yok! Sinir yapısı sapasağlam olarak bilinenler bu bunalımda buluyor kendini. Akıl öylesi duyarlı ki, sarsıntı bindirince gümüş tel kopuveriyor. Ben depresyon geçiriyorum diyerek kendi kendine işkence çektirenler de çok!
okumaya devam edin…

Karakter

Yorum yok

karakter
Genç ekonomist seçkin Ekonomi Okulu’nu başarıyla bitirmiş, prestijli bir şirket onu hemen işe almış, omuzuna geniş sorumluluklar yüklemiş. Kısa zamanda yükselmiş, şirketin yönetim kurulunda oturmaya çağrılmış. Tüm kararların orada verildiği kurul.. Şirkete çok çekici bir iş önerisi geliyor; herkes heyecanlı. Sözleşme gerçekleşirse gelişim çok parlak. Bu önemli işi getiren, sözü geçer iki kişi var heyetin karşısında. Onlarca karakterli ya da karaktersiz olmanın hiçbir önemi yok! Yeter ki para kırılsın. O iki kişi eninde sonunda anlaşmayı bütünlemek için el altından önemli bir bağış diliyor, kısacası rüşvet! Kurulda herkes, ne yapalım iş iştir düşüncesiyle açıktan parayı sunmaya hazır. Sıra genç ekonomiste gelince, „Ben bu karara katılamam“ diyor, “İsa Mesih’e bağlılığım bende temiz karakteri gerektiriyor.” Bir anda tüm kurul üyeleri şaşkın şaşkın birbirine bakışıyor. Oturum dağılıyor, şirket müdürü genç ekonomisti bir kenara çekip konuşuyor: “Şirketin yararı, çıkarı en önde gelen kovalayışımızdır. Sen bunu baltaladın. Başarılı çalışman çok güzel; ama bu yetmez! Bundan böyle yönetim kurulunda yetkin kalmıyor.” Genç ekonomist şirkette kendisine olanakların kısıtlandığını oracıkta anlıyor, başka bir iş aramaya koyuluyor.
okumaya devam edin…

Tolerans

Yorum yok

tolerans
Çok sık duyulan bir savunma sözü: “Dinimiz tolerans dinidir.” Ve ardından kendi kendini kutlama.. Müsamaha ya da hoşgörü anlamına gelen bu kullanımın kökenbilimi, ayrımlı kanış ya da inanca izin vermek, onu serbest bırakmak, ona katlanmaktır. Şu dönemde sık sık duyulan bu uygulamanın gerisinde neler saklıdır? Yerine göre başka başka anlama çekilen bu görüş her dilenen uca esnetilebilir, sağlıklı tutum sanılırken çok sağlıksız sonuçlara yol açabilir. Toleransla ne demek istendiğini kavrayabilmek için konuya Tanrı Sözü’nün ışığı altında eğilmek yararlıdır.

İpin ucu bu sözü kullananların elindedir: “İşime geldikçe kanışında sana serbestlik tanıyorum; ama onu kesebilme hakkı ve yetkisi daima elimde.. Üstünlüğümü tanı, hakkı veren de çekebilen de ben olduğumu anımsa!” Tolerans sözü hakça davranışa saygısı olanın hiç kullanmaması gereken, alt yanı karanlık bir yöntemdir.

Öte yandan özellikle aktöre, sağtöre (etik) değerlerinin kayıp gittiği şu çağda, her eyleme ya da davranışa bile bile göz yumarak ‘eyvallah’ demek toleransın yeni bir kuşanımı. Hiçbir atılımı kınamayacaksın. Kısıtsız seks özgürlüğü mü? Kafaya estiği gibi bir kadını bırakıp başka kadını almak mı, ya da çokevliliği kucaklamak mı? Kumarcılık, içkicilik, uyuşturuculuk, şovenizm, ırkçılık mı? Sanat maskesi altında her tür çirkinlik mi? vb. Tolerans günlerindeyiz, başkalarının işine karışamazsın!
okumaya devam edin…


© 2012 Hristiyan Blog | Hristiyanlık ile ilgili bilgiler ve güncel haberler
Created by Hristiyan.gen.tr
vandelay theme